http://mehmet-urbanplanning.blogspot.com/ iceriginin kopyalanmasi halinde 5846 sayili FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU'na gore yasal islem uygulanir.
Bu sitedeki yazilara yorum yapabilirsiniz, siteye üye olarak kendi sitenizden link verebilirsiniz.

Search This Blog

Loading...

Thursday, December 3, 2009

BERGAMA KENTSEL VE ARKEOLOJİK SİT ALANLARI’NIN KORUNMASINA YÖNELİK POLİTİKALAR 6



VI. BERGAMA KENTSEL VE ARKEOLOJİK SİT ALANLARININ KORUNMASI VE GELİŞTİRİLMESİNE YÖNELİK GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

VI.1. ARKEOLOJİK SİT ALANLARI

Zaman ve insanoğlunun Bergama Antik Kentinde yapmış olduğu tahribat ve erozyon karmaşık bir sorun demeti yaratmaktadır. Isı değişimi, rüzgar, su ve deprem gibi doğal kuvvetlerin erozyonu yanında, insanoğlunun yarattığı yağma ve tahripler, yöreye yerine konmayacak kayıplar vermiştir.
Uluslararası kabul edilmiş kazı, restorasyon ve koruma yöntemleri ile (Venedik Tüzüğü vd.) doğanın bu tarihi anıtlar üzerinde yaptığı aşındırma geciktirilebilir.
Ayrıca iyi planlanmış ve uygulanmış bir tanıtım ve gezi programı, ziyaretçiler ve gelecek kuşaklar için korunacak olan bu kültürel mirasa daha anlayışlı ve bilinçli gözle bakılmasını destekleyecektir.

Bergama Arkeolojik Sit Alanlarında korumanın sağlanması, eserlerin bir bütün olarak kalmalarını ve en iyi şekilde sergilenmelerini sağlamak için özel bir özen gösterilmelidir. Bu işlemlerin en önemlisi, arkeolojik alanlar içinde ve yakın çevresinde gecekondu işgalinin ve kaçak yapılaşmaların önlenmesidir.

Halen açıkta duran parçaların takviyesi, yerlere düşmüş olan kalıntıların korunması önem taşımaktadır. Arkeolojik kalıntıların korunması, üstlerinin örtülmesi, geçici depolama veya sergileme amacıyla yöreden alınması veya uygun olan yerlerde yapının özgün durumunda restore edilmesi gerekmektedir. Yerlere düşmüş olan mimari elemanların toplanarak yeniden bir araya getirilmesi, anastilosis uygulamaları Antik Kente bir bütünlük görüntüsü kazandıracaktır.







“Bergama Arkeopark” uygulaması için yeni bir “Arkeoloji Master Planı “ yapılmalı, arkeolojik araştırmalar birleştirilerek kentin 'Reconstruction Planı' yapılarak, kentin Roma Dönemindeki durumu ortaya çıkarılmalı, arkeoloji, restorasyon, planlama, peyzaj, kent mobilyası ilkeleri doğrultusunda detaylı plan ve projeleri yapılmalıdır.

VI.2. KENTSEL SİT ALANLARI

Bergama Belediyesi sınırları içinde kamu elindeki arsa ve arazi stoku belirlenmeli, bu alanlar özel mülkiyete devir edilmeden, plan kararlarının gerçekleştirilmesi doğrultusunda kullanılmalıdır.

Belediye kentin gelişmesini sağlıklı bir şekilde kontrol edebilmek amacıyla, gelişme konut alanlarında arsa edinmeli ve bu alanların alt yapısını sağlayarak imkanları ölçüsünde konut üretmeli, tasfiye alanlarından tasfiye edilecek kişileri arsa tahsisi, kendi evini yapana yardım, kredi verme ya da konut verme vb. yöntemlerle ev sahibi yapmalıdır. Belediye, Koruma İmar Planı'nın uygulanması ve kamu yararlı kullanımların gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla önemli bir yasal araç olan İmar Kanunu’nun 18. Maddesini (Hamur Kuralı) uygulamalıdır.

Kentsel sit alanı içinde, restorasyon ve onarımların denetlenmesi, yeni yapılacak yapıların, plan eki olan uygulama yönetmeliği ve plan notları çerçevesinde sivil mimarlık örnekleriyle uyumunun sağlanması için Bergama Belediyesi’nde, doğrudan Başkana bağlı bir “Tarihi Çevre Koruma Müdürlüğü” oluşturulmalıdır. Bu Müdürlük, çevre düzenleme çalışmaları ve tek yapı uygulamalarını denetlemelidir. Ayrıca, evini onarmak isteyene plan, proje ve maddi yardım yaparak koruma uygulamalarını desteklemeli, Bergama ile ilgili geliştirilen plan ve projeleri sergiler açarak halka tanıtmalı, broşürler basıp halkın ilgi ve katılımını sağlamalıdır.









Belediye anıtsal ve sivil mimarlık örneklerinin korunmasını sağlamak amacıyla, Kültür Bakanlığı ve diğer ilgili kamu kuruluşları ile, özel sektörün parasal ve teknik desteğini Bergama'ya çekmek amacıyla çalışmalar yapmalı, 'Bergama Koruma Amaçlı İmar Planı' ve buna bağlı geliştirilecek olan projeleri yurt dışında tanıtarak kültürel amaçlı kredi, fon ve yardımlardan kaynak sağlamaya çalışmalıdır.
Zeus Sunağı'nın geri getirilmesi için girişilen çabalar yanı sıra, daha yoğun bir çaba da Bergama'nın kendisinin elden gitmemesi için harcanmalıdır.

VI.3. UYGULAMA SÜRECİ İÇİN BAZI POLİTİKA ÖNERİLERİ

Ülkemizde Koruma Amaçlı İmar Planları, onama sürecinden geçtikten sonra, diğer planlar gibi kendi doğal sürecine terk edilmektedir. Ancak korunması gereken kent parçaları, planın uygulamaya aktif olarak sokulmaması sonucunda kaçınılmaz bir şekilde çöküşe doğru sürüklenmektedir. Bir kaç yıl sonra yeni bir plan süreci başlatılmakta ve bu yöreler zamanla yitirilmektedir. Ayrıca tescilden düşme, sit alan sınırlarında değişiklik yapılması, daraltılması da bu süreci olumsuz etkileyen faktörlerdendir.

Koruma Amaçlı İmar Planı uygulaması imar planları gibi zaman içinde çok fazla yayılmamalıdır. Aktif/eylemsel planlama ve uygulama süreci hakim olmalıdır.
Öncelikle neyi/nasıl korumak gerektiği üzerinde fikir birliğine varılması gereklidir. Sadece taşınmaz kültür varlıkları olan tek yapıları mı, yoksa bütünüyle, tüm öğeleri ile kültür mirasını mı? Maddi ve manevi kültür varlığımızı ve onun doğal çevresini korumak zorundayız. Ancak bunun uygulamadaki güçlüklerini de bilmek, gerçekçi çözümler getirmek açısından yararlı olacaktır.


VI.3.1. YEREL YÖNETİMLERİN YASAL OLANAKLARI / YETKİ VE GÖREVLERİ / KREDİ OLANAKLARI
(Bu bölümün geliştirilmesi için yeni yasal çerçeveye bakılmalıdır, yazarın notu /2009)

1580 sayılı, 1930 tarihli Belediye Kanunu'nun bazı maddeleri Belediyelere koruma ve ıslah konusunda önemli yetkiler vermektedir. Bu kanun oldukça eski olmasına rağmen halen kullanılmaktadır.

Bu kanunun bazı maddeleri aşağıdadır:

Madde 15/35 : "Belediye'ye ait çeşmeleri, sebilleri, park ve havuzları düzenlemek, korumak".

Madde 115 : "Kapalı Çarşı, han ,bedesten, saraçhane, tabakhane, imalathane ve sanathane gibi tarihi kültürel ve sanat değeri olan, ortaklaşa kullanılan ve birbirlerine bağlı olan yerlerin korunması, onarılması ve idamesi için, sahiplerine yapılan bildirimden sonra yapılmadığı takdirde, bunların yapımı Belediyelere aittir".

Madde 159 : "Belediye sınırları içinde, sahipsiz arazi mahiyetindeki, seyrangah, çayır, mer'a, koruluk, yıkılmış kale ve kulelerin, metruk arsaların ve enkazının tasarruf, idare ve nezaketi bütün hukuk ve vecaibi ve geliri ile beraber Belediyelere devir olunur.'

3030 sayılı Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi hakkındaki kanun ve yönetmeliği uyarınca hazırlanan Ankara Büyük Şehir Belediyesi İmar Yönetmeliği'nden bazı örnek maddeler aşağıya alınmıştır:

Madde 90-1: Yeni İnşaat, Tamir ve İhyalar :
"Ankara Sit Alanlarında, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu ve Ankara Bölge Kurulu kararları doğrultusunda mimari karakteri bozulmamak şartı ile mevcut binalara tamir ve ihya, boş parsellerde ise yeni inşaat için ruhsat verilebilir".

Madde 90-2: İnşaat Ruhsatında İmar Çapı Aranmaması” :
"Ankara Sit Alanlarında G.E.E.A.Y.K.'nun 12.04.1980 gün ve A-2167 sayılı kararında yer alan "Geçit Dönemi Koruma Geliştirme Planı" yapılaşma koşullarına göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı, T.K.T.V. Yüksek Kurulu ve Ankara Bölge Kurulu'nca alınan yeni yapılaşma kararlarının uygulanmasında, imar durumunu gösterir çap yerine, kadastral parsel üzerinde yapının oturduğu veya oturacağı kısmı gösterir bir röperli, yoksa ebadı gösterir kroki verilecektir".
Bu madde ile imar planı durdurulmuş olan sit alanlarında eski doku içinde Koruma Kurulu kararları ile yapılaşma mümkün olabilecektir.

Madde 90-3: Cephe Karakterini Koruma :
"Bu alanlarda verilecek tamirat ve tadilat izinleri ile ihya edilecek binaların çevreye uyumlu cephe karakterini koruması şarttır. Tamir ve yeni yapılaşmalarda koruma imar planları uygulama koşulları, T.K.T.V. Yüksek kurulu ve Ankara Bölge Kurulu geçerlidir".

Madde 90-1: “Sit alanlarında taşınmazı bulunan mülk sahipleri şehrin sıhhi şartlarını ve estetiğini sağlamak amacıyla, taşınmazların statik sistemlerinin; çatı, saçak ve tamirlerini yaptırmakla yükümlüdürler. İlgili Belediyesi gerekli gördüğü taktirde bu taşınmaz sahiplerinden çevreye uygun bakım ve tamirat yapılmasını isteyebilir. Yapı taşınmaz kültür varlığı (tescilli) ise, bakım ve tamirat için mal sahipleri mevzuat çerçevesinde kredi talebinde bulunabilirler. Tamiratı gerekli görülerek ilgili Belediyesi tarafından yapılması halinde masraflar mal sahibince karşılanır .”

Bu madde görüldüğü gibi, kentsel sit alanlarında yeni yapılaşma, bakım ve onarım konusunda, koruma alanlarında yetkili olan Ankara Büyük Şehir Belediyesi ve Altındağ Belediyesi'ne büyük olanaklar sağlamakta, mal sahiplerine yaptırım getirmektedir.

Bergama İmar Yönetmeliği’nde yukarıdaki örneklere benzer değişiklikler yapılabilir ve Belediye uygulama için önemli bir araca sahip olabilir.

Kredi konusunda ise; 25.06.1985 tarih ve 18791 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Özel Hukuka Tabi Gerçek ve Tüzel Kişilerin Mülkiyetinde Bulunan Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Onarımına Katkı Fonu Yönetmeliği”, koruma konusunda tescilli yapıların bakım ve onarımı için Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca, ayni, nakdi ve teknik yardımlar ile verilecek kredilerin usül ve esaslarını belirlemektedir.

(3386 sayılı) 24.06.1987 tarih ve 19497 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren “2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun” 'un 5. Maddesinde ise ;

“Koruma amaçlı imar planında kültürel amaçlara ayrılan tescilli yapıların, bu amaçla onarılıp değerlendirilmesi kaydıyla koruma kurullarının karar ve Bakanlığın tasdiki ile belediyelerce kamulaştırılması yapılabilir”.

şeklinde bir ibare eklenmiştir.

Buna Madde Belediyelere, Kentsel sit alanlarındaki Kültürel amaçlı yapıları kamulaştırıp onarım olanağı vermektedir.

Ayrıca aynı maddenin (f) bendinde;

“Sit Alanı olması nedeni ile kesin inşaat yasağı getirilmiş korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parseller, malikinin başvurusu üzerine bir başka hazine arazisi ile yer değiştirilebilir. Üzerinde bina, tesis var ise, malikinin başvurusu üzerine rayiç bedeli 2942 Sayılı Kanunun 11. Maddesi hükümlerine göre belirlenerek ödeme yapılır.”

Burada ise mal sahipleri ile belediye arasında karşılıklı bir anlaşma yapılması olanağı verilmiştir. Kentsel sit alanlarındaki bazı yapılar, bu şekilde takas yapılarak mülkiyeti belediye tarafından elde edilebilir.

Belediyelerin koruma ve çevre düzenlemesi konusundaki, yukarıda bahsedilen bazı yasal olanaklar incelendiğinde mevcut yasal çerçevenin belediyelere koruma uygulaması konusunda geniş olanaklar sağladığı sonucuna varılmaktadır.

Bu olanaklar, belediyelerin son bir kaç yıl içinde artan maddi ve teknik gücü ile birleştirilerek kullanılabilir.

Konu, sadece koruma olmayıp, sıhhileştirme (rehabilitation), yeniden canlandırma (revitalizasyon), koruma (conservation) ve kentsel yenileme (urban renewal) gibi kavramları da içermektedir.

Kentsel koruma ve yenileme çalışmaları kapsamında, tarihi, mimari, görsel ve etnografik değerler taşıyan Bergama sit alanlarının, ölü müze alanları olarak değil, yaşayan ve içinde bulundukları bölge veya kentin planlanmış gelişimine katkıda bulunan çevreler olarak korunması gereklidir.

Kuşkusuz böyle bir yaklaşım için, korunacak ve yenileştirilecek alanlarda başlatılacak ve sürdürülecek eylemler için, gerekli ilk finansman sağlandıktan sonra, bu alana verilmiş olan işlev, bu finansmanı geri döndürecek bir mekanizmaya bağlanmalıdır. Aksi takdirde, kaynakları sınırlı olan Bergama Belediye'sinin kültür amaçlı da olsa geri dönmeyecek meblağlar ödemesi ya çok sınırlı kalır, ya da olanak dışı olur.

Bergama Belediyesi:

1. Döner Sermaye İşletmesi kurabilir,
2. Birlik kurabilir, birliğe ve ortaklığa katılabilir, onarım için özel firmalara, vakıflara yetki vererek uygulama yapabilir,
3. Belediye Bütçesi içinde, ya da Belediye Bütçesi dışında
işletme eliyle yönetme modelini uygulayabilir.

Bu uygulama modellerinden özellikle döner sermaye ve işletme örgütlerinden kentsel koruma ve yenileşme için yararlanabilir. Bu tür örgütler mevcut yasalarla hemen kurulabilirler ve kentsel koruma ve yenileştirmeye ekonomik bir boyut kazandırabilirler.

Proje tamamı içinde, “ÖZEL PROJE ALANI” olarak belirlenen
özellikli kentsel tasarım ve restorasyon alanlarının tespiti ile bu bölgelerin hazırlanacak projeler uyarınca onarım ve kullanımlarının sağlanması mümkündür.

Ancak bu yörelerde, öncelikle altyapının yapılması, mevcut altyapının ıslahına ve telefon, elektrik tellerinin yeraltına alınmasına, üst yapının düzenlenmesine daha sonra geçilmelidir. Özel Proje Alanları’nda, konut işlevinin sürmesi için, bir karar varsa, buradaki koruma ve yenileşmeyi konut yapımını üstlenmiş bir döner sermaye işletmesinin gerçekleştirilmesi için, yasal hiç bir engel yoktur.

Öte yandan bu konutları işlevlerine uygun bir biçimde lojman, öğrenci yurdu vb. amaçla işletmek, yatırımı geri dönüşü olmayan bölgeyi sürekli korumaya yönelik, yasal örgütlü bir davranış olacaktır. Örgütlenme biçimi “Belediye İşletmesi” olan bu işletmenin görev alanı, koruma-yenileşme alanı, bu görevi belirleyen sınırları çizen en önemli araç da Koruma İmar Planıdır.

Bu nedenle; Bergama Koruma Planı üzerindeki tartışmalara son verilerek, planı, korumaya yönelik yasal/hukuksal bir belge haline getirmek gerekir.
Koruma kararları örgütler arası bir karar sürecidir. T.K.T.V. Yüksek Kurulu karar üreten bir kuruluş olmasına karşın, uygulama denetim ve parasal kaynak kullanma yetkisi diğer kamu kuruluşlarına ve özellikle belediyelere verilmiştir. Bu nedenle, Planın onayında Koruma Kuruluna çok önemli görev ve sorumluluk düşmektedir.

Bergama Belediyesi, eski kent kesimlerinin, tarihi ve doğal çevrenin korunmasında, ıslahı ve yenilenmesinde etkin olarak görevlerini yapabilmesi için, şu hususları göz önünde tutmalıdır:

1. Sürekli, planlı, programlı ve projelere dayalı çalışma gerektiren kent koruma ve yenileme çalışmalarında ve uygulamalarında, Merkezi Kuruluşlardan (Kültür ve Turizm Bak. Bayındırlık ve İskan Bak., Maliye ve Gümrük Bak., vb.) Bergama Belediyesi'ne kaynak aktarılması sağlanmalı ve koruma geliştirme amaçl projeler uygulamaya konmalıdır.
2. Koruma ve yenileme konularına ağırlık veren Bergama Belediyesi İmar Programları ilgili bakanlıklarca desteklenmeli ve uygulama için kaynak aktarılmalıdır.
3. Bergama Belediyesi bünyesinde etkili, yetki ve sorumlulukları belirlenmiş, ilgili uzmanlık dallarından (restorasyon, kentsel-koruma, planlama, mimari, peyzaj vb.) oluşturulmuş bir birim kurulmalı, koruma, geliştirme ve çevre düzenleme çalışmalarına hız verilmelidir.
4. İmar Yasası 18. madde (eski 42. madde) uygulanmalı, sosyal donatım için gerekli alanların bir kısmı bu yolla sağlanmalıdır.
5. Koruma ve yenileme alanlarında binasını plan ve programa göre yenileyen ve çevresi ile birlikte düzenleyen veya tarihi eserleri koruyan özel mülk sahipleri teşvik edilmeli, bu kişilere proje ve maddi yardımda bulunulmalıdır.
6. Mülk sahibi bunu belirli bir süre dahilinde yapamadığı ve/veya yapmadığı takdirde Belediye/kamu bu onarımı üstlenmelidir.

Bütün bu önerilerin gerçekleştirilmesi için halkın, Bergamalı' nın katkı ve katılımı en önemli kaynaktır. Korumanın, Bergama'nın eski kent dokusunun yararına halk inandırılmalı, bilinçlendirme çalışmaları okul öncesi çağından başlayarak yapılmalıdır.

Yerel örgütler (muhtarlık, sokak düzenleme örgütleri) aracılığıyla etkin uygulamalar yapılabilir ve sürekli bakım sağlanabilir. Böylelikle, halkın en üst düzeyde, planlama ve uygulama sürecine katılımı, sivil toplum örgütlerinin (dernekler, güzelleştirme dernekleri, vakıflar, odalar vb) etkin desteğinin sağlanması ile demokratikleşmenin yaygınlaşacağı bir ortam oluşabilecektir.

VII. MERKEZİ YÖNETİM POLİTİKALARI

VII.1.MERKEZİ YÖNETİM ELİYLE KORUMA AMAÇLI İMAR PLANI HAZIRLAMA SÜRECİ

Kentsel, tarihi, doğal ve arkeolojik sit alanlarının korunmasının, özellikle kentsel sit alanlarının korunmasının, öncelikle bir planlama sorunu olduğu günümüzde kabul edilmiş bir gerçektir. Önceleri Sit Alanı ya da “Protokol Alanı” olarak belirlenerek kaderi belirsiz bırakılan alanlar, gecikmiş olmakla birlikte son yıllarda planlanma sürecine girmiştir.

2863 Sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası” Madde 17’ye göre ;

“Bir alanın sit alanı olarak ilanı, bu alandaki imar planı uygulamasını durdurur ve Koruma Amaçlı İmar Planı yapılıncaya kadar, Geçiş Dönemi Yapı Şartları Yüksek Kurul tarafından üç ay içinde kararlaştırılır. Yüksek Kurul’ca önerilen bu karar Resmi Gazete’de yayımlanır. İlgili Valilikler ve Belediyeler anılan Koruma Amaçlı İmar Planı’nı onaylanmak üzere en geç iki yıl sonunda İmar ve İskan Bakanlığı’na sunmak zorundadırlar. Belediyeler gerekli görürlerse, plan hazırlık safhasında, ilgili Bakanlıklardan teknik yardım da isteyebilirler.”

Bu Yasa maddesine rağmen, bir çok belediye (bazı metropoliten kent belediyeleri -Ankara gibi- hariç) beldelerinin koruma amaçlı imar planlarını elde etme yönünde isteksiz kalmış, teknik ve parasal yetersizlikler ve yerel politik baskılar nedeniyle bu planlar yapılamamıştır.

Kültür Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından, 1990 yılından bu yana, ihale yöntemi ile ve ekip oluşturma koşulu ile 'Koruma Amaçlı İmar Planlarının Yapımı” sürecine girilmiş ve bu konuya ilişkin genel bir ”Teknik Şartlaşma” hazırlanmıştır.

Bu Teknik Şartlaşma, 2863 ve 3386 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve İlgili Yönetmeliklerine göre hazırlanmıştır. 27 Sayfalık bu Teknik Şartlaşma tüm doğal, tarihi, kentsel ve arkeolojik sit alanlarının ihalesinde ihaleye katılmak isteyenler için geçerli kılınmıştır.

'Giriş Bölümü’ nde; '...ülkemizdeki çok zengin bir içerik ve yöresel farklılıklardan kaynaklanan çok değişik nitelikler gösteren korunması gerekli alanların tümüne belli bir plan üretim şablonu uygulamak olası değildir.' denilmesine rağmen, Koruma Amaçlı İmar Planları ihaleye çıkarılan yaklaşık 42 beldede aynı teknik şartlaşma kullanılmıştır.

Bir yörede; kentsel, arkeolojik, tarihi ve doğal sit alanlarından bir ya da bir kaçı bir arada bulunabilir, ya da tek başına 'kentsel', 'arkeolojik', 'doğal', 'tarihi' sit alanı yer alabilir.

Urfa ve Bergama örneğinde, 'Arkeolojik Sit Alanları', 'Kentsel Sit Alanları' ile iç içedir. Perge ve Patara'da ise sadece 'Arkeolojik Sit Alanları'nın planlanması istenmektedir. Kayseri Talas' da ise, 'kentsel, tarihsel, doğal ve arkeolojik' sit alanları iç içe yer almaktadır.

Teknik Şartlaşma, ufak bir iki cümle eklentisi hariç tüm ihalelerde aynen kullanılmıştır. Bunun sonucu olarak, arkeolojik sit alanlarında, kentsel sit alanına ilişkin hükümler, ya da kentsel sit alanlarında arkeolojik sit alanlarına ilişkin talepler yer almıştır. İhalelerin hızlı bir şekilde yapılmış olması bu karışıklığa neden olmuştur denilebilir. Ancak, ülkemizin çok önemli sit alanlarının bu şekilde ihaleye çıkarılması da doğru sayılamaz. Kültür Bakanlığı’nın, bugünkü planlama kadrosunun geliştirilerek önemli alanların planlarının danışmanlık hizmeti sağlanarak Bakanlık bünyesinde yapılması daha sağlıklı olacaktır.

Teknik Şartlaşma'nın temel amacı; “....hızla değişen yaşam koşulları, hızlı kentleşme, nüfus artışı, endüstrileşme ve teknik gelişmelerle, doğal ve kültürel varlıkların yok olmadan korunması, bakımı ve günümüz yaşam koşulları ile bütünleştirilerek kullanılabilmesi için koruma amaçlı imar planlarının ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklere ilişkin esasların belirlenmesi, yapılacak olan tüm Koruma Amaçlı İmar Planında dil birliğinin sağlanmasıdır”.

Bu şartlaşmada, öncelikle 'Koruma Amaçlı İmar Planları' tanımlanmış, 'Kültür Varlıkları', 'Tabiat Varlıkları' 'Sit', 'Kentsel Sit', tanımları ile 'Arkeolojik Sit', 'Doğal Sit', 'Tarihi Sit', 'Koruma' ve 'Korunma' ve benzeri önemli tanımlar verilmiştir.

'Hedef ve İlkeler' kısmında, koruma politika ve kararlarının, ülkedeki üst düzey plan kararları ve politikalar ile tutarlılığının sağlanması gerekliliği vurgulanmaktadır. Planlanacak alanın 'Çevre Düzeni Planları', 'Bölge Planları' ve 'Kent Nazım ve Uygulama İmar Planları' ile uyumunun sağlanması beklenmektedir.

Genel hedef ve ilkelerin yanı sıra, 'planlama tekniklerine yönelik’, 'mimari ve kentsel kaliteyi sağlamaya yönelik', 'işlevsel yeterliliğe yönelik', 'iletişime yönelik', 'sosyal- kültürel-mekansal bütünleşmeye yönelik', 'sağlık ve konfor koşullarını iyileştirmeye yönelik', 'maliyete ve ekonomik desteğe yönelik', 'kentin tarihi , sosyolojik ve etnolojik kültür mirasının belgelenmesine yönelik', çok kapsamlı ve koruma planının fiziki, sosyal, ekonomik, örgütsel, yasal boyutlarını tanımlayan detaylı tanımlamalar yapılmıştır.

Bu tanımlar, 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Plan çerçevesini aşacak boyutta öngörüler getirmektedir. Koruma Amaçlı Planda en azından kentsel tasarım ölçeklerine inilmesini, 1/500 ve daha büyük ölçeklerde (1/200,..1/50) tasarım yapılmasını öngören bir şartlaşmadır. Buna göre bu plan sadece fiziki bir plan değil, sosyo-ekonomik, örgütsel, yasal çözümler de getirmesi beklenilen kapsamlı (comprehensive) bir plan olarak nitelendirilmektedir.

Hazırlanan koruma planlarında teknik şartlaşmada tanımlanan ve istenilenlerin ne derece yapılabildiği ve uygulamaya konulabildiği tartışılmalıdır.

VII.2. KORUMA PLANLAMASI SÜRECİNE İLİŞKİN ÖNERİLER

a. Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar :

Planlanacak sit alanının, ülke, bölge ve kent içindeki yeri, niteliği ve gelecekteki durumunun belirlenmesine ilişkin araştırmaların ve analiz çalışmalarının çok detaylı bir şekilde yapılması gerekir.
Planlama grubundan sosyo-ekonomik ve kültürel araştırmaların da çok kapsamlı olarak yapılması talep edilmektedir. Bu amaçla, sosyal ve ekonomik anket yapılması zorunlu olmaktadır. Buna rağmen, Kültür Bakanlığı tarafından sadece çok az sayıda sosyal anket uygulaması talep edilmekte, ekonomik anketler ya da ticaret anketleri istenilmemektedir.

Sosyal anket sonuçlarının da, ne derece yorumlanıp, değerlendirildiği ve sonuçlarının planlara ne derece yansıtıldığı açıkça belli değildir. Sübjektif, global değerlendirmelere bağlı olarak yorumlar yapılmakta ve planlamanın sosyal boyutu ihmal edilmektedir.

Halbuki tarihsel ve doğal çevre korumasında, yörede yaşayan halkın tutum ve tavırları, davranışları ve korumanın her aşamasına katılımı uygulamada çok önem taşımaktadır.

b. Fiziki Yapı Analizleri, Saptama ve Belgelemeler :

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası Madde 7’de (Tespit ve Tescil); “Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının tespiti, Bakanlık’ça doğrudan doğruya veya diğer ilgili kurum ve kuruluşlarının uzmanlarının yardımlarından faydalanılarak yapılır. Yapılacak tespitlerde, kültür ve tabiat varlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer özelliklerini yansıtan yeteri sayıda eser, korunması gerekli kültür varlığı olarak belirlenir. Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılan tespitler Koruma Kurulu kararı ile tescil olunur...” denmektedir.

Kültür Bakanlığı tarafından günümüze kadar yapılmış olan tespit ve tescil çalışmaları sonucunda 2917 Sit Alanı ve 44 406 adet taşınmaz kültür ve tabiat varlığı tescil edilmiştir.

Kentsel ölçekteki saptama-belgeleme çalışmalarında genel ilke, çalışmaların mimar, sanat tarihçisi, arkeolog, etnolog, şehir plancısı gibi farklı disiplinlerin üyesi elemanlardan oluşan bir ekip tarafından gerçekleştirilmesidir.

Kültür Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından, 1992 yılında çıkarılan Koruma Amaçlı İmar Plan ihaleleri “Teknik Şartname” lerinde; sosyal ve ekonomik araştırmaların yanı sıra, görsel ve fiziki özelliklerin araştırılması, ulaşım, mülkiyet, alan kullanımı, çevre ölçeğindeki araştırmalar, tek yapı ve parsel ölçeğinde mimari değerler, yapısal durum, değişmişlik vb., analitik çalışmaların yapılması istenmektedir.

Ancak, bu araştırma ve belgeleme çalışmalarının yapılabilmesi için, yörenin özellikleri ile uyumlu, iç ve dış saptama fişinin tasarlanması, arazi çalışmalarında bilimsel bir şekilde uygulanması ve büro çalışması ile gene bilimsel bir şekilde döküm ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Tüm bu saptama, değerlendirme, döküm vb çalışmalarda Kültür Bakanlığı tarafından bir sistem geliştirilmemiş, görevin kapsamı ve niteliği planlama ekibinin insiyatifine bırakılmıştır.

Yapıların, mimari, estetik, yapısal ve değişme derecesi değerlendirilmeleri planlama ekibine bırakılmakta, arazi çalışmalarından büro çalışmalarına kadar subjektif kriterler önem taşımaktadır.

Özellikle yapıların dış cephelerine bakılarak yapılan saptama ve belgelemeler; yapının içine kişilerin sokulmaması, terk edilmiş olması, mevsimsel kapalılık vb nedenlerle iç değerlendirmenin yapılamaması durumunda yetersiz kalmaktadır.

Korunması gerekli yapılar, ıslah edilmesi gerekli yapılar, yenilenebilecek yapılar sınıflaması tam, etkin ve bilimsel kıstaslara göre yapılamadığından dokuyu oluşturan ve doğal kaynak kullanımı açısından ekonomik ömürlerini henüz doldurmamış bir çok yapı elden çıkabilmektedir. Değerlendirmeye ilişkin kriterler her yörenin mimari, estetik, kültürel, yapı malzemesi, iklim, sosyal yapı vb gibi öğelere bağlı olarak farklılaştığından, yöreyi çok iyi tanıyan uzmanlar tarafından yapılması gerekli görülmektedir.
8-10 günlük kısa araştırmalarla bunun sağlanması mümkün değildir.

Planlama ekibinin hataları, yetersizlikleri ve değerlendirme eksiklikleri bazı yapıların korunmaları gerekse bile gözden çıkarılmalarına neden olmaktadır. Tescilli yapılarda bile gözlenen bu hatalı araştırma yönteminin Kültür Bakanlığınca ön çalışmalarla önlenmesi mümkündür.

Planlama ekibinin yetkinliğine güvenerek tüm değerlendirme çalışmalarını, hatta envanter fişlerini dahi plancı ekibe doldurtmak olgusu, hem planlama sürecini aşırı uzatmakta hem de hatalı sonuçlara yol açabilmektedir. Planlama ekibinin fişleme yapması, kararlarda etkili olabilecek yerel etmenler nedeniyle doğru bulunmamaktadır. Subjektif kriterler, beğeni devreye girerek yapılara genellikle dış cephesindeki çıkma, cumba, süsleme ve benzeri elemanlar açısından yaklaşılmaktadır. İç mimari özellikler daha az incelenebilmekte ve çoğu zaman inceleme zaman, eleman ve parasal kısıtlamalar nedeniyle yapılamamaktadır.

Kültür Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü (daha önce Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü) tarafından 1975 yılından bu yana, saptama ve belgeleme (tespit ve tescil) çalışmaları yapılmaktadır. Anılan saptama ve belgeleme çalışmalarının merkezi Yönetimin bu konuda uzmanlaşmış elemanları tarafından yapılması daha doğru ve bilimsel olacaktır.

Yapıların tescil edilmesi de sorunlar yaratmaktadır. Tescil edildikten sonra yapılarda tahribatın hızlandığı, tescilden düşme ve yıkım için çaba gösterildiği de yaygın bir gözlemdir. Yapıların tescil işleminin bir kez yapılması, tescilden düşme işleminin ise hiç bir şekilde yapılmaması gereklidir. Bir yapı belgelendiğinde, o yapı için gerekli müdahale de belirlenmelidir. Kredi mekanizmasının nasıl işleyeceği, ne tür onarımlar yapılması gerektiği, öncelik derecesi envanter fişlerinde belirtilmelidir. Bu kararlar, tescil edildikten sonra yapı sahibine de iletilmeli, kamunun teknik ve parasal desteği, projelendirme süreci anlatılarak yapı sahibinin ve içinde yaşayanın uygulamaya etkin katılımı sağlanmalıdır.

c. Örgütlenme, Finansman ve Uygulama Modelleri :

Teknik Şartlaşma'nın 'Planların Değerlendirme, Sentez ve Kararlar' aşamasında planlamanın temel ilkelerine, özel nitelikte değerlendirmeler eklenmiştir. Plancıdan planın uygulamasını sağlamak, uygulamada yerel ve merkezi yönetime yol göstermek amacıyla gerçekçi modellerin hazırlanması beklenmektedir.

Hatta yönetimsel örgütlenme için 'modeller oluşturulması', 'gerektiğinde yasal düzenlemeler için öneriler geliştirilmesi, yöreye özgü finans kaynaklarının araştırılması talep edilmektedir.

Bu talebin ne kadar gerçekçi olduğu tartışma konusudur. Güncel yasal ve yönetsel çerçeve bellidir. Plancının koruma amaçlı imar planını yaparken bu tür yasal/ yönetsel öneriler geliştirse bile, bu önerilerin uygulanma olasılığı zayıf olacak, ancak dilek niteliğinde olabileceklerdir. Hatta bu tür öneriler geleceğe yönelik olduklarından, kurumun bizzat kendi elemanları tarafından “ütopik” olarak değerlendirilmektedir.

Doğal olarak bir planın uygulanabilmesi için tüm planlama çevrelerinde endişeler belirmekte ve halen yetersiz olan uygulama araçları yerel ve merkezi yönetime yol gösterecek şekilde vurgulanmaktadır.

“Planlama Ekibine İlişkin Hükümler” (s.26) başlığı altında, koruma amaçlı imar planı ihalesine katılacak planlama gruplarında yer alması istenen meslek grupları belirlenmiştir. Korumada uzman Şehir Plancısı, Restorasyon Uzmanı Mimar, Arkeolog, Sanat Tarihçi, Etnolog, Peyzaj Mimarı, Harita Mühendisi, Topograf vb meslek dalları yerine göre planlama ekibinde yer alması istenmektedir. Farklı uzmanlık dallarından oluşan kişilerin bu tür özel planlama hizmetlerinde bir arada çalışmaları gereklidir. Ancak, planlama bedelleri oldukça düşük -hatta sembolik denebilir- tutulduğu için, söz konusu ekibin başından sonuna kadar bir arada tutulması proje yöneticileri için çok büyük bir özveri ve akademik çaba gerektirmektedir.

Her bir meslek grubunun genellikle kadrolu öğretim görevlisi olması durumunda, ya döner sermaye kanalıyla danışmanlık yapması söz konusudur, ya da masraflarını dahi karşılayamayacak düşüklükte ücretlerle çok zaman gerektiren, araştırma ve bilimsel çalışmalar yapmaları beklenmektedir. Bu da hem mesleğinde en üst düzeylere gelmiş kişiler için ikilem yaratmakta, hem de planlama çalışmalarının süresinin çok kısa tutulması sonucu nitelik düşmektedir. Her bir planlama çalışmasının yaklaşık 1 ile 1,5 yıl arasında sürmesi, onanana kadar 2-3 yıl gibi uzun bir süre geçmesi nedeniyle, koruma amaçlı imar plan ihalesi profesyonel bir hizmet olarak çekiciliğini yitirmekte, uzmanlaşma eğilimleri gelişememektedir.

Planlama çalışmalarının, Koruma Kurullarının ve ilgili Belediyesinin görüş ve önerileri doğrultusunda düzeltilmesi için, yüklenici, belediye ve plan danışmanları aylarca planın onanmasını beklemektedir. Onama süreci çok uzundur. Bu süre içinde yöre plansız kalmakta ve plan onaylandığında güncelliğini yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır.

Bergama Koruma Planlaması için tanınan süre, sadece 120 gündür. 11.07.1991 tarihinde imzalanan sözleşme süresi 11.02.1992 tarihinde dolmuştur. Ancak, planlama çalışmaları Kurul eleştirileri doğrultusunda düzeltilip bitirildiği halde, yüklenici, belediye ve danışmanlar 15 aydan uzun bir süre planın onanmasını beklemişlerdir. İzmir I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, 1992 yaz tatilinden 1993 başına kadar Koruma Planını incelemek amacıyla toplanamamıştır.

Araştırmalar, Değerlendirme, Sentez ve Plan Kararlarının Genel Müdürlük ve ilgili Koruma Kurullarında, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından 'sözleşmelerde belirlenecek süreçlerde incelenir ve karara bağlanır' (s.27) denilmesine rağmen bu süre sözleşmelerde belirtilmemiştir. Bergama Koruma Amaçlı İmar Planı sözleşmesinde; 'projenin ara çalışmalarının ve sonuçlanmış halinin Genel Müdürlük veya ilgili Koruma Kurulunda görüşülmesi 17. Maddede belirtilen süre dışındadır' denilmekte ancak, plan incelemesi için Kamu Kurumu kendine bir süre tanımamaktadır. Bu da planın inceleme ve onama sürecini belirsizliğe itmektedir. Nitekim, 1983 yılı başlarında Koruma Planı onanarak son aşamasına geldiği halde Koruma Kurulu üyelerinin değişmesi ile yeni bir süreç başlamış, Müelliften yeniden 1/500 ölçekli bir planlama çalışması yapılması istenmiştir.

Koruma Kurullarının oluşturulması, yörenin sorunlarına hızlı bir çözüm bulmak açısından olumludur. Ancak, Kurul Üyelerinin sürekli değiştirilmesi ve koruma konusunda uzmanlaşmamış üyelerin Kurullarda yer almaları, toplantıları sık ve düzenli olmaması Koruma Planlarının onama sürecini uzatmaktadır.

Zaten, sit alanlarında planlama süreci, genellikle çok gecikmiştir ve bu nedenle sorunlar birikmiş, alınan çelişkili kararlarla çözülemez, içinden çıkılamaz hale gelmiştir. Planlama sadece kentsel/arkeolojik/doğal sit sınırları içinde yapılmakta, kent bütününden bir ölçüde kopuk olmaktadır. Halbuki, bütüncül planlama çerçevesinde kentlerin olabildiğince bir elden planlanması önem taşımaktadır.

Ankara örneğinde; kentsel, arkeolojik ve tarihsel sit alanları, genel olarak Ulus ve çevresinde yer almaktadır. “Ulus Tarihi Kent Merkezi Çevre Düzenleme Yarışması” ile yaklaşık 100 hektarlık büyük bir alanın (toplamın 2/3’ü) bütüncül olarak planlanması sağlanmıştır. “Ankara Kalesi Koruma Geliştirme İmar Planı Proje Yarışması” ile de sur içindeki bütüncül bir alanın koruma amaçlı plan ve projeleri elde edilmiştir. Bu projelerde de; olabildiğince Ankara Metropoliten Kent Bütünü ile ilişki kurularak planlama yapılmıştır.

Yukarıda belirtilen aksaklıklar düzeltilebildiği taktirde Koruma Amaçlı Planların yapımında hızlı ve sağlıklı sonuçlara varılacaktır. Esas amacın da plan yapmak değil o planları uygulamak olduğu unutulmamalıdır.

Yazarın notu / 03.12.2009 / Bolu:

6 Bölüm halinde verilen bu çalışmada, “BERGAMA ARKEOLOJİK, KENTSEL ve DOĞAL SİT ALANLARI nın korunmasına ilişkin yerel ve merkezi yönetim yaklaşımları, hazırlanan Koruma Planı’nın nitelik ve önerileri ile Planın sonuçları dikkate alınarak ele alınmaktadır. Bu çalışma; Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi ve Siyaset Ana Bilim dalı, “Kent ve Çevre Bilimleri” Doktora Programında, Prof. Dr. Ruşen KELEŞ danışmanlığında hazırlanan Doktora tez çalışması ile, Bergama Koruma Amaçlı Plan dokümanlarının, Kültür Bakanlığı ve Bergama Belediyesi yazışmalarının, Koruma Kurul Kararları’nın, sosyal ve mimari yapıya ilişkin araştırma ve dokümanların değerlendirilmesi, hazırlanan plan ve projelerin topluca irdelenmesi sonucunda ortaya konmuştur. 1991-2000 yılları arasındaki 9 yıllık bir dönemi içermektedir.
Kamunun uluslararası öneme sahip BERGAMA’nın doğal, tarihsel ve kültürel çevresinin korunmasına olan tutum ve tavırları, tarihsel çevre koruma olgusunun çeşitli boyutları sergilenerek “Sürdürülebilir Koruma Politikaları” geliştirilmiştir.
Bu tür araştırmalar çok disiplinli olup, arkeolojik sit alanlarının korunması ve değerlendirilmesi ile çoğu zaman arkeolojik sit alanları ile içiçe, birlikte yer alan Osmanlı-Türk geleneksel şehir merkezlerinin daha iyi anlaşılması, koruma ve geliştirme amaçlı planlama ve projelendirme çalışmaları için önemli bir girdi sağlayabilecektir.

BERGAMA KENTSEL VE ARKEOLOJİK SİT ALANLARI’NIN KORUNMASINA YÖNELİK POLİTİKALAR 5



V. BERGAMA KENTSEL VE ARKEOLOJİK SİT ALANLARINDA KORUMA SORUNLARI VE KORUMA’YA İLİŞKİN ÇALIŞMALAR

Tarih boyunca Anadolu'da yaşamış toplumlar, genel olarak sosyal ve ekonomik yapılarının belirlediği duyuş, düşünüş, inanç, zevk, sanat, gelenek ve adetlerini, yarattıkları her türlü fiziksel eserlere yansıtmışlar ve bu eserler ile mimari tarz Anadolu Sanatını belirleyen en önemli unsurlar olmuşlardır.

Bergama, ülkemiz uygarlık tarihinin en eski yerleşmelerinden biri olarak, M.Ö.5000 yıllarından, 19.yüzyılın sonlarına kadar uzanan bir tarihi perspektif içinde, dünya çapında önemi olan Arkeolojik eserler ile yöresel mimarinin güzel örneklerini içermektedir.

14. - 19. yüzyıllardan günümüze kalan anıtsal ve sivil mimarlık örnekleri ile bu yapıların oluşturduğu tarihi kent dokusu günümüze kadar oldukça korunmuştur.

Ancak, 1960'lardan sonra hız kazanan turizm olgusu ve kentin gelişmesi ile yoğunlaşan çok katlı yapılaşmalar ile gecekondu olgusu, Bergama'nın sahip olduğu arkeolojik, kentsel ve doğal değerleri hızla tahrip etme sürecine girmiştir.

“Bergama Kentsel ve Arkeolojik Sit Alanları”; yani iki bin yılı aşkın bir süredir şehir plancılarının, mimarların, sanat tarihçilerinin, heykeltraşların, sanat ve kültür adamlarının hayranlıkla bahsettikleri, üzerine araştırmalar yapıp, yazılar yazdıkları ve övgü ile bahsettikleri tarihi kent bugün yer yer yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Özellikle; kent merkezi çevresinin önceleri kentsel sit alanı olan kesiminin sit alanından çıkarılması ve bu kesim için yenilemeye yönelik bir imar planı yapılması, kent ile iç içe olan Arkeolojik alanlardaki kaçak yapılaşmalar, Musalla Tepesi ile arkeolojik sit alanları ile iç içe olan askeri alanlar, kentin Selçuk ve Osmanlı Dönemi tarihsel kent dokusu ile Roma Döneminde kentin en önemli iki tiyatrosunu yok olma noktasına getirmiştir.

Bu tiyatrolardan biri, Anadolu’da ender rastlanan bir mimari özelliğe sahiptir ve herhangi bir doğal dayanağı bulunmadan tamamen yapay olarak inşa edilmiştir. Side ve Aspendos örnekleri benzeri ya da Roma, Collesseum benzeri yapıdadır. Bir başka ilginç yanı bir derenin (Tellidere) üzerine, iki tepe arasına tonozlar üstünde inşa edilmiş olması ve suyun önünün kesilerek zaman zaman su sporları ve çeşitli gösteriler için de kullanılmış olmasıdır.



ŞEKİL 1 : BERGAMA TELLİDERE ÜSTÜNE KURULU ANFİTİYATRO
(KESİT VE GÖRÜNÜŞ)

Diğer antik tiyatro, Viran Kapı yanında bulunmaktadır, tepeye yaslanmış, kaveası içinde yer alan zeytin ağaçları ile şeklini korumaya çalışmaktadır.

Her iki anıtsal yapının çevresi tamamen gecekondularla dolmuş, yol, su, elektrik gibi kentsel altyapı servisleri getirilerek gecekondu ıslah tapuları alınma yolu açılmıştır. I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan bu kesimlerdeki kaçak yapılaşmaların önlenmesi, var olanların tasfiye edilmesi ile bu alanlar Bergama için bir “Arkeolojik Park (Arkeopark)” olarak düzenlenmelidir.

Bergama’da en önemli anıtsal eserlerden biri olan Asklepion ve Bazilika alanları içine askeri birliklerin yerleştirilmesi için depo ve kışla yapımı istenmektedir. Ancak, bu eserler korunması gerekli tarihi ve arkeolojik eserler olduklarından, tarih, arkeoloji ve turizm bakımından dünyaca ünlü bir merkez olan Antik Bergama’nın ayakta kalan anıt eserlerinin korunmasının gerekli olduğu ve daha fazla tahrip edilmemesi yolunda Koruma Kurulu kararları bulunmaktadır (G.E.E.A.Y.K.’nun 09.07.1976 Tarih ve A-77 Sayılı Kararı).
Ancak bu kararlara rağmen, Asklepion’un hemen yakınında halen askeri tesisler bulunmaktadır. Bu alanların altında kalıntıların bulunması olasılığı büyük olduğundan tasfiye edilmesi gereklidir.

V.1. BERGAMA KORUMA PLANLAMASI ÇALIŞMALARI

V.1.1. SAPTAMA VE BELGELEME ÇALIŞMALARI

1979 yılında yapılan “Bergama Revizyon İmar Planı” (1/5000 ve 1/1000 ölçekli) Kültür Bakanlığı, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından incelenmiştir.
Bu inceleme sonucunda; Bergama yerleşme sınırları içindeki tek yapıya yönelik ve 1710 Sayılı Eski eserler Yasası’nın 8. Maddesi’ne göre yapılacak saptama ve belgeleme çalışmalarına öncelikle başlanması gerektiği belirtilmiştir.

Bu İnceleme Raporu’nda:

1. Bergama Belediyesi’nin, özellikle arkeolojik alanlardaki sağlıksız yapılaşmayı önlemesi,
2. Musalla Mezarlığı yöresinde başlayan gecekondulaşmanın hemen durdurulması,
3. Bu bölgedeki halk için imar planında gerekli önlemlerin alınması,

gerektiği belirtilmiştir.

Buna rağmen, yeterli önlem alınmadığından Musalla tepesi çevresi zaman içinde tamamen gecekondularla dolmuştur.

Bergama Arkeolojik Sit Alanlarında hiç bir yapılaşmanın yer alamayacağı konusunda Gayri Menkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun pek çok kararı bulunmaktadır.

Bu Kurul Kararları’na örnek olarak :
G.E.E.A.Y.K.’nun 13.06.1970 Tarih ve 5427 Sayılı Kararı.
G.E.E.A.Y.K.’nun 11.06.1974 Tarih ve A-611 Sayılı Kararı.
G.E.E.A.Y.K.’nun 13.07.1974 Tarih ve 7932 Sayılı Kararı
G.E.E.A.Y.K.’nun 13.07.1974 Tarih ve 7953 Sayılı Kararı.verilebilir.

Bergama’da korunması gerekli kentsel ve arkeolojik sit alanlarının saptanması ve belgelenmesi (tesbit ve tescili) 1983 yılında yapılmış (G.E.E.A.Y.K.’nun 08.01.1983 Tarih ve 1/4330 Sayılı Kararı) ve bu kararlar 1984 yılında yeniden irdelenmiştir. (G.E.E.A.Y.K.’nun 21.01.1983 Tarih ve A-4051 Sayılı VE Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu’nun (T.K.T.V.Y.K.) 13.01.1984 Tarih ve 85 Sayılı Kararları).

1989 Yılında arkeolojik ve kentsel sit alanları yeniden değişikliğe uğramıştır (T.K.T.V.Y.K. 28.12.1989 Tarih ve 1527 Sayılı Kararı).

Pek çok kentte, bu dönemde Kültür Bakanlığı tarafından yapılan sit alan sınır değişikliği ve tescilden düşülme uygulamaları Bergama’da da gerçekleştirilmiştir.



PLAN 8 : BERGAMA KENTSEL VE ARKEOLOJİK SİT ALAN SINIRLARI
(1992)

Bu dönemde; Antik Kent’teki pek çok eseri; oluşturacağı nem artışı ile etkileyecek olan Kestel Barajı inşa edilmiştir. Baraj aynı zamanda antik dönemin darphane kesimini sular altında bırakacaktır (G.E.E.A.Y.K.’nun 08.07.1977 Tarih ve A-650 Sayılı Kararı).
Bergama’da bulunan 110 sivil mimarlık örneği yapı ile 38 anıtsal yapı bu dönemde tescil edilmiştir. 1984 tarihli Kurul Kararı’nda anıtsal yapıların sadece isimleri verilmiş, pafta, ada, parsel numaraları ile adresleri belirtilmemiştir.
Koruma İmar Planı’nda bu hata düzeltilmiş, pek çok düzeltme, ekleme ve çıkartmadan sonra yeni envanter fişleri düzenlenmiş, eski envanter numaraları aynen verilmiştir. Ayrıca yeni yapılar belgelenmiştir.

V.1.2. KORUMA AMAÇLI İMAR PLANI ÇALIŞMALARI ve MERKEZİ YÖNETİM POLİTİKALARI

1989 Yılında tamamlanan Bergama 1/1000 Ölçekli Revizyon İmar Planı ve 1/500 Ölçekli Külte Düzenleme Planları Sonuç Raporuna göre planlanan alan 1430 hektardır (BULGUÇ, H., Bergama 1/1000 Ölçekli Revizyon İmar Planı ve 1/500 Ölçekli Külte Düzenleme Planları Sonuç Raporuna, MATU Organizasyon A.Ş., 1989, S.7).

Bu alanın konut dışındaki büyüklüğü 403 hektardır. Mevcut ve gelişme konut alanları ise 803 hektar olarak verilmektedir.
Plan raporunda Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu’nun 26.10.1984 tarihli kararına dayanarak sit alanlarının yeniden irdelendiği ve İmar Planında Arkeolojik ve Kentsel Sit Alanı olarak gösterildiği belirtilmektedir . Bu alanlar, Arkeolojik Sit Alanı 250 hektar, Kentsel Sit Alanı ise 20 hektar olarak saptanmıştır (İzmir 1 Numaralı K.T.V.K. Kurulu’nun 23.09.1992 Tarih ve 3977 Sayılı Kararı).

Plan Raporu’nda ; ” ... Bergama’nın arkeolojik ve tarihsel dokusunun bir kültür mirası olarak kabullenildiği, korunmasını sağlamak, diğer yandan bu tarihsel potansiyeli değerlendirmek amacıyla turizmi teşvik edici bir plan hazırlanmaya çalışıldığı, tescilli yapıların korunarak Planda özel bir lejandla gösterildiği....” belirtilmektedir (BULGUÇ, H., 1989, y.a.g.e., S.7).

Uygulama İmar Planı incelendiğinde, bu kararın plana yansımadığı anlaşılmaktadır. Bu Plan ile, Bergama’nın Selçuk ve Osmanlı Dönemi Tarihi Kent Dokusu tamamen yok sayılarak, dokuya uygun olmayan yeni yollar önerilmiş ve yer yer uygulanmıştır. Geleneksel parsel ve yapı düzeni ile çelişen büyük parseller ve çok katlı (4-5 Kat) yapılaşma düzeni önerilmiştir.

Bu plan kararlarına uygun olarak merkez içinde caddeler açılmış, eski Bergama Evleri yıkılarak, çok katlı yeni yapılaşmalar başlamıştır. Bu plan doğrultusunda yeni inşa edilen yapılar kent içinde, özellikle Tarihi Kent Merkezi çevresinde yükselmeye başlamış ve Bergama’nın İzmir girişindeki etkileyici Akropol’ün görünüşü yer yer örtülmeye başlamıştır.



FOTOĞRAF 6 : BERGAMA TARİHİ KENT DOKUSUNU ÇEVRELEYEN ÇOK KATLI YAPILAŞMALAR
(KIZIL AVLU ÇEVRESİ)

Akropol’den Bergama’ya bakıldığında 2000 yıllık kentin siluetinin ve görselliğinin dokuya uyumsuz, estetikten uzak ve çirkin beton bloklar tarafından bozulduğu ve kentin kimliğinin yitirilmeye başlandığı gözlenmektedir.

Kentsel Sit Alanı, Tarihi Kent Merkezi çeperine kadar daraltıldığından, bu alan dışında kalan kesimlerde uygulanmakta olan bu plan, Bergama’nın tarihsel kent dokusunun ve kent kimliğinin tamamen yok olmasına neden olacaktır.

Vakit geçirmeden bu kesimlerin, kent dokusunu koruyucu ve geliştirici bir planlama ile yeniden ele alınması gereklidir.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından ihale edilen “Bergama Kentsel ve Arkeolojik Sit Alanları Koruma Amaçlı İmar Planı” ‘nın hazırlanması yaklaşık 1 yıl sürmüş, ancak onama süreci çok daha uzun zaman aldığından, korunması gerekli bazı yapılar bu arada yok olmuştur (11.07.1991 Tarihinde ihale edilmiş ve AKMAN Proje Ltd.Şti. tarafından yükümlenmiştir, bu planlama çalışmasında görev yapanlar metnin sonunda verilmiştir).

Bergama Koruma İmar Planının elde edilmesine yönelik araştırma çalışması, Kültür Bakanlığı ihalesini yükümlenen Firma tarafından oluşturulan Danışmanlar Grubu ve Araştırma Grubunun yerinde ortaklaşa çalışmaları ile yürütülmüştür

Kültür Bakanlığı elemanları, Bergama Belediyesi, Bergama Kaymakamlığı, Bergama Müze Müdürlüğü, Alman Kazı Heyeti elemanlarının katkılarıyla yerinde tespit, dış ve iç tespit fişlemesi ve sosyal anket çalışmaları tamamlanmıştır. 400 adet dış ve 320 iç ve dış olmak üzere toplam 720 yapı envanter fişi doldurulmuştur. Toplam 527 adet sosyal anket uygulanmıştır. Araştırma çalışmaları 1991 yılı Ağustos Ayı içinde tamamlanmıştır.
Büro çalışmaları ile oluşturulan Analitik Etüdler ve Sosyal Anket Dökümü ve değerlendirilmesi sonucunda 1/5000 Ölçekli Nazım Plan Şeması geliştirilmiştir. Proje Sözleşmesi Madde 7 gereği olarak, Koruma Amaçlı İmar Planı Analitik Etüdleri, Nazım İmar Planı Araştırma Raporu, Sosyal Anket Dökümleri ve 1/5000 Ölçekli Nazım Plan Şeması, Açıklama Raporları ve Görsel Tesbitleri 8 Ekim 1991 tarihinde T.K.T.V.Gn. Md.’lüğüne teslim edilmiştir.

Kültür Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ile İzmir Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'na sunulan 1/5000 Ölçekli Bergama Koruma Amaçlı Nazım İmar Plan Analitik etüdleri ve Plan Şeması uygun bulunmuş ve 1/1000 Ölçekli Koruma İmar Plan Çalışmalarına geçilmiştir. İzmir 1 Numaralı k.T.V.K.Kurulu’nun 23.09.1992 Tarih ve 3977 Sayılı Kararı. Proje inceleme ve onama sürecinin uzun olması ve Bakanlık tarafından bu arada ödeme yapılmaması nedeni ile Danışmanlar kadrosunun sürekli bir arada çalışması mümkün olamamıştır.

Bu arada, AKMAN Proje Ltd.Şti’nin Bergama Belediye Başkanlığı’na yazdığı 15.01.1992 tarihli yazı ile, Bergama Kentsel Sit Alanı içinde ve Koruma Planı sınırı dahilinde yer alan bazı alanlarda 1/500, 1/200.....1/1 ölçeklere kadar uzanan kentsel tasarım, peyzaj ve kent mobilyası tasarımlarının gerekli olduğu bildirilmiştir.

Bergama’da uygulamaya yönelik kentsel tasarım gerektiren özel proje alanları:

• Kızıl Avlu Çevre Düzenlemesi,
• Tarihi Kent Merkezi Çevre Düzenlemesi,
• Domuz Alanı Çevre Düzenlemesi,
• Akropol Giriş Kapısı Düzenlemesi,
• Asklepion Giriş Kapısı Düzenlemesi,
• Bergama Çayı (Selinus) Çevre Düzenlemesi,
• Arkeopark Kentsel / Arkeolojik Park Düzenlemesi.

Bu düzenlemeler için yurt dışındaki kurum, kuruluşlar (UNESCO, ICCROM vb) ile Kültür Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı’ndan parasal ve teknik destek alınabileceği belirtilmektedir.

Bergama Belediyesi, Kültür Bakanlığı’nın desteğini alarak “Bergama Tarihi Kent Merkezi Çevre Düzenleme Projesi” ni yaptırmıştır. AKMAN Proje tarafından 19.11.1992 tarihinde Sözleşmesi imzalanan 1/500 ve 1/200 Ölçekli Kentsel Tasarım Projeleri işine ilişkin I. Aşama Projeler 18.12.1992 Tarihinde Bakanlığa teslim edilmiştir.
K.T.V.Koruma Genel Müdürlüğü, Plan İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun (PİDK) 18.12.1992/6 Sayılı Toplantısı ve 5 No’lu Kararı ile uygun görülmüştür. Bu olumlu karara rağmen Koruma Kurulu tarafından görüşülmemiş, Koruma Planı’nın sonuçlanmasından sonraya bırakılmıştır.

Ancak, bu Proje de Koruma Planı gibi uzun süre onaylanmayarak bekletilmiş, Bergama Belediyesi’nin uygulama istemine rağmen sürüncemede bırakılmıştır. Sonuçta, 1995 Mart ayında yüklenici Firma projenin durdurulmasını, aşırı maddi ve manevi kayba uğradığını bildirmiştir.



PLAN 9 : BERGAMA TARİHİ KENT MERKEZİ DÜZENLEME PROJESİ
KÜLTÜR MEYDANI DÜZENLEMESİ



PLAN 10 : BERGAMA TARİHİ KENT MERKEZİ DÜZENLEME PROJESİ
TÜRK MEYDANI DÜZENLEMESİ

19/21 Nisan 1992 Tarihlerinde Kültür Bakanlığı yetkilileri, Bergama Belediyesi yetkilileri ve Planlama Ekibi’nin Bergama’da yaptıkları inceleme sonucunda bir Brifing verilmiştir.

Koruma amaçlı planlama çalışmaları sürerken aşağıdaki konular önem kazanmıştır :

1. Planlama alanının yakın çevresinde, mevcut şehir imar planı kapsamında son on ay içerisinde yapılan uygulamalar Bergama’nın tarihi kimliğini ileride telafisi mümkün olmayacak şekilde bozmaktadır. Planlamanın başında (saptama aşamasında) durumun bu boyutlara gelebileceği düşünülerek, sınırların genişletilmesi talebi yeniden gündeme getirilmiştir. Konunun, Belediye yetkilileri ile yapılan görüşmede ortaya konduğu şekilde bir kez daha Bergama Belediyesi tarafından Kültür Bakanlığı’nda girişimde bulunulması önerilmiştir. Belediyenin sınır değişikliği istemi İzmir T.K.T.V.Koruma Kurulu tarafından kabul edilmemiştir.

2. Bergama Koruma Amaçlı İmar Planı sınırı içinde halen inşaatı devam eden yeni Hükümet Konağı, tarihi bir yapı olan mevcut Hükümet Konağı yapısının görsel etki alanındadır. Yapımı süren bu yapının Tarihi ticaret merkezi bölgesine ve kent girişindeki olumsuz etkileri vardır. Mevcut durumun cephe, kat yüksekliği vb konularda irdelenerek, Mekteb-i Rüştiye Caddesi ve Cumhuriyet caddesi üzerindeki resmi ve özel yapılaşmanın Bergama’nın kentsel kimliği ile koruma planları çerçevesinde, konuya müdahale edilmesi gerekir. Bu nedenle, öncelikle uygulanmakta olan projelerin değerlendirilmesi için ilgili idarelerden projeler istenilmiş ancak, herhangi bir yanıt alınamamıştır.

3. İkinci Derece Arkeolojik Sit alanı içinde devam etmekte olan Askerlik Şubesi (Topçu Kışlası) Binası yapımının durdurulması, Asklepion girişindeki Askeri Bölge’nin başka bir yere taşınması için koordinasyon sağlanması, Milli Savunma Bakanlığı’na gerekli girişimlerde bulunulması, Bergama’nın tarihi ve turistik değerlerini dünya kamuoyunda gereken düzeye getirmeye çalışılmasına karar verilmiştir.

4. Bergama Belediyesi'nce, Kızıl Avlu çevre düzenlemesi kapsamında yaptırılan genel tuvalet inşaatının öncelikle durdurulması, tarihi ve çevresel özelliği olan bu alana uymayan, görsel bütünlüğü bozan yapının yıkılması ile ilgili girişimde bulunulmasına karar verilmiştir.

5. Musalla Mezarlığı ve Tümülüsler çevresindeki yapılaşmanın durdurulması ile tarihi ve çevresel değerlere gereken önemin verilerek plana işlerlik kazandırılmasına, soruna mevcut imar planları ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde çözüm aranmasına karar verilmiştir.

6. Genel olarak, resmi ve özel kurumların yerleşik alan içindeki yapılaşma ve tüm imar ve plan faaliyetlerinin, koruma amaçlı imar planları yürürlüğe girinceye kadar, Kültür Bakanlığı'na ve dolayısıyla Planlama Ekibine bildirilerek, ilgili kuruluşlardan konuya ilişkin görüş istenmesine, verilecek görüş çerçevesinde konunun ilgili Belediye tarafından değerlendirilip, izlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.



PLAN 11: BERGAMA TARİHİ KENT MERKEZİ DÜZENLEME PROJESİ
HEYKEL MEYDANI VE ŞARK PAZARI DÜZENLEMESİ


Koruma Planı’na yönelik Kültür Bakanlığı’nın daha sonra aldığı karara göre;
a. İzmir 1 Numaralı K.T.V.K. Koruma Kurulu tarafından daha önce verilen kararda yer alan ve Koruma Planı’nda çıkmaz yolların yer yer açılması (!) ve revizyonların bu aşamada yapılmasına gerek olmadığı, korumanın öncelikle kadastral durumdan başladığı belirtilmektedir. Bu noktada, Koruma Kurulu ile Kültür Bakanlığı yetkilileri arasında görüş ayrılığı bulunmaktadır.
Plan İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 22.09.1993/1 Sayılı toplantısında, İzmir 1 Numaralı K.T.V.K. Kurulu’nun 15.04.1993 Tarih ve 4392 Sayılı Kararında; Koruma Amaçlı Plan için belirtilen hususların bir kısmının yerine getirilmiş olduğu belirtilmektedir.

b. Tescilli yapılar dışında kalan, A ve B Grubu yapılar olarak tanımlanan ve Planla korunacak yapılar ile ilgili uygulamaların ilgili Müze Müdürlüğü ve Bergama Belediyesi’nce ortak denetim ve sorumlulukları altında yapılabileceği kararlaştırılmıştır.

c. Arkeopark üzerinde gösterilen yol vb kentsel tasarım düzenlemelerine ilişkin gösterimlerin kaldırılması istenmektedir.

d. I. ve II. Derece Arkeolojik Sit Alanları dışında kalan planlama alanı sınırlarının tamamının III. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak ilgili Koruma Kurulu’na önerilmesi istenmektedir. Ancak, Plan İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun (PİDK) kararından yaklaşık beş ay sonra alınan Kurul Kararı’nda; “Etkileme ve Geçiş Alanlarının” III. Derece Arkeolojik Sit Alanı olmasını, Yerel Yönetimin de etkisiyle kabul etmemiştir (İzmir 1 Numaralı K.T.V.K.Kurulu’nun 03.02.1994 Gün ve 4873 Sayılı Kararı).

Kurul’un bu kararına karşı, gene aynı Kurul’un Başkan Yardımcısı tarafından yazılan “Karşı Oy Notu” nda ise :
(TUNA, N., 03.02.1994 Tarih ve 4873 sayılı Karara Karşı Oy yazısı. Bu yazı Koruma Kurulu içinde ve Kültür Bakanlığı’nda çeşitli tartışmalara neden olmuş ve Plan onama sürecini etkilemiştir.)

• Plan İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun yukarıda anılan kararında “...belirtilen hususların göz önüne alınmadığı ve toplantı süresince yeterince tartışılmadığı”.

• Planlama Alan Sınırları içinde, I. ve II. Derece Arkeolojik Sit Sınırları dışında kalan alanların bir bütün olarak, “....Bergama’ya ilişkin yayın, sondaj raporları ve Bergama Kazı Başkanlığı’nın değerlendirilmesi sonucunda; “III. Derece Arkeolojik Sit ve Kentsel-Arkeolojik Sit Alanları” tanımına uygun alanlar olmasına karşın, Plan için geliştirilen eleştirilerde bu konuya hiç değinilmediği...” ,

• “Plan’da yapılması istenilen düzeltmelerin, tekrar Kurul’a iletilip, Plan’ın onanması aşamasına kadar söz konusu alanlarda sit saptaması ve Geçici Plan Hükümleri’nin aynı kararda verilmesi gerektiği..”

vurgulanmaktadır.

Ancak, bu önerinin gereği yapılmayarak, söz konusu alanlar yani Antik Dünya’nın en önemli anıt kentlerinden Bergama’nın arkeolojik kültür katları modern yapılaşmanın insafına terk edilmiştir. Planlama Ekibi, Kurul’un bu yönde alınmış bir kararı bulunmamasına karşın Bergama Arkeolojik Sit Alanları dışında yeniden detaylı saptama ve belgeleme çalışmaları yapmıştır. Bu çalışmalar sonucunda, bölgede yaygın bir arkeolojik değer bulunduğu ve alanın “Kentsel-Arkeolojik Sit Alanı” olması gerektiğini yetkililere iletmişlerdir. Saptama/belgeleme çalışmalarında, bu alanlarda yapı içlerinde, yapı ve duvarlarda yaygın olarak antik parçaların (sütun başlığı, sütun parçaları, süsleme vb) kullanıldığı fotoğraflarla ve halihazır haritalar üzerine yerleri belirtilerek belgelenmiştir.





Toplantının Bergama’da yapılmış olmasının amacının Plan Sınırı içindeki en son gelişmeleri yerinde değerlendirmek ve PİDK önerilerini yerinde gözden geçirmek iken, Bergama Koruma Amaçlı Planı’nın değerlendirilmesi gündemin en son maddesi olarak ele alınmış ve çok yetersiz bir süre içinde değerlendirme yapılmıştır (TUNA, N., 1994, Karşı Oy Yazısı).

Kurul Başkan Yardımcısı ; “.....Bergama gibi önemli bir merkezin kültür varlıklarını korumaya yönelik en önemli hukuki belge, “İmar Planı” için Kurul’un göstermiş olduğu ilgiyi yeterince duyarlı bulmamakta ve bu gerçeklerden hareketle, konunun yerinde, bilimsel esaslara dayalı, geniş katılımlı olarak yeniden tartışılmasını...” istemektedir. (TUNA, N., Kurul Başkan Yardımcısı, İzmir 1 Numaralı K.T.V.K.Kurulu’nun 03.02.1994 Tarih ve 316 Sayılı Toplantısında, Bergama Koruma Amaçlı İmar Planı için aldığı “olumsuz” kararını gerekçeleriyle “yetersiz ve sorumsuz” bulmaktadır).

Plan ile ilgili tartışmalar sürerken; Bergama’da sorunlar da çözümsüz kalmakta, zaten bunca yıl gecikmiş olan Koruma Planı’nın olmaması çok katlı yapılanma istemleri ve uygulamaları için bir gerekçe olmaktadır.

Temmuz 1991 tarihinde sözleşmesi imzalanarak çalışmalarına başlanan ve bir yıl içinde tamamlanan Bergama Koruma Amaçlı İmar Planı; 1994 yılına gelindiğinde halen Koruma Kurulu tarafından onaylanmamıştır. Kurul’ un Kentsel Sit Alanı’na ilişkin 1/500 Ölçekli Proje talebi de Proje Grubu tarafından hazırlanmış, buna rağmen Planlama süreci tamamlanamamıştır.

Parasal olarak sıkıntıya giren Yüklenici Firma, fiyat artışı talebinde bulunmuş, ancak Sözleşmede Fiyat Artışı verilmeyeceğine ilişkin hüküm olmasını gerekçe gösteren Kültür Bakanlığı bu talebi reddetmiştir. Yüklenici Firma, uzun yazışmalar sonucunda Kültür Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davası istemi ile dava açmıştır.

V.1.3. KORUMAYA YÖNELİK BAŞLICA İLKE VE KARARLAR

Önceki bölümde, elde edilme ve inceleme süreci ayrıntılandırılmış ancak, bugüne kadar onanmamış bulunan Koruma Amaçlı İmar Planı’ nda planlamaya yönelik kararların alınmasında arazide yapılan analiz (arazi kullanımı, kat yüksekliği, yapı niteliği ve malzemesi, çevresel/görsel değerler, cephe/plan tipolojisi vb saptamalar) ile sentez ve değerlendirme çalışmaları etken olmuştur. (TUNÇER, M., “Bergama Koruma Amaçlı İmar Planı”, 1/1000 Ölçekli Koruma Amaçlı Plan Raporları, 1992, Akman Proje Ldt. Şti).

Koruma Planı’nın başlıca amaç ve ilkeleri aşağıda verilmiştir:

1. Bergama Kenti’ nin Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan çevresel, kentsel ve arkeolojik değerlerini geliştirerek korumak başlıca amaç ve hedeftir.
2. Koruma ile, geleceğin Bergama'sının gereksinimlerine karşılık verecek ıslah, geliştirme ve yenilemeler birlikte düşünülmüştür.
3. Koruma ve geliştirmenin sağlanabilmesi için kamu ve halkın katılımını sağlayacak, yörenin mevcut turizm potansiyelini değerlendirip geliştirecek bir planlama hedeflenmektedir.
4. Kentin yaya ve taşıt trafiğinin en yoğun olduğu Tarihi Kent Merkezinde, ulaşım sorunlarını yaya ağırlıklı çözecek bir düzenleme hedeflenmektedir.
5. Arkeolojik Alanlarda, özellikle Musella Tepesinde yer alan iki büyük Roma Tiyatrosunu koruyup, ortaya çıkarılmasını sağlayan radikal önlem ve öneriler geliştirilmiştir.
6. Akropolis, Orta Şehir, Aşağı Şehir, Kızıl Avlu ve Asklepieion'u birbirine bağlayan ve yaya ağırlıklı tur güzergahı çevrelerinin geliştirilmesi düşünülmüştür.
7. Kentsel Sit Alanı içinde birebir tek yapı ölçeğinde, koruma, sağlıklaştırma ve geliştirme/yenileme kararları verilmiştir. Kentsel sit alanı dışında dokunun özelliğine göre, koruma, ıslah, tasfiye ve yenileme kararları verilmiştir.

V.1.4. BERGAMA TARİHİ KENT DOKUSUNA YÖNELİK ÜST
DÜZEY KARARLAR

Bergama tarihi kent dokusu makro formunda önemli bir yer tutan Akropol, Asklepieion, Kızıl Avlu ile Arkeolojik Alanların tümü Bergama için çok önemli bir potansiyel taşımaktadır. Kenti kuzey, doğu ve batıdan çevreleyen bu alanlar planlama çalışmalarında büyük bir “Kent Parkı” olarak düşünülmüştür .
Kentsel ve Arkeolojik Park “ARKEOPARK” olarak tanımlanan bu alanlar niteliğine göre tanımlanmıştır. Kentsel Sit Alanı, Bergama kent makroformunun kuzeyinde en önemli sınırlayıcılardan biridir. Kentsel ve Arkeolojik Sit Alanlarının dağılımı ve topoğrafya, Bergamanın güneyde ovaya doğru genişlemesine neden olmuştur.

Bergama Tarihi Kent Makroformu’ nun korunmasına yönelik başlıca öneriler aşağıda özetlenmiştir:

• Kesin Yapı Yasaklı Arkeolojik Alanlar :
I. Derece Arkeolojik Sit Alanları/Akropol, Orta Şehir, Aşağı Şehir, Musalla Tepesi çevresindeki antik tiyatrolar, Asklepieion ve Kızıl Avlu Çevresi.

• Onarım, Islah Ve Yeni Yapılaşma Önerilen Alanlar:
Bu alanlar ; Kentsel Sit Alanı, Tarihi Kent Merkezi ve çevresindeki Osmanlı-Türk Geleneksel Kent Dokusu özelliğini taşıyan alanlardır.

• Tasfiye Edilerek Yeniden Düzenlenecek Alanlar :
Musalla Tepesi yakın çevresi ile Kentsel Sit Alanı ile Arkeolojik Sit Alanı arasındaki kesimdir.

• Açık Hava Müzesi Düzenlemesi Yapılacak Alan :
Topçu Kışlası ve çevresi Bergama için çok önemli olan bir 'AÇIK HAVA MÜZESİ' olarak planlanmalıdır. Çay kenarındaki eski tabakhane yapısı onarılarak Açık Hava Müzesi için gerekli idari ve sosyal amaçlı kullanıma dönüştürülebilir. Yapının bir bölümü de müze için gerekli sürekli sergi salonu olarak planlanabilir.

• Müze Denetiminde Kazı Yapılacak Alanlar :
Bergama; Roma Döneminde yaklaşık 250.OOO nüfuslu büyük bir metropoldür. Bu nedenle Helen ve Roma Kenti kalıntıları oldukça geniş bir araziye dağılmış durumdadır. Mevcut kentin altında her kazı yapıldıkça bir buluntu ortaya çıktığından bu alanlarda yapılacak her türlü temel kazısı, hafriyat, altyapı vb inşaatlarda Bergama Arkeoloji Müzesi Müdürlüğünden yetkili bir elemanın bulunması ve kazıları denetim altına alınması, tarihi ve kültürel bir sorumluluk getirmektedir.

V.1.5. KONUT ALANLARINA İLİŞKİN ÖNERİLER

• KENTSEL KORUMA ALANLARI

Kentsel Sit Alanında, geleneksel doku özelliklerini bozmayacak ve mevcut yoğunluğu aşmayacak bir yapılaşma düzeni (bitişik / 2 katlı) geçerli olmalıdır. Geleneksel yapılanma düzeni ve yapı yoğunluğu korunmalıdır. Kentsel Sit Alanları etkileme ve geçiş alanlarında var olan dokuya da uyumlu olmak üzere yer yer bitişik 3 katlı yapı düzeni geçerli kılınabilir. Yürürlükteki uygulama imar planındaki kat yüksekliklerini azaltan bu yaklaşımla geleneksel konut dokusunun yenilenmesi halinde bile çevreye uyumlu yapı yoğunlukları ve yükseklikleri oluşacaktır.

Kentsel Koruma Alanının kuzeyinde, kısmen geleneksel kent dokusu niteliğini taşıyan ve Arkeolojik Sit Alanı içinde yer alan kesimlerde özellikli bazı yapılar korunmalı, geleneksel nitelik taşımayan yapılar zaman içinde tasfiye edilmelidir. Arkeolojik Sit Alanı içindeki bu kesimlerde kesinlikle yeni yapılaşmaya izin verilmemelidir.



PLAN 12: BERGAMA I. DERECE KENTSEL SİT ALANI

• GECEKONDU TASFİYE ALANLARI

Antik Çağ Bergaması' ndan günümüze kadar ulaşabilmiş önemli mimari ve kentsel öğeleri içeren bu kesim, günümüzde kısmen kaçak yapılaşmalarla tehdit altındadır. Antik Roma Tiyatrolarının çevresi tamamen gecekondularla dolmuştur.

Antik yapıların çevresini saran gecekondulaşma olgusuna kentsel arsa politikaları geliştirilerek çözüm aranmalıdır. Tasfiye edilmesi gerekli kaçak yapılaşma alanlarında, bir plana bağlı olarak uygulama etapları belirlenmelidir. Bu alanlardaki çirkin yapılaşmaların temizlenerek, arkeolojik sondaj, kazı ve araştırmaya olanak tanınması gereklidir.

Bu alanlar geleceğin Bergaması için bir “Arkeolojik Park” ARKEOPARK olarak düzenlenmelidir.

Bergama panaromik manzaralı bir bölge olan Musalla Tepesi üzeri de Doğuya doğru tamamen gecekondularla kaplıdır. Bu alanın öncelikle tasfiyesi, Antik Tiyatroların ortaya çıkarılması yanı sıra, bu iki tiyatroyu birbirine bağlayacak yeni bir “Yaya Promenad”, düzenlemesi yapılmalıdır. Bu aks üzerinde yer yer bakı/seyir terasları oluşturulma olanakları bulunmaktadır. Tepenin en üst kotunda dinlenme, kültür ve eğlence amaçlı bir sosyal/kültürel tesis yer alabilir.

Bergama Belediyesi, bu alanlardaki gecekondularda yaşayanların yerleştirileceği sosyal nitelikte bir “Gecekondu Önleme Bölgesi” ya da “Ucuz Konut Bölgesi” oluşturmalıdır. Kente yeni gelenler için de ucuz arsa tahsisinin yapılabileceği alan için kentsel arsa politikası geliştirmesi gerekmektedir. Hazine arazilerinin bu amaçla kullanımı için Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü’nden arsa tahsisi istenebilir. Konut yapımı için ise Toplu Konut Dairesi Başkanlığından yardım alınabilmektedir.

Ayrıca, Arkeolojik bir alanın tasfiyesi söz konusu olduğundan kamulaştırma ve tasfiyede Kültür Bakanlığı ile, yurt dışı finans kuruluşlarından destek alınması mümkün olabilecektir.



PLAN 13: BERGAMA TARİHİ KENT DOKUSU ALAN NİTELİKLERİ

V.1.6. BERGAMA TARİHİ KENT MERKEZİ SORUNLARI ve
KORUNMASINA YÖNELİK POLİTİKALAR

Bergama geleneksel ticaret merkezi, çevresindeki çok katlı ve modern (!) yapılaşmanın baskısı altındaysa da, geleneksel mimari özellikleri ve çarşı fonksiyonları oldukça korunarak günümüze dek ulaşmıştır.
Anıtsal nitelikte bazı ticari yapılarda (Taşhan, Çukurhan, Bedesten vb.) yapı ile uyumlu olmayan fonksiyon, kullanım ve bakımsızlıktan kaynaklanan yapısal (strüktürel) bozulma gözlenmektedir. Genel olarak tek katlı satış birimlerinden oluşan geleneksel çarşı kesimi (Pabuçcular Arastası, Manifaturacılar Çarşısı, vs) dükkanlarında fiziksel bakımsızlık belirli yapısal sorunlara yol açmaktadır.
Ayrıca kat ilavesi, vitrin açma, kepenk, ilan panosu gibi eklentiler geleneksel çevreye uyumsuzluk yaratmaktadır.

Bergama Çarşısı ve yakın çevresinde hazırlanan (1/500, 1/200, 1/50, 1/1 ölçeklerde) kentsel tasarım, peyzaj ve alt yapı projeleri ile tarihi ticaret merkezi Bergama'nın gelecekteki turizm potansiyeline cevap verebilecektir (Plan 9-10-11-14-15).

Günümüzde geleneksel üretim ve satış birimleri, turizme de yönelik olarak Kapalı Çarşı'dan başlayıp Kızıl Avlu'ya kadar yayılmaktadır. Gelecekte ise, bu tür kullanımların Habacihan sokak doğrultusunda tarihi kent dokusunun içine kuzeye doğru yayılması ve konaklama imkanı ile bütünleşmesi düşünülmelidir.




PLAN 14 : BERGAMA TARİHİ KENT MERKEZİ DÜZENLEME PROJESİ
BEDESTEN ÇEVRESİ ARASTA DÜZENLEMESİ


Bergama’ya yönelik turizm olgusu, günübirlik nitelikten konaklamaya doğru dönüştürülebilirse, aile pansiyonculuğunun desteklenmesi Bergama geleneksel kent dokusunun korunması ve geliştirilmesinde önem taşıyacaktır.

Avrupa'da gelişmekte olan soft turizm olgusu 4 - 5 yıldızlı otellerde kalma olanağı olmayan, ancak tarihi doku ile iç içe yaşamak isteyen ve turlardan bağımsız olarak gelen turistlere pansiyon, motel ve benzeri konaklama olanaklarının sağlanması, Bergama için ayrı bir önem taşımaktadır.

Ancak, kentin giriş noktalarında Akropol siluetini ve kentin geleneksel mimari tarzını bozmayacak otellerin konumlanması artacak taleplerin karşılanması bakımından önem taşımaktadır.
Bu tür kararların kapsamlı bir turizm planlaması ile alınması gerekmektedir.

Geleneksel üretim ve satış birimlerinin Selçuk Camii yanından, Viran Kapı'ya doğru gelişmesi de gelecekte bu bölgedeki yapıların korunmasını sağlayacaktır.

Domuz Alanı ve yakın çevresi, Bergama tarihi kent dokusu içindeki önemli ve özgün konumu nedeniyle, turizme yönelik geleneksel üretim ve satış birimleri ile pansiyon birimlerinin yer alabileceği özel bir kesimdir.

Eski merkezle yeni merkezin bir arada bulunduğu kesimdeki yeni yapılaşmaların tarihsel çevre ile uyumunun sağlanması için özel planlama kararları verilmeli, gabari ve taban alanı sınırlamaları yapılmalıdır.

Merkez içinde yer alan Hal ve Minibüs Terminali’nin taşınması ile bu alanda kent merkezine yönelik açık ve yeşil alan düzenlemelerinin yapılması gereklidir.

Merkez içindeki yapılaşmalarda çağdaş mimari tasarımlar ile çevreye saygılı, tarihi mimari elemanlarla ve kent imgesi ile bütünlük sağlayacak uygulamalar yapılmalıdır.

Tarihi Kent Dokusunun korunması ve Akropol’ün kısmen kapatılmış olan siluetinin daha fazla kapanmaması için, koruma alanlarının hemen yakın çevresinde 4-5 katlı bitişik nizam yapılaşmalar öneren yürürlükteki İmar Plan kararları gözden geçirilerek koruma amaçları doğrultusunda 2 - 3 kata indirilmeleri gereklidir.

Kent Merkezi'nde yapılmakta olan yeni yatırımların, Kentin güneyine yönlendirilmesi ve oluşturulacak yeni bir merkezde yoğunlaştırılması Tarihi Kent Dokusu'ndaki rant baskılarını hafifletmesi bakımından doğru olacaktır.



PLAN 15 : BERGAMA TARİHİ KENT MERKEZİ DÜZENLEME PROJESİ
ESNAF MEYDANI VE HAMAM ÇEVRESİ DÜZENLEMESİ


V.1.7. YAYA VE TAŞIT ULAŞIMINA İLİŞKİN ÖNERİLER

Bergama Arkeolojik Sit Alanları, Tarihi Kent Dokusu ve Tarihi Kent Merkezi birbirlerine ve Kentin diğer kesimlerine yaya ağırlıklı olarak gereğinde servis ve denetimli servis yolları ile bağlanmalıdır.

• ARKEOLOJİK SİT ALANLARINDA ULAŞIM - DOLAŞIM
SİSTEMİ ÖNERİLERİ

Akropol ile Orta ve Aşağı Roma şehirleri birbirlerine yaya yolları ile bağlanmalı, arkeolojik alanlardaki kültür varlıkları bir tur güzergahı oluşturularak sergilenmelidir.

“Arkeolojik Park (ARKEOPARK)” olarak düzenlenecek bu alanlar içinde yaya sürekliliğini sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Asklepion Kutsal Yolu'ndan (Via Tecta) Viran Kapı Park girişine kadar olan alan Musalla Tepesi'ne bağlanmalı, en üst kotta iki Roma Tiyatrosu sergilenerek aktif hale getirilmelidir. Bergama Çayı' nın iki kenarı rekreasyon alanı (gezinti yolu, park, çocuk bahçeleri vb) olarak düzenlenebilir.

• KENTSEL SİT ALANINDA ULAŞIM SİSTEMİ ÖNERİLERİ

Kentsel sit alanı içerisine, Ulu Cami Köprüsü ile ulaşan ve Domuz Alanından geçen ana yol, zemin kaplaması Arnavut kaldırımı olarak korunacak servis/araç ulaşımı sağlanacaktır. Bu alanda yer alan anıtsal nitelikteki ağaçlar ve sütunlar korunacaklardır. Kentsel sit alanı içinde, tescilli yapıların yoğun olarak yer aldığı Soğandere, Küçükalan, Turgut Sokak düzenlenecek ana yaya aksları olarak belirlenmiştir.

Bu sokak, Habacıhan Sokak ile tarihi kent merkezine bağlanmıştır. Bu kesimin düzenlenmesinde zemin kaplamaları, kent mobilyaları, yön ve işaret levhaları özel olarak tasarlanmalı, elektrik direk ve hatları yeraltına alınmalı, ilan ve reklamlarda görselliği bozmamak için gereken özen gösterilmelidir.
Sit alanı içindeki sokak dokularının aynen korunması ve yaya yolu olarak kullanılması öngörülmektedir.



PLAN 16 : BERGAMA ARKEOLOJİK SİT ALANLARI İLE KENTSEL
SİT ALANLARI ULAŞIM BAĞLANTILARI


• TARİHİ KENT MERKEZİ VE ÇEVRESİ ULAŞIM ÖNERİLERİ

Kent merkezinde, ulaşıma süreklilik kazandıracak ana yollar trafik yolu olarak günümüzdeki kullanımlarını sürdürebilir. Ancak, bu yollar dışında gereğinde servis yolları planlanarak, geleneksel üretim ve satış dükkanlarının yer aldığı Tarihi Ticaret Merkezi içi tamamen yaya bölgesi olarak düzenlenmelidir.
Bu kesimde bazı dar sokaklar günümüzde de araç trafiğine kapatılmış durumdadır. Bu yaya bölgesi, ana yaya yolları ile Kızıl Avlu'ya ve Virankapı Arkeopark girişine bağlanacaktır.

Kızıl Avlu altından Bergama (Selinus) Çayı’nın aktığı Roma Dönemi tünellerinin titreşimden zarar görmemeleri için; Kozak bağlantısı, Arkeopark güneyinden açılacak bir yola bağlanarak, yolun buradaki kısmı daraltılmalı ya da kaldırılmalıdır.
Bu güzergah öncelikli olarak gereğinde servis yolu olarak kullanılabilir. Daha güneyde, Bergama Çayı üzerinde yeni önerilen köprünün yapımı sonrasında Soma-Bergama bağlantısı buradan verilebilir.



PLAN 17 : KIZIL AVLU (SERAPIS TEMPLE) ALTINDA ROMA
DÖNEMİ SELİNUS ÇAYI TÜNELİ

Kozak Yolu - Kent Merkezi bağlantısı zayıflatılarak, MİA'ya doğrudan yoğun bir trafik akışı kısıtlanmalıdır.
Tarihi Kent Merkezi doğusunda, Cumhuriyet Caddesine paralel ana cadde (14.50 m.) üzerinde kat yüksekliği sınırlaması (3-4 kat) getirilmelidir. Kent merkezi kullanımlarının bu kesime doğru gelişmesi desteklenir ise, geleneksel çarşı kesimi üzerindeki baskılar kısmen de olsa azaltılabilir.

Bergama Kent Merkezi' nin doğu ve batısında yer alan ve kısmen bozulmuş, ancak gene de sürdürülebilir geleneksel doku içinde yeni yollar açılmamalıdır. Var olan sokak dokusunu korumak amacıyla ana sokaklar servis, diğerleri yaya yolu olarak düzenlenebilir.

V.1.8. ÖZEL PROJE ALANLARI




Tarihi kent dokularında uygulamaları kolaylaştırmak amacıyla Özel Proje Alanları oluşturmak ve etaplama yaparak, planlama alanı niteliklerine göre özellikler taşıyan alt proje alanlarına bölünmekte ve planlama, projelendirme, program bütünü içinde yönetilmektedir.
Kentsel tasarım, koruma amaçlı kent planı bütününde ele alınmalı ve üst-alt ölçekler arasında bütünlüğü sağlayacak biçimde, temel ilkeler koruma planında belirlenecek olan alt uygulama bölgeleri ve proje paketleri şeklinde gerçekleştirilmelidir.

Bergama arkeolojik ve kentsel sit alanları bütünü içinde, yukarıda tanımlanan anlamda Özel Proje Alanları olabilecek başlıca kesimler aşağıda verilmektedir:

1. AKROPOLİS GİRİŞ KAPISI DÜZENLEMESİ

Bergama'ya gelen turistlerin ilk uğrak yeri olan Akropolis' e ulaşım sorununu çözmek, Arkeolojik alan girişinde araç yığılmasını önlemek, alanın sakinliğini korumak amaçları ile Akropol girişindeki otopark yeniden düzenlenmelidir. Bu kesim otopark, yaya kullanımı, oturma mekanları, servis donatıları ve kent mobilyaları açısından özel projelerle ele alınmalıdır.

Akropol’e, başlangıç Arkeolojik alanın güney girişindeki genel otoparktan olacak şekilde, yaya olarak ulaşılmalıdır. Var olan yolun sadece servis araçları tarafından kullanılması gereklidir. Servis araçlarının, girişte bekleme yapmadan aşağıdaki otoparka dönmeleri sağlanmalıdır. Ziyaretçilerin yukarı şehir kesimini yaya olarak dolaşmaları, tarihi ortamları yaşayarak ve yukarıdan Bergama’yı seyrederek algılamaları doğrultusunda düzenleme yapılmalıdır.
Orta kentin çekiciliğini arttırmak amacıyla bir giriş düzenlemesi de burada yapılmalıdır. Akropol’e ulaşan yaya yolu üzerinde dinlenme noktaları ve bakı/seyir terasları tasarlanmalıdır.
Bu yol üzerinde çöp kovaları, yön ve bilgi levhaları, banklar ile yol yüzeyinin taş kaplaması bir bütün olarak özgün biçimde tasarlanmalıdır.
Anıtsal yapıların yer aldığı Akropolis’in rekonstrüksiyon maketini hazırlayarak, bir bütün olarak ziyaretçilere sunmak, Bergama Antik Kentinin görkemini yeniden hayal etmeleri için kolaylık sağlayacaktır.


2. KIZIL AVLU (SERAPIS TEMPLE) ÇEVRE DÜZENLEMESİ

Kızıl Avlu çevresindeki Osmanlı geç dönemi geleneksel kent dokusu, 1991 yılında, Belediye tarafından yapılan düzenleme çalışmasında (yıkımlarla) tamamen açılmıştır. Var olan düzenlemeye ek olarak, Kızıl Avlu önünde otobüslere otopark olanağı sağlanmalı, alan diğer kesimlere yaya yolları ile bağlanmalıdır.

Koruma Amaçlı İmar Planı’nda, çevresinde yer alan geleneksel üretim ve satış birimleri ile bütünleşen, turistik çekiciliği olan alanın doğusundaki eski Topçu Kışlası alanına yeni bir "Bergama Açık Hava Arkeoloji Müzesi" önerilmiştir.
Bu alanın da (1/500 ... 1/200) ölçekli kentsel tasarım ve peyzaj projeleri ile detay projelerinin bir bütün halinde ele alınması uygun olacaktır.

3. ASKLEPİON GİRİŞ DÜZENLEMESİ

Yerli ve yabancı turizmin gelecekteki olası artışı da göz önünde bulundurularak Asklepion’a giden ana cadde geliştirilmelidir. Arkeolojik sit alanı içinde yer alan askeri alanların zaman içinde kent dışına taşınması ve bu bölgede araştırma kazılarının yapılması önerilmektedir.
Asklepion'un dünya çapındaki önemi göz önüne alınırsa; Asklepion girişinde çok sayıda özel oto (en az 60) ve tur otobüsünün (en az 30) park edebileceği bir otopark düzenlemesi yapılmalıdır.
Giriş alanında bilet gişesi, yönetim, güvenlik tesisleri, dinlenme, lokanta, kafe, tuvalet, posta hizmetleri, döviz bürosu, ofis birimleri, hediyelik ve kültürel eşya sergileme ve satış ünitelerinin yer alacağı tek katlı ticari birimler yer alacaktır.
Bu yapıların geri planında açık dinlenme alanı düzenlemesi yapılacaktır. Bu alanlarda (1/200 ... 1/1) ölçekli bir çevre düzenleme projesinin yapılması gerekmektedir. Düzenlemede, elektrik ve PTT hatlarının görsel etkiyi bozmayacak şekilde ve Arkeolojik alanın ziyaretçilerce anlaşılmasını sağlayacak şekilde düzenlenmesine dikkat edilmelidir.

Bergama Koruma Amaçlı Planlama çalışmasında görev alanlar (1991-1994):
Proje Yönetimi : Mimar S. Tülin AKMAN
Danışmanlar : Koruma Planlaması Danışmanı Mehmet TUNÇER, Y.Şeh.Plancısı
Arkeoloji Danışmanı Vedat İDİL, Prof.Dr.
Sanat Tarihi Danışmanı Filiz YENİŞEHİRLİOĞLU, Prof.Dr.
Toplumbilim Danışmanı Cevat GERAY, Prof.Dr.
Restorasyon Danışmanı Can HERSEK, Mim.Rest.Uzm.

BERGAMA KENTSEL VE ARKEOLOJİK SİT ALANLARI’NIN KORUNMASINA YÖNELİK POLİTİKALAR 4



IV. BERGAMA TARİHİ KENT DOKUSU SOSYAL YAPI
ÖZELLİKLERİ

Bergama genel olarak diğer kentlerle kıyaslandığında sosyal hareketliliğin çok fazla olmadığı bir yerleşim yeridir. Dışa göç vermesine karşın, dışarıdan da göç aldığı için demografik yapı dinamik bir niteliğe sahiptir.

Bergama'ya yönelik göç, kentsel ve arkeolojik alanlarda kaçak yapılaşma olgusu getirmekte ve koruma sorunları yaratmaktadır. Bu olgu, bir yandan tarihi kent dokusunun ve arkeolojik sit alanlarının sınırlarını zorlamakta, diğer yandan da anılan mekanlarla bir bütünlük göstererek kentsel gelişme yönünü çarpıtmaktadır.

Arkeolojik alanların ve tarihi kent dokusunun korunabilmesi açısından önemli olan kent içi sosyal hareketliliğin zararlı etkilerini giderebilmektir. Gelir durumu yükselen aileler, ya da yüksek gelir grubunda olup da tarihi dokunun dışında, daha modern ve konforlu konutlarda ya da yeni prestij mahallelerinde oturmak isteyenler, tarihi kent dokusunun dışına çıkmaktadırlar. Kiraya verilen geleneksel konutlarda bakım azalmakta; bir bakıma, tarihsel kent dokusu bozulmaya ve yıkılmaya terk edilmektedir.

Kiracı ve konut sahibi ilişkisi yapıların bakımını ve onarımını da etkilemektedir. Kiracılar genellikle evlerin bakımı ile fazla ilgilenmemektedirler. Gelir getirici onarım için de belirli kullanım değişikliği gerekmektedir.

IV.1. BERGAMA SOSYAL VE EKONOMİK YAPISININ TARİH
İÇİNDE DEĞİŞİM SÜRECİ

Bergama'da, Türk-İslam tarihinin başladığı XIV. yüzyıldan bu yana yeni bir dönem açılmıştır. Selçuklu ekonomisinin kente kazandırdığı lonca sistemi, vakıf yapıları, çarşılar, kapalı çarşılar, hanlar ve imaretler ile toplumsal bir denge ve dayanışma ortamı oluşabilmiştir. Osmanlı Devletinin yükseliş döneminde sosyal devlet anlayışı egemen olduğu için, egemen güçler, özellikle Rum, Ermeni, Yahudi gibi etnik gruplar etkin olamamışlardır.

Bergama’da, su yolları, köprüler, bedesten, dinsel yapılar, medreseler ve çeşmeler örnek sosyal hizmetler olarak görülmektedir. Ekonomik gerileme döneminde sosyal kurumlar da yozlaşmış, 1880 ve 1895 yıllarındaki depremler, yangınlar, bulaşıcı hastalıklar ve seller ekonomik yapı ile sosyal yapının bozulmasına neden olmuştur .
(ERİŞ, E., "Bergama Uygarlık Tarihi", Bergama belediyesi Kültür Yayınları, No: 2. S.215)
Bergama'ya gelen seyyahların yazdıklarına göre, XIX. yüzyılda evlerin pek azı kiremitliydi. Yazın genellikle bağlara göç edilirdi. Türkler ovada, Rumlar Kale eteklerinde, Ermeniler batı yakasında, Museviler çay boyunda otururlardı. Bergama'nın geniş bir çarşısı vardı. Çukur Han Bölgesi, 40 dükkanlı kapalı çarşı, 6 kubbeli Bedesten, ayrıca kapalı ve açık loncalar önemli pazar yerleriydi. Zahire loncası, çeşitli ürünlerle dolup taşardı. Kozak fıstıkları, yörenin tahıl ürünleri burada satılırdı. Urgan ve koza loncaları da vardı. Ayrıca, Başmak (eski Tabaklar Çarşısı), bal, pekmez, yağ, peynir pazarları, bahçıvan pazarı, tuz pazarları, hayvan pazarları bulunurdu (ERİŞ, E., "Bergama Uygarlık Tarihi", Bergama Belediyesi Kültür Yayınları, No: 2. S.216).

Ayakkabıcılar arastası, Bergama’nın gereksinimi dışında değişik kentlere de pazarlama yapıyordu. Bergama tabakhanelerinde yapılan kösele ve deriler, arastada salı günleri kurulan tabaklar pazarında satılırdı. Saraçcılık, semercilik, nalbantlık da önemli iş kolları arasında yer almaktaydı. Bergama'da hemen her esnafın bir birliği vardı. Dikici, tabak, saraç, keçeci, demirci, helvacı gibi esnafın birer ustabaşısı bulunur, sanatlarına ilişkin işler onlar tarafından yönetilirdi.

Her mahallede ve ağaların evlerinde konuk odaları bulunurdu. Burada, hatırlı konuklar, yolcular, pazara gelenler için ayrı ayrı odalar, hayvan damları ve hamamlar da yer alırdı.

1950 sonrasında, kentleşme oranının hızla artması, kırdan kente göç olgusu ve Bergama nüfusunun tahmin edilenden hızlı artması ile Tarihi Kent Dokusu içinde bölüntü ve eklentiler artmış, kullanım ve nüfus yoğunlukları artarak genel görünümü ile kiralık ve geçici bir konut alanına dönüşmüştür.

Barınma yoğunluğunun artması, konfor koşullarının ağırlaşmasına ve yetersiz hale gelmesine neden olmuştur. Geleneksel konut dokusunun dönüşümü ile tarihi çevre özellikleri kısmen de olsa yitirilmiş, çevredeki gecekondu alanları çöküntü bölgesi halini alarak, kentin en sağlıksız konut alanlarından birine dönüşmüştür.



PLAN 7 : BERGAMA TARİHİ KENT MERKEZİ

Orta Doğu Teknik Üniversitesi; Mimarlık Fakültesi, Restorasyon Bölümü'nün 1979 yılında yaptığı bir çalışma olan “Bergama Tarihi Konut Dokusundan Örnek Bir Alan Çözümlemesi”nin amacı "Yamaçevler Yerleşmesi, Dede-Kadı Sokaklarda Tespit, Değerlendirme ve Koruma Projesini Oluşturmak" olarak belirlenmiştir.

Çalışmanın amaç bölümünde; “Bir devre ait kültür, tarih ve çevre değerlerinin korunması, bugün özellikle zengin bir mirasa sahip olan Türkiye açısından oldukça önemli bir konudur. Kentlerin planlama aşamasında korunacak çevre, kent plancıları için, sorunların araştırılıp, değerlendirilmesi gereken alanlar olmalıdır. Bu alanların sorunlarına çözüm getirilip, kentle bütünleştirilerek yaşayan bir doku olarak planlanmalıdır.” denilmektedir (TOL, S., USLU, A. Bergama Tarihi Konut Dokusundan Örnek Bir Alan Çözümlemesi, 1979, ODTÜ, S.1.).

ODTÜ çalışması, Bergama'da kısıtlı küçük bir bölgeyi kapsamaktadır. Kültür Bakanlığı tarafından hazırlatılan, koruma planlaması çalışmaları kapsamında, Bergama'da sosyal yapının özelliklerini; aile yapısını, eğitim ve ekonomik durumu, koruma bilincini vb belirleyebilmek amacı ile bir sosyal anket hazırlanarak uygulanmıştır.

1991 Ağustos ayında, bu kapsamda kentsel sit alanı içerisinde toplam 551 adet sosyal anket uygulanmıştır . Mimari saptama fişi doldurulan her yapıya sosyal sorgulama yapılarak sonuçları yorumlanmıştır. Çalışma yapılan hanelerin sokaklara dağılımı EK Tablo 1’de verilmektedir. Bu çalışmada, ODTÜ tarafından 1980 yılında yapılan sorgulama verileri de değerlendirmiş ve kıyaslanmıştır (TUNÇER, M., Ağustos 1991, “Bergama Tarihi Kent Dokusu Sosyal Yapı Araştırması Sonuçları”, Bergama Koruma Amaçlı İmar Planı, Plan Raporu, AKMAN Proje Ltd).

Korumanın sosyal boyutu önem taşımaktadır ve bir “Sosyal Plan” da birlikte hazırlanmalıdır. Bu plan, Koruma Projelerinin uygulanması sonucu doğacak sosyal sonuçları önceden saptamak, gerektiğinde müdahale etmek, örgütlemek ve denetlemek amacını gütmelidir.

Sosyal araştırma kapsamında tarihi kent dokusu yaşayanlarının, “Aile Yapısı”, “Eğitim”, “Gelir ve Meslek Yapısı”, “Mülkiyet Yapısı”, “Yapı ve Ailenin Konfor Durumları”, na ilişkin veriler değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. 1991 yılı verileri her ne kadar güncelliğini yitirmişse de, gene de genelleştirilebilecek sonuçları sunmak ve ileride yapılacak araştırmalara karşılaştırma olanağı vermek amacıyla aşağıda sunulmaktadır.

Sosyal yapıya ilişkin sonuçlar, korumaya yönelik planlama kararlarına temel olmalı ve sosyal yapının dönüşümüne ilişkin kararlara da yol göstermelidir.

Bergama'da yerleşik nüfusun hareketliliği, kent ile ilişkileri ve korumaya yönelik tutum ve davranışlarına ilişkin sonuçlar da bu çalışmanın sonurgularındandır.


IV.2. BERGAMA TARİHSEL KENT DOKUSU NÜFUSUNUN GENEL
DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ

Bergama nüfusu 1990 genel nüfus sayımına göre 44.321' dir. 1985 Genel Nüfus Sayımında 38.849 olan nüfus, 5 yılda % 14.67 oranında artmıştır (Genel Nüfus Sayım Sonuçları, DİE, 1990, s.21) .

Bergama'da, anket yapılan toplam 563 aile için ortalama aile büyüklüğü 3.5 kişi bulunmuştur (Bkz. EK Tablo 2). Genel olarak tarihsel çevrelerde konutların, bölüntü ya da eklentilerle birden çok ailenin yaşamasına uygun hale getirildiği gözlenmektedir. Ebeveyn ve akrabalarıyla oturan geniş aileler azınlıktadır. 2, 3 ve 4 kişilik aileler çoğunluktadır (Bkz. EK Tablo 3).

1990’ların başında, Bergama'da ortalama çocuk sayısı 1.2 dir (Bkz. EK Tablo 4 ve 5) . Çocuksuz aile ortalaması % 42 ile ülke ortalamasının çok üstündedir. Ancak, 2 (% 23) ve 3 (% 12) çocuklu ailelerin oranı da hayli yüksektir. Ailelerin genel olarak çekirdek aile olması ve kalabalık geniş ailelerin azınlıkta olması, bu çevrenin kır kökenli olmasına karşın kentlileştiğinin bir göstergesidir.

IV.3. EĞİTİM DÜZEYİ

Sosyal anket kapsamında görüşülen 563 aile (toplam 1954 kişi) içinde, 654 ilkokul (% 76), 85 ortaokul (% 10), 86 lise (% 10), 20 meslek lisesi (% 2) ve 20 yüksek okul mezunu (% 2) bulunmaktadır. (Bkz. EK Tablo 6) Eğitim gören 865 kişinin toplama oranı % 44.27'dir.

Görüldüğü gibi, Bergama tarihi kent dokusu genel olarak orta eğitim düzeyinde bir nüfusu barındırmaktadır (1991’de). İlkokul mezunlarının oranı (%76) iken, ortaokul mezunları (%10) ile ikinci sırada yer almaktadır. Tarihi dokuda yaşayanlar genel olarak yakın çevredeki eğitim olanaklarından yararlanmaktadır.

IV.4. GELİR DÜZEYİ VE MESLEK DAĞILIMI

IV.4.1. GELİR DÜZEYİ

Ailelerin aylık ortalama gelir düzeyi ile ilgili sorular, sosyal anketlerde genel olarak cevapsız bırakılan yada belirli bir endişe ile kasıtlı olarak ya yanlış cevaplandırılan yada eksik beyan edilen sorulardır.
Buna rağmen belirli bir yörede yaşayanların gelir düzeyinin ortalama olarak bilinmesi bile planlama kararlarında, sosyal yaklaşımlarda önem taşımaktadır.

Bergama sosyal anket uygulaması sonuçlarına göre (1991), ailelerin ortalama 1.000.000.-TL aylık gelirleri bulunduğu saptanmıştır (Bkz. EK Tablo 7).

Hane başına düşen ortalama aylık gelir 1979'da 14.709.-TL'dan 1991'da 1.000.000.-TL'ye yükselmiştir. Aileler genellikle aylık maaş, ticaret, tarımsal işler ya da marjinal işlerden kazanç elde etmektedirler. Yöre halkının orta düzeyde bir gelir grubuna dahil olduğu söylenebilir. Gelir düzeyinin oldukça yüksek olmasının bir nedeni de, birçoğunun Bergama yakın çevresinde topraklarının bulunmasıdır. 4-100 Dönüm arasında değişen miktardaki tarımsal alanlarda zeytin, tütün ve pamuk gibi çok gelir getirici ürünler yetiştirilmektedir.

IV.4.2. MESLEK YAPISI VE EKONOMİK FAALİYET
ALANLARI

1979 ODTÜ araştırması sonuçlarına göre, en büyük meslek grubunu % 53 ile küçük esnaf ve serbest meslek grubu oluşturmakta idi. Bunu, % 20 ile çiftçi, % 9 ile ise memurlar takip etmekteydi (TOL, S., USLU, A., 1979, Bergama Tarihi Konut Dokusundan Örnek Bir Alan Çözümlemesi,ODTÜ).
.
1991 Sosyal Yapı Araştırması sonuçları, 1979 ODTÜ araştırmasında belirlenen sonuçlarla benzeşmektedir. Buna göre küçük esnaf ve serbest meslek grubunun Bergama'daki ağırlıklı oranları devam etmektedir (Bkz. EK- Tablo 8).

Görülen en belirgin değişim, yerleşik küçük memur ile teknik eleman serbest meslek sayısındaki ve oranındaki artıştır. Ticarete bağımlı olarak küçük esnaf oranı da artmıştır (Bkz. EK- Tablo 9).

Esnaf nüfusu ile marjinal işlerde çalışanların sayısındaki artışın, çevrenin ticaret kapasitesindeki artış ile bağıntılı olduğu düşünülmelidir. Memur sayısındaki artış, kiraların nispeten düşük olması ve pek çok kamu kuruluşunun konut alanlarına yürüme mesafesinde bulunmasındandır. Esnaf grubunun yanı sıra, perakende ve toptan ticaret erbabı, seyyar satıcılar, lokanta vb. işletenler ile ticaret sektörü en yaygın sektörlerdir. En yüksek oranı oluşturan emekliler nüfusun genel karakteristiğini oluşturmaktadır.



IV.5. KONUT MÜLKİYETİ VE KİRACILIK

Bergama Tarihi Kent Dokusunda 1979 yılında, ODTÜ tarafından yapılan araştırma sonucuna göre nüfusun % 28'i kirada oturmakta iken, 1991 araştırması sonuçlarına göre bu oran % 20'ye düşmüştür. (Bkz. EK Tablo 10)
Ev sahipliliği oranının, 1979'da % 72 iken, 1991'de % 80'e yükseldiği görülmektedir. Ev sahipliliği oranının fazla olması, konutların genellikle el değiştirmediğini ortaya koymaktadır. Bu oranın göreceli olarak zaman içinde arttığı da gözlenmektedir. Ancak, genel olarak geleneksel konutların genel standartlarının düşük olması, onarım gereksiniminin bulunması gibi nedenlerle konut değiştirme ve apartman dairesine çıkma talepleri yaygındır.

Konut sahipleri genel olarak, zemin katlar veya avlu içindeki bölmeleri kiraya vermektedirler. Kiracılık oranının düşük oluşu, bu çevrenin sosyal ve ekonomik bakımdan az değiştiğini yansıtmaktadır. 1979 araştırmasından 1991 yılına kadar, Bergama tarihi kent dokusunda oturan ev sahipleri oranı göreli olarak artmışsa da, kiracılık da oldukça yüksek bir oran içermektedir.

Bergama geleneksel konutlarında, 1991 yılında kira bedelleri ortalama min. 85.000.-TL. ile, max. 257.000.- TL. arasında değişmektedir ve ortalama kira bedeli 165.163.- TL.'dir (Bkz. EK-Tablo 11). ODTÜ araştırmasında ortalama kira bedeli 1500.-TL. olarak saptanmıştır. Bu yılda kira bedelleri 500-2000.-TL. arasında değişmekteydi. Bu bedellerin yapının konfor durumuna, oda sayısının az ya da çok olmasına göre değiştiği ve mülkiyet ile konfor durumu karşılaştırıldığında kiralık konutlarda da konfor ünitelerinin (mutfak, banyo, tuvalet) bulunduğu belirtilmektedir (TOL, S., USLU, A., 1979, Bergama Tarihi Konut Dokusundan Örnek Bir Alan Çözümlemesi,ODTÜ, s.5).

Kiraların yeni yerleşim alanlarına oranla daha düşük olması, orta alt gelir gruplarının bölgede yer seçmelerine ve yapıların bakımsız kalmasına neden olmuştur. Yeni yapılarda kiracılık olgusuna rastlanmamaktadır. Bu durum az da olsa bazı ailelerin eski konutlarını terk ettiğini göstermektedir. Konutlarda ortalama 1.1 hane oturmaktadır.

Bergama'da kiracı nüfus ise oldukça hareketli bir yapı göstermektedir. Ev değiştiren, apartman dairesi sahibi olarak ayrılanlar bulunmaktadır. Bergama tarihi kent dokusunun tarihi ticari merkeze yakın olan kesimlerinde konutun yanı sıra, ticaret, işyeri, depo gibi konut dışı kullanımlar da yer almaktadır.

IV.6. SONUÇ, DEĞERLENDİRME VE SOSYAL YAPI ÖNERİLERİ

Bergama tarihi kent dokusu, arkeolojik sit alanları, geleneksel çarşı kesimi ve yeni Bergama ile birlikte düşünülerek geliştirilmesi gereken tarihi, kültürel ve sosyal bir çevre olarak karşımıza çıkmaktadır. Bergama tarihi kent dokusundaki mahalleler birbirine çok yakın fiziki ve sosyal özellikler göstermektedir. Ancak güneye doğru inildikçe fiziki yapı ile sosyal yapının değiştiği gözlenmektedir.

Tarihi kent merkezinde yer alan geleneksel ya da yarı geleneksel, kır kökenli yada düşük gelir gruplarına hizmet veren merkez ile Kızıl Avlu çevresindeki ve güneye doğru yönelen turistik amaçlara yönelik yeni ticaret merkezi, bu sosyal yapıyı ister istemez etkilemektedir.
Ticaret, servis, hizmetler ve marjinal meslek gruplarının barındığı, geçici ve sürekli değişken görünüm arz eden bu sosyal yapı, ekonomik açıdan nispeten daha güçsüz, eğitim açısından orta seviyede, tarihi doku ve arkeolojik alanlara karşı ilgisiz ve bilinçsiz olarak görülmektedir.

ODTÜ saptamaları; 1991 Sosyal Anket sonuçları birlikte değerlendirildiğinde, Bergama'da dıştan bazı fiziki etki ve yenilemelere karşın sosyal yapının oldukça durağan ve benzer özellikler arz ettiği, giderek alım gücü düşmesi, gelir gruplarının dengelerinin bozulması vb. ekonomik nedenlerle sosyal ve fiziki yapının daha da bozulduğunu söylemek mümkündür.

Bergama da eskiden bu yana var olan turizm faktörü, çeşitli altyapı yatırımlarının yapılması (PTT, yol onarımı, çocuk bahçesi, meydan ve kavşak düzenlemeleri), yapılan yayınlar ve turizm yatırımlarının artması gibi nedenlerle Bergama'ya karşı olan ilgiyi büyük oranda arttırmıştır.
Bu ilginin sağlıklı bir planlamayla yönlendirilmesi, turizm, kültür ve turistik ticaret eylemleri ile, konaklama işlevlerinin Bergama geleneksel mimari özelliklerini koruyup geliştirici bir doğrultuda kullanılması gerekli görülmektedir. Bu düzenlemeleri yaparken, planlamanın başlıca amacı, Bergama sosyal yapısının korunması, geleneksel özelliklerinin değerlendirilerek halkın korumaya katılımlarını sağlamak, ev sahipleri ile kiracıları mümkün olduğunca mağdur etmeyecek sosyal ve ekonomik çözümler geliştirmek olmalıdır.

Koruma amaçlı bir planlamanın sosyal yapıya yönelik ilkeleri ve yönlendirici önerileri aşağıda özetlenmiştir:

• Korumaya yönelik bir planın kararlarının amacına ulaşması, ancak bu kararların kamu ve yerel halk tarafından benimsenerek amacına uygun olarak uygulanması çabaları ile gerçekleşebilecektir.

• Böyle bir plan, tarihsel ve kültürel çevrenin korunup geliştirilmesi ve geleceğin Bergama'sına çağdaş anlamda yeniden kazandırılmasını amaçladığı kadar, sosyal çevrenin de geliştirilmesi, ekonomik ve sosyal olarak gelişmesini de hedeflemelidir.

• Bergama geleneksel dokusunda, konut sahipleri ve kiracıların, genel olarak yaşayanların haklarını koruyup gözetmek en azından sosyal bir görev olarak her türlü planlamada göz önüne alınmalıdır.

• Ancak, koruma ve geliştirme amaçlarına ulaşmada, nüfus yoğunluğu, barınma yoğunluğu, tüm koruma alanlarında temel bir sorun olarak planlamalarda karşılaşılmaktadır.

• Nüfus yoğunluğunun azaltılması zaman içinde konut olarak kullanılan bazı yapıların koruma planlarında öngörülen kullanımlara dönüşümü ile kademeli olarak gerçekleşebilecektir. Acil onarım gerektiren ve öncelikle korunması gereken yapılara etkin olarak müdahalenin kamu eliyle yapılması gerekmektedir. Bu yapıların geri kazanımlarında, yapıda yaşayanların ve mülk sahiplerinin hakları korunmalıdır.

• Kamu, yapacağı kamulaştırmalarda, yada kiracı boşaltmalarında, takas, yer gösterme ya da gerçek bedel karşılığı ödeme gibi yöntemleri uygulamalıdır. Kişilerin yakın çevrede iş sahibi oldukları düşünülerek, yapılacak yeni yapılar mümkün olduğunca tarihi kent merkezi ve yakın çevresinde olmalıdır. Kişilerin ulaşım giderlerini minimize edici, sosyal çevrelerinden koparmayacak yaklaşımla uygulama yapılmalıdır.

• Kamu, sosyal yapının geleneksel üretim ve satış faaliyetlerine öncülük edecek ve varolan el sanatlarını (bakırcılık, dericilik, dokumacılık vb) geliştirici bir şekilde yeniden oluşmasına gayret etmeli, geleneksel Türk El Sanatları ile uğraşanların yanı sıra çağdaş sanatçıların da bu doku içinde yer almasına öncülük edecek uygulamalar yapmalıdır.

• Konaklama işlevlerine (otel, motel, aile pansiyonculuğu vb) destek personel ile ticaret erbabının Eski Bergama evlerine yerleşmelerinin koruma ve geliştirme ile ekonomik aktivitelerin bir arada olmasına yardımcı olacağı düşünülmelidir.

• Bergama’ya yönelik koruma / sağlıklaştırma / geliştirme amaçlı planlama ve projelendirmelerde; sosyal sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirilmeli ve 'Esnek Planlama Yöntemleri' çerçevesinde kararlar verilmelidir.


(Ek Tablolar Blog'a konmamıştır.)

BERGAMA KENTSEL VE ARKEOLOJİK SİT ALANLARI’NIN KORUNMASINA BERGAMA KENTSEL VE ARKEOLOJİK SİT ALANLARI’NIN KORUNMASINA YÖNELİK POLİTİKALAR 3



II.2. BERGAMA TARİHSEL KENT DOKUSU GELİŞİM SÜRECİ

Bergama'da; arkeolojik sit alanları dışında, korunması gereken taşınmaz kültürel varlıklarının yapım tarihleri ile, kent dokusu içindeki dağılımları incelendiğinde, en erken XIV. yüzyıla ait yapı özellikleri görülmektedir. Bu tarihten önce anıtsal yapılar dışında var olan yapılar ve şehir dokusu ile ilgili bilgiler oldukça kısıtlıdır.

Erken Hıristiyan Döneminde, M.S. VI. yüzyıla kadar Hıristiyan yazarların verdikleri bilgilere göre, Bergama'da 3-4 Bazilika ve bir Vaftizhane bulunmaktaydı. Şehir dokusu içinde, bu yapılardan günümüze kadar Kızıl Avlu (Serapis Temple) dışında hiç bir kalıntı kalmamıştır. Bizans Döneminde ise Akropolis’in kullanıldığı belirlenmiştir .

Hellenistik ve Roma Dönemi sur duvarları arasında yer alan ve bir bölümü günümüze kadar ulaşmış Bizans sur duvarları, bu bölgede ele geçen ve XIV. yüzyıla kadar tarihlenen seramik buluntuları ile Kilise izleri, Akropolis’de Bizans döneminde oldukça yoğun yerleşildiğini göstermektedir. Şehir dokusu içinde kalan kısımlarda ise, Kızıl Avlu'nun içine yapılan Kilise dışında herhangi bir arkeolojik bilgiye rastlanmaması ilginçtir.

Genel bir nitelik olarak, XIV. yüzyılda Bizans'dan Beyliklere geçen yerleşimlerde, bir Kilise veya Şapelin (Chapel) Camiye çevrilmesi veya Beylik dönemi yapılarında, Geç Bizans devşirme malzemelerinin kullanılması gibi özelliklere rastlanırken, Bergama'da bu tür veriler de karşımıza çıkmamaktadır. Oysa VIII. yüzyıldaki Anadolu'ya yapılan Arap akınlarından sonra Kommennos Ailesi zamanında yeniden güvenilir ve zengin bir merkez olan Bergama XIII. yüzyılda Metropolitlik Merkezi de olmuştur. Ancak, Bizans Dönemi şehir dokusunu günümüzde salt arkeolojik ve mimari verilere göre belirlemek olanaksız gözükmektedir.

XIV. yüzyıldan itibaren ise, Bergama'nın şehir dokusunda mimari verilere rastlanılmaktadır ve XIX. yüzyılda başlayan kazılar ile antik dönemin zengin kültür verileri açığa çıkarılmaya başlanmıştır (Plan 3).



PLAN 3 . CARL VON HUMANN’IN BERGAMA PLANI (19.YY.SONU)

Kızıl Avlu'nun doğu bölgesinde yer alan ve Karasioğlu'na ait olduğu söylenen türbe yapısı ile birlikte Ulucami ve çevresi ile, Selçuklu Minaresi'nin olduğu yerdeki Arap Cami çevresinin XIV. yüzyıldan bu yana yerleşik olduğu söylenebilir.

1336 yılında Bergama’yı ziyaret eden İbn Batuta şehrin harap olduğunu, sadece kalesinin sağlam olduğunu, ilk gece bir zaviyede konakladıklarını daha sonra ise şehrin ileri gelenlerinden birinin evinde kaldıklarını söyler.
Şehrin XIV. yüzyıldaki önemli iki aksını oluşturan ve I. Murat zamanında yapılan Koyun Köprüsü ile, Ayverdi tarafından Yıldırım dönemine tarihlenen Debbağlar (Tabakhane) Hamamı bu devrin önemli yapılarındandır.

I. Birinci Aks:

Bergama Çayı boyunca giden Koyun Köprüsü-Ulucami- Debbağlar Hamamı- Kızıl Avlu-Türbe aksıdır. Bu güzergah üzerinde şehir daha sonraki yıllarda daha fazla gelişmemiştir. Günümüzde de şehrin yerleşim alanlarının dış noktalarını oluşturur.

II. İkinci Aks:

Selçuklu Minaresi yakın çevresi ile Ulucami Köprüsü ve Ulucami'nin yer seçtiği kuzey güney aksıdır. Bu aks daha sonraki yıllarda gelişmiştir.

Şehrin bu en önemli aksı, İzmir’e bağlantı yoludur ve Ulucami'de son bulmaktadır. Bu anayol; Uzuncadde olarak bilinmektedir ve çevresindeki yapılar, tarihi ticaret merkezi ile XIV. yüzyılda önemli bir akstır.

Osmanlı şehir dokuları içinde, Ulucami' lerin genellikle ticaret alanlara yakın yerlerde, hatta ticaret alanlarının ortasında yer almaları, Bergama'da da Ulu Cami'nin yakınlarında da bu tarihlerde bir ticaret alanı olması gerektiğini düşündürmektedir.

Ancak, Ulu Cami'nin inşa edildiği yerin seçimi, XIV. yüzyıl Osmanlı şehir gelişimi açısından üstünde durulması gereken bir konudur. Her ne kadar şehrin batı tarafına inşa edilmesi, Kızıl Avluya karşı bir alternatif merkez oluşturma amacı taşıyor ise de, şehrin gelişme kapasitesi güneyde olduğu halde, nehrin kuzey tarafına sıkıştırılmış olması düşünülmesi gereken bir noktadır.



PLAN 4 . 20.YÜZYIL BAŞLARINDA BERGAMA TARİHİ KENT DOKUSU

Ulu Cami' nin güneyinde yer alan Roma Dönemi tiyatrosu yakınındaki mahallenin Selçuk Mahallesi olarak bilinmektedir. Bu kesimde, XV. yüzyıla tarihlenen Laleli Camisi'nin varlığı ve çevresindeki sokakların Hacı Fakıyh gibi XIV. - XV. yüzyıllarda daha çok görülen şeyh isimlerine sahip olması, Laleli Camisi'nden eski Hipodrom’a doğru giden yolun Anadolu Türk şehirlerinde bulunan Uzun Yol olarak halen adını korumuş olması da, bu bölgenin XIV. yüzyıldan izler taşıdığı izlenimini uyandırmaktadır.

Selçuklu Sultanı I. Melikşah’ın XII. yüzyılda Bergama'ya akınlar düzenlediği bilinmekteyse de, bu bölgenin Selçuklu’ların elinde bulunduğuna dair kesin bir belge yoktur. Ancak, Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra (1300) ortaya çıkan Karasi Beyliği, 1336 yılına kadar bu bölgeye hakim olmuş ve bu tarihte Karasi Beyliği toprakları Osmanlı Beyliği’ne katılmıştır. Halkın Selçuklu olarak değerlendirdiği dönem ve yapılar aslında XIV. ve XV. yüzyıl Beylikler dönemine aittir.

XV. yüzyılda inşa edilen yapılara ve yapıların işlevlerine bakıldığında, bu dönemin Bergama'nın en çok geliştiği dönemlerden biri olmuştur denilebilir.
Her mescit ve cami çevresi ile beraber bir mahalleye karşılık gelmektedir. Bu yüzyılda Bergama; batıda Laleli Camii, doğuda Hoca Sinan Mescidi'nin bulunduğu kesimlere kadar genişlemiş, kuzey-güney ekseninde ise Parmaklı Mescidi, Lonca Mescidi, Mescitaltı Mescidi, İncirli Mescid ve Kurşunlu Camii ile, güneyde günümüzdeki Hükümet Konağı’nın bulunduğu kesime kadar en uç noktasına gelmiştir.

Geleneksel ticaret merkezinin bu kesimde yoğunluk kazandığı, Parmaklı Mescid, Lonca Mescidi, Mescitaltı Mescidi, İncirli Mescid, Taşhan, Küplü Hamam gibi yapıların yapımı ile anlaşılmaktadır. Ayrıca Umur Bey ve Hibetullah Medreseleri de bu tarihte inşa edilen ve günümüze kadar gelemeyen yapılar arasındadır.



PLAN 5 . BERGAMA MAHALLELERİ (20.YY.)


XVI. yüzyılda Bergama; daha çok XV. yüzyıl sınırları içindeki alanlarda yoğunlaşmasına devam etmiştir. II. Bayezid zamanındaki yapı faaliyetleri kapsamında inşa edilen Hacı Hekim Camii ve Hamamı, Cafer Çelebi Kervansarayı (Çukur Han) ve büyük bir olasılıkla Bedesten, günümüzde de Bergama'nın önemli ticari yapılarını oluşturmaktadır (Gravür 5).



GRAVÜR 5. ÇUKUR HAN GRAVÜRÜ

Ansarlı Camii, Şadırvanlı Camii ve Arslanlı Camii de bu dönemdendir. Ansarlı Camisinin karşısında yer alan Darülhadis de XVI. yüzyıldan kalma bir yapıdır. Daha önceden var olan mahallelerin içinde inşa edilen bu yapılar, Bergama'da XVI. yüzyıldaki nüfus artışına dikkat çekmektedir.

XVIII. yüzyılda; Voyvodalık ve Ayanlıkla idare edilen Bergama'nın en önemli sorunlarından biri içme ve kullanma suyu yetersizliği olmuştur. Nehrin güney yakasında su kıtlığının olması sonucu, Bergama Ayanı Koca Arapoğlu, Soma ve Kırkağaç yöresinden su getirtmiş ve bu amaçla Ab-ı Kebir Vakfını kurmuştur (1740). Bu tarihlerde birçok mahalleye çeşmeler yapıldığı gibi isteyen para ile evine su getirtebilmiştir. Bergama'nın tüm mahallelerinde bu dönem veya daha sonraki yıllara tarihlenen çok sayıda çeşme veya çeşme izi bulunmaktadır.

XVIII. yüzyıl sonu ve XIX. yüzyılda Bergama Karaosmanoğulları Ailesi’nin Ayanlık ettiği bir yerdir. Bu aileye ait kişilerin Vakfiyeleri incelendiğinde, Bergama'da özellikle ticaret yapıları ve konutların arttığı görülmektedir. Ayrıca, Selimiye Camii, Harputlu Mescidi, Emir Sultan Camii, Hatuniye Camii, Yeni Camii gibi yapılarla da yeni mahallelerin kurulduğu ve şehrin İzmir yoluna doğru büyüyerek genişlediği anlaşılmaktadır. XIX. yüzyıldan beri önemli bir yol olan bu aks üzerinde Karaosmanoğulları’na ait çok sayıda konağın varlığı bilinmektedir.

Aynı yol güzergahı, Bergama 1867 yılında kaymakamlık olduktan sonra da önemini korumuş, XIX. yüzyıl sonu yapılarından Hükümet Konağı ve şimdi lise olarak kullanılan İdadi veya Rüştiye Binası da bu yol üzerine inşa edilmiştir.

XIX. yüzyılda; Bergama’nın oldukça zengin bir şehir olduğu bilinmektedir. Karaosmanoğulları burada yoğun yeni imar faaliyetlerine girdikleri gibi, çevre illerle yapılan ticaretin artması, diğer şehirli halkın da yeni konutlar inşa etmesine neden olmuştur. Özellikle; Harputlu Mescid'in bulunduğu sokak ve çevresinde bahçe içerisinde, günümüzde yüksek duvarlı konaklar bulunmaktadır. Buradaki yerleşim dokusu, Akropol'ün alt kısmında kalan ve azınlıkların oturduğu mahalle dokusundan ve birbirine bitişik yapılmış konut düzenlemelerinden çok farklıdır. Vakfiyelerden anlaşıldığına göre, bu bölgede çok sayıda konak bulunmaktaydı.

Kulaksız Camii ile Emir Sultan Cami Minaresi’ nin arka kısımlarında korunması gerekli eski (pamuk veya tütün) depoları vardır. XIX. yüzyıldan kalma ve Anadolu'daki sanayi tarihini gösterebilecek bu tür yapılar korunmamaktadır.
Aynı şekilde, Üçgöz Köprüsü tarafındaki Tabakhane olarak bilinen yapı (Çırçır Fabrikası da olabilir) bu grup yapılar içinde korunması gereken örneklerdir. Büyük ve sağlam yapılar olmaları, ikinci bir fonksiyon vermeğe elverişlidir. “Sanayi Siti” tanımının yapılarak bu yapıların yeniden ele alınması gereklidir.

Bergama'da, XIX. yüzyıl şehir dokusu içinde gayr-ı müslim azınlıklara ait dini ve sivil mimari örnekler de önemli bir yer tutar. Yahudilere ait, içi XIX. yüzyıl nakışlarıyla süslü bir Havra ve yanındaki iki katlı büyük binadan başka, Kızıl Avlu karşısında sadece kapısı kalan Havra ile üzerinde İbranice kitabelerin bulunduğu Kurtuluş Mahallesi’ndeki bazı yapılar buna örnek verilebilir.

Kurtuluş Mahallesi'nde inşa edilmiş olan Ortodoks Kilisesi (Fener Patrikhanesi'ne bağlı Aya Triada) ve yanındaki okul binası ile bu mahalledeki konutlar, Rum azınlığın oturduğu bölgeleri belirler. Kilise 1964'de yıkılarak yerine ilkokul yapılmıştır. Değişimden (mübadele) sonra ilkokul olarak kullanılan eski okul binası ise bugün boş durmaktadır.

Bu mahalledeki konutların özellikle demir parmaklıklı dış kapıları büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Tek veya çift katlı olarak inşa edilen bu konutlar, İzmir'in eski Kordonboyu veya Güzelyalı'daki ev tipleriyle benzerlik göstermekte ve neo - klasik üslup özelliklerini yansıtmaktadır.

Bu bölgede Ulu Cami ve bir hamam kalıntısı dışında XIX. yüzyıldan daha erken tarihli bir yapı yok gibi gözükmektedir. Ancak XVI. yüzyıla ait köprülerin varlığı bu bölgenin o tarihlerde de kullanıldığını göstermektedir .

Barbaros Mahallesi, Ulu Cami Mahallesi ile geleneksel ticaret merkezi arasında yer almasına rağmen, bu kesimde de XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başı küçük konutlarından, 1905 tarihli bazı kapı girişleri, el biçiminde kapı tokmaklarından başka eski bir veriye sahip gözükmemektedir. Ancak, 1843 yılındaki büyük su baskınının köprüleri ve Debbağlar Hamamını da yıktığı düşünülecek olursa, bu bölgede var olabilecek yapıların yıkıldığı düşünülebilir.
Ayrıca, Roma Dönemi Hipodromu ile Kızıl Avlu (Serapis Temple) arasında kalması da buranın antik çağda yerleşim alanı olabileceği görüşünü kuvvetlendirmektedir.

Bergama'da günümüze büyük mezarlık alanları kalmamıştır. Musalla Mezarlığı olarak bilinen kısmın dışında Kızıl Avlu'nun doğusunun mezarlık olduğunu, XIX. yüzyıl başında Bergama'dan geçen seyyah Farlane de yazmaktadır.

Kızıl Avlu'nun doğusu, gerek türbe ve eski mezarlık alanı ve Tabakhane binasıyla, gerekse de korunabilmiş ender yeşil alanlardan biri olarak önem taşımaktadır. Ayrıca 1943 yılında Bergama'da yapılan imar planına göre bu bölge eski Roma Hamamları'nın bulunduğu bölge olarak gösterilmektedir. Bu nedenle bu kesimde kazı ve araştırma yapılması uygun olacaktır.

Bergama’da taşınmaz kültür varlıklarının koruma alanlarına dikkat edilmemekte, tuğla, briket ve çirkin demir konstrüksiyonlarla eklemeler yapılmakta veya yeni yapılar doğrudan eski yapılara eklenmektedir.

Han, hamam hatta bedesten gibi anıtsal nitelikteki yapılar özel mülkiyete konu olduğundan, özellikle hanlar ve bedesten çok kötü kullanılmakta, mirasçılar tarafından bilimsel olmayan yıpratıcı yöntemlerle bölünmektedir.

III. BERGAMA KORUNMASI GEREKLİ TAŞINMAZ KÜLTÜR VARLIKLARI (KENTSEL VE ARKEOLOJİK SİT ALANLARI)

III.1. KENT BÜTÜNÜNÜN KORUNMASI ve GELİŞTİRİLMESİ

Kültür Bakanlığı, Koruma Kurulu' nun aldığı karar doğrultusunda , Bergama Koruma Amaçlı İmar Planı’nı 1991 yılında ihale yöntemi ile yaptırmaya başlamıştır.

Tarihi Kent Merkezi sınırlarının önceki yıllarda daraltılması sonucu, bu tarihte Kentsel Sit Alanı Kestel Çayının kuzeyindeki kesime kadar küçülmüştür. Tarihi Ticaret Merkezi çok dar sınırlar içinde tutulmuş, çevresindeki Osmanlı ve Selçuk Dönemi tarihi kent dokusu (ve kısmen ticaret merkezi) kentsel sit alanı dışında kalmıştır.
Bütüncül planlama açısından bu durum sakınca yaratmakta, kentsel korumayı güçleştirmektedir.

• Bergama’da Kent bütününde yürürlükte olan İmar Planı koruma endişesi taşımamakta, tamamen çok katlı kentsel yenileme ve yoğunlaşma amacı gütmektedir (Plan 6).
• Bu plan ile Bergama'nın 1-2 katlı geleneksel dokusuna uyumsuz, 5 katlı bitişik nizam yoğun bir yapılaşma getirilmiş, yer yer 1600 kişi/hektara ulaşan çok yüksek yoğunluklar önerilmiştir. Bu yoğunlaşma olgusu günümüze kadar ulaşabilmiş doğal, tarihi, sosyal ve kültürel değerlerin kaybolmasına neden olmaktadır.
• İmar planı bazı kesimlerde uygulanmış ve geleneksel doku ile uyumsuz yeni yollar açılarak, dokuya aykırı çok katlı yapılaşmalar başlamıştır.
• Akropol'den bakıldığında, tarihi kent dokusu içinde yer yer yükselen bu yapılar, kentin görkemli silüetini bozduğu gibi, alt yapı ve ulaşım sorunlarını da büyük boyutlara ulaştırmaktadır.
• Halbuki, kentin güneye, ovaya doğru gelişmesinde -değerli tarım topraklarının korunması koşuluyla- hiç bir engel bulunmadığı gibi, kentin doğal gelişmesi de tarih içinde bu yönde olmuştur.
• Bu nedenle, halen sit alanı olmayan geniş bir bölgede yapılaşmanın denetlenmesi, Bergama geleneksel dokusu ve Akropolis silüetinin korunabilmesi amacı ile özel olarak planlanması gereklidir.
• Tarihi kent dokusunu bütüncül koruyabilmek amacıyla, 1926 tarihli harita sınırlarında açıkça belli olan tarihi kent dokusu sınırlarına kadar kentsel sit alanının genişletilmesi gerekmektedir .



PLAN 6. BERGAMA İMAR PLANI (1995)


III.2. MİMARİ VE ÇEVRESEL DEĞERLER

Bergama'nın kuzey yamaçlarında yer alan “Kentsel Sit Alanı”, kuzeyde Akropol etekleri, güneyde ise Üçkemer çayı ile sınırlanmıştır. Geç Bizans Dönemi’nden (XIV. yy) bu yana yerleşilmeye başlanan alan, Rum ve Osmanlı sivil mimarlık örneklerinin yoğun olarak bulunduğu bir kesimdir .

Eğime dik ve paralel sokaklar, genellikle taş kaplıdır, ancak yer yer bu taş kaplama, üzerine beton atılarak örtülmüştür. Eğim genellikle yağmur akışı için
sokak ortasına doğru verilmiştir. Sokak genişlikleri 3-5-7 metre olarak değişmekte, araç geçişi yer yer güçlükle gerçekleşmektedir. Çıkmaz sokaklar oldukça yaygındır. Bu sokakların iki yanında genel olarak bitişik düzende, çoğunlukla bir/iki katlı, kesme veya moloz taştan yapılmış yığma yapılar dokuyu oluşturur . Kentsel sit alanı içindeki yapılar, çoğunlukla eski “Rum Mimarisi” olarak adlandırılan özellikleri yansıtmaktadır. Yer yer, az sayıda zemin katı kaba yonu taş, üst katı ahşap taşıyıcı sisteme sahip, “Osmanlı-Türk” yapı kültürünün özelliklerini yansıtan yapılara da rastlanmaktadır. Ancak, bunların ortak bir kültürün ürünü olduğunu da belirtmek gereklidir .

Yeni yapılar ise; genellikle iki katlıdır, mimari yapı tarzı ve genellikle betonarme yapı sistemi ile tarihi çevre konut dokusuna aykırı yapılardır. Rum Tipi olarak nitelendirilen taş yapılar, genellikle düz ya da kemer taş lentolu gösterişli kapılara sahiptir.

Düz ya da kemer taş lentolu pencerelerde metal veya ahşap kepenkler bulunmaktadır. Bu kepenklerin bazıları metal sanatı örneklerinden sayılabilir. Bodrum katı bu evlerde oldukça yaygın olarak saptanmıştır.

Geniş saçaklı, ahşap strüktürel yapısı, çıkmaları, ahşap pencere ve kapıları ile geleneksel Türk Evleri sokaklar içinde az da olsa yer almaktadır. Konutlar alaturka kiremit kaplı çatılara sahiptir. Bir kısım konutlarda bu çatılar marsilya kiremiti ile değiştirilmiştir. Duvarlar genellikle sıvanmış ve sarı/mavi/pembe gibi pastel renklerle boyanmıştır.

Cephe süslemeleri arasında, silme, bordür, kitabe, saçakaltı gibi süslemelere rastlanmaktadır.




III.2.1. DOKU ÖZELLİKLERİ (YAPI - SOKAK İLİŞKİSİ)

Yapılar genellikle bitişik nizam, bahçesiz ya da çok küçük bir bahçesi olan bir yada iki katlı konutlardır. Yer yer çıkmazlarla ulaşılan ve bahçe içinde yer alan
konutlara da rastlanmaktadır. Ancak, çoğunlukla dışa açık ve sokağa bakan cepheleri bulunan yapılar yörenin sosyal karakterini de yansıtmaktadır.
Konutlara doğrudan sokaktan yada bir avludan geçerek girilmektedir.

Konutların parsel içindeki ve sokağa göre konumları aşağıda özetlenmiştir:

Bergama Tarihi Kent Dokusu (Kentsel Sit Alanı) içindeki konutlar genel olarak, sokağa doğrudan açılan ve cepheleri özellikli yapılardır. Cephelerde kapı ve pencereler ile saçak altları, genellikle taş ve alçı silme, lento ve saçakaltı
süslemeleri ile bezenmiştir.
Bazı yapılarda tam bodrum, yarı bodrum bulunmakta, yapının girişinin yükseltilmesi ile ve merdivenli girişlerle yapıya girilmektedir.
Kentsel sit alanının dışında, Üçkemer çayının güneyinde yer alan Tarihi Kent Merkezi çevresindeki geleneksel doku da Osmanlı-Türk Kent Dokusu özelliklerini taşımaktadır. Bu bölgede konutlar, genel olarak bir avludan girişli, içe dönük ahşap strüktürel yapıya sahiptir.

Bu bölge içinde Kentsel Sit Alanı'nın zaman içinde daraltılması, dokuda büyük kayıplara neden olmuş, yeni yol açılmaları, 5-8 Katlı yapılaşmalar vb imar uygulamaları ile korunması gerekli tarihi kent dokusu kısmen yok olmuştur. Yüksek avlu duvarları nedeniyle bazı yapılar algılanamamaktadır.

Bergama Evleri; Ege Bölgesi’nin iklim, çevre ve ekonomik şartlarından doğmuş yapılardır. Yapıların ana malzemesi taş olduğundan yazları serin, kışları ise sıcak olma özelliğine sahiptir. Yapıların taşıyıcı duvarları çoğunlukla kaba yonu
taş örgülü olup, bağlayıcı malzeme kireç harcıdır. Bazı yapılarda görülen ahşap iskelet ve bağdadi sistemle yapılmış kerpiç dolgu duvarlar, daha çok ikinci katlarda yer almaktadır.
Yapıların çoğunda taşıyıcı olmayan duvarlar ahşap bağdadi tekniğiyle yapılmıştır. Az sayıda yapının dış yüzü kesme taş kaplamalı olup büyük bir kısmı içten ve dıştan sıvalıdır. Yapıların bir çoğunda subasman bulunmaktadır. Konutların yapım tekniklerinde bölgenin deprem kuşağında olmasının etkileri görülmektedir. Özellikle kalın taşıyıcı duvarlar, küçük boyutlu pencereler ve konumları ile, ayrıca hafifletme kemerlerinin kullanılması büyük ölçüde zorunluluktan doğmuştur.

Ahşap malzeme; kapı, pencere, merdiven, çıkma ile döşeme, tavan ve çatı elemanlarında kullanılmıştır. Ayrıca bölgede "Fer Forge" türü demir işçiliği de yaygındır. Birçok giriş kapısı, pencere parmaklığı ve çıkmaları taşıyan konsollar, bu türden işçilik örnekleri olup türlerinin güzel örnekleridir.
Pencerelerde ise, metal veya ahşap kepenklere rastlanılmaktadır. Yine bu kapıların ve pencerelerin hemen hemen hepsi taş lentolu, söveli olup düz ya da kemer formludur.

Yapıların önemli bir bölümünde saçak yerine korniş elemanı bulunmaktadır. Ahşap saçak elemanına ender olarak rastlanır. Çatı biçimi ise genelde beşik veya oturtma olup özgün örtüsü alaturka kiremittir. Alanda yer alan yeni yapıların taşıyıcı sistemleri yığma veya betonarme yapım tekniği ile yapılmış olup, tuğla ve biriket dolgu malzemesi olarak kullanılmıştır.




III.2.2. PLAN ÖZELLİKLERİ :

Alanın genel dokusunu oluşturan konutların çoğunluğu bitişik düzende bahçesiz konutlardır. Buna karşılık avlu elemanı daha yaygındır. Yapılar bir veya iki katlı olabilmektedir. Evlere ya doğrudan sokaktan ya da avludan geçilerek girilmektedir. Konutların parsele ve sokağa göre konumları en
yalın biçimi ile dört tiptedir.

1- Sokağa cepheli, bahçesiz-avlusuz yapı,
2- Sokağa cepheli, avlusu arkada bulunan yapı,
3- Bir cephesi ve avlusu sokağa cepheli yapı,
4- Sokağa cepheli avlu arkasında yer alan yapı.

Söz konusu bitişik düzendeki konutlar sokak üzerinde yer yer ikiz olarak ya da simetrik düzende yer alabilmektedirler.
Bergama konutları yapıldıkları dönemin tüm yaşantı ve faaliyetlerini anlatan ünitelerden oluşmuşlardır. Alanda yer alan bir kaç büyük yapı dışında minimum programlıdırlar. Yapılar bir veya iki katlı ve bodrumlu veya bodrumsuz olarak
düzenlenmiştir.

Yapıların plan şemaları konut-parsel ilişkisi ile doğrudan bağlantılı olduğu düşünülerek konu bu yönde incelenmiştir ve sonuçta yukarıda dört ayrı tip olarak görülen sınıflamanın aslında yapının planını etkileyen giriş biçimlenmesi açısından iki ana gruba ayrılabileceği de görülmüştür.

1- Sokaktan doğrudan eve ulaşılan tip
a- Avlusuz tip
b- Avlunun yapı arkasında olduğu tip
2- Avludan eve ulaşılan tip
a- Yan avlulu tip
b- Ön avlulu tip

Konutların giriş kapısının ve odaların açıldığı dar alana giriş holü veya sofa denmesi mümkündür. Bu mekan sokaktan doğrudan eve ulaşılan konutlarda giriş kapısının konumuna göre yanda veya ortada olabilmektedir. Yine konutların büyüklüğüne göre küçük ya da büyük bir mekan olarak bazı durumlarda içinde oturulan bir nitelik de taşımaktadır.

En mütevazi örneklerde, bir oda bu mekana açılırken büyük yapılarda birçok oda buraya açılmaktadır. İki katlı konutlarda üst kat merdiveni, bodrum katlı konutlarda da bodrum merdiveni bu hacimde yer almaktadır. Eğer avlu yapının
arkasında yer alıyorsa buradan avluya geçiş bulunmaktadır.

Avlusuz yapılarda servis mekanları bu mekana açılırken, avlulu tiplerde servis mekanları özellikle tuvaletler avluda düzenlenmiş durumdadır.

III.2.3. PLAN TİPOLOJİSİ

I- Girişi yoldan olan yapılar

I.1. Orta sofalı tipler
I.2. Dış sofalı tipler

II- Giriş avludan olan yapılar

II.1. Bir katlı
II.2. İki katlı

Sonuç olarak, bu sofa (giriş holü) mekanına göre orta sofalı ve dış sofalı olarak adlandırılabilecek iki ana plan şemasından söz edilebilir. İki katlı konutlarda da genellikle üst kat planı alt kat planı ile çakışmaktadır.

Konutların yaşama birimleri daha çok üst katlarda yer almaktadır. Odalar, çok fonksiyonlu olup, oturma, yatma ve benzeri faaliyetlerin yeraldığı bir elemandır. Genel olarak çıkma, balkon gibi elemanlar baş oda olarak adlandırılan misafir odalarının ön yüzlerinde veya orta sofanın devamında yer almaktadır.

Bodrumlu konutların bir bölümünde bodrum katı, giriş katının belli bir kesiminin altını kaplarken özellikle büyük yapılarda tümüyle zemin katın altında yer almaktadır.
Kimi zaman bodrumlar direkt olarak sokağa açılarak ayrı bir kat kimliği de kazanmaktadır.
Yapıların genelinde planlar cepheye yansımaktadır. Örneğin giriş kapısının yeri sofanın konumunu, pencere sayıları da arkasında yer alan odaların sayısını yansıtmaktadır.

III.2.4. PLAN ELEMANLARI

Kentsel sit alanındaki konutlar mimari elemanlar açısından diğer yörelerdeki konutlara nazaran fakir sayılırlar.
Konutlarda taban ve tavan döşemeleri ahşaptır. Ender olarak bazı yapılarda zemin kat taş döşelidir. Ahşap tavanlarda süs ögesi de oldukça azdır.

Niş, raf ve ahşap dolaplar en çok rastlanılan plan elemanlarıdır. Ahşap yerli dolaplar yine diğer bölgelerde rastladığımız biçimlerde olmayıp daha küçük çaplıdır ve üstelik gusülhaneye sahip değildir.

III.2.5. CEPHE ÖZELLİKLERİ

Sit alanındaki yapıların dış cephe özelliklerine göre üç ana grupta toplandıkları görülmüştür.

III.2.5.1. Yalın Cepheli Yapılar :

Bunlar; cephelerinde herhangi bir ek elemana sahip olmayan, yalnızca kemerli ya da düz taş lentolu kapı ve pencerelere sahip taş yapılardır. Bu yapılar sit alanındaki konutların içinde sayıca en fazla olan grubu oluştururlar.
Büyük bir çoğunluğu küçük ve orta ölçekli binalardır. Yapılar önce kat yüksekliklerine göre ve sonra giriş kapısına göre Şekil 2'de görüldüğü gibi alt gruplara ayrılmışlardır.
Bu grup yapılar içinde, ayrı bir özellik taşıyan yapı grubu da bünyelerinde ticarethaneleri bulunduran yapılardır. Bunlar cephe ve plan özellikleri açısından yalın cepheli olmakla birlikte ayrı olarak değerlendirilmelidirler.

III.2.5.2. Hareketli Cepheli Yapılar :

Bu gruba giren yapıların genel özelliği cephelerinde çıkma ve balkon gibi elemanların bulunması ve yapı cephesinin sokağa üçüncü bir boyutta da katılmasıdır.
Bu yapılar, sıra konutların arasında yer alabildiği gibi, sokakların kesiştikleri noktalarda da her iki sokağa cepheli olarak bulunmaktadırlar. Genelde bu tip yapılar büyük ölçeklidirler.

Alanda bu ana gruba dahil yapılar testere çıkmalı, çift çıkmalı, tek çıkmalı, tüm cephede çıkmalı, ortada balkonlu ve cephe boyunca balkonlu gibi alt gruplara ayrılarak incelenebilirler.

Bu yapıların dışında geleneksel tekniklerle inşa edilmiş ancak belli bir tipolojiye sokulamayan çok büyük ölçekli veya çok küçük ölçekli yapılar da bulunmaktadır. Bu tür yapıların genel karakteri oluşturmadıkları kabul edilerek ayrı bir biçimde korunması ve değerlendirilmesi düşünülmek üzere geleneksel ancak tipoloji dışı cephe olarak sınıflanmışlardır.

Bu grup değerlendirilmesine sokağa salt avlu kapısı ile açılan cepheler dahil edilmemiştir. Çünkü bu yapıların sokak karakteri üzerinde etkin bir katılımları yoktur.

III.2.5.3. Cephe Elemanları :

Yapılar iç elemanlar açısından fakir olmalarına karşın dış elemanlar açısından oldukça zengindir. Yapıların tüm gösterişi cephededir.

• Kapılar :
Çoğunlukla bu eleman cephede vurgulanmış olup yapının genel görünüşünde önemli yer tutar. Genellikle basık ya da yarım dairesel kemerli veya düz lentoludur. Yine bu kapılar çift kanatlı ve ahşap malzemeli olup üzerlerinde bir de pencere yer almakta ve bazı kapıların iki yanında profilli başlıklarla biten sütunceler bulunmaktadır. Bodrumlu yapılarda ana giriş kapısı sokak kotundan 4-5 basamak yukardadır. Bodruma açılan kapılar küçük, süslemesiz sade kapılardır.

Ortak özellikleri açısından kapılar şöyle sınıflandırılabilir.

1. Kemerli taş lentolu kapılar ;
1.1. Merdivenli
1.2. Kapı üstünde pencereli
1.3. Merdivenli ve kapı üstünde pencereli

2. Düz taş lentolu kapılar ;
2.1. Merdivenli
2.2. Kapı üstünde pencereli

3. Bodrum kapıları;
3.1. Kemerli
3.2. Düz lentolu

• Pencereler :
Geleneksel tekniklerle yapılmış konutlarda pencere boyutları (1-1.5) x (2-2.5) m2 dir. Doğramalar ahşaptır ve süslü demir parmaklıklı elemanlarla birlikte kullanılmışlardır. Kepenk oldukça yaygın bir özelliktir ve malzemesi ahşap ya da demirdir.

Pencerelerin tümüne yakın bir bölümü dikdörtgen taş lentoludur ve bazılarında ayrıca pencere üstünde küçük bir saçakçık da vardır.

Ana özellikleri açısından şöyle sınıflanabilirler:

1. Taş Lentolu Pencereler ;
1.1. Düz lentolu dikdörtgen olanlar
1.2. Kemer lentolu dikdörtgen olanlar
1.3. Kemer lentolu olanlar

2. Ahşap Lentolu Pencereler (dikdörtgen formlu);

3. Bodrum Pencereleri ;
3.1. Taş lentolu
3.2. Lentosuz

• Kitabe Elemanı : Bergama’da geleneksel nitelikte bazı yapıların cephelerinde yapım tarihinin yazılı olduğu kitabeler ile sigorta amblemlerine rastlanılmaktadır.

• Silme : Alanda yer alan bazı yapılarda kat hizalarında silme elemanı da bulunmaktadır.

• Saçaklar : Tuğla, taş veya ahşap olarak yapılmıştır. Tümüyle taş
malzeme ile yapılmış olan yapılarda doğal olarak dar taş saçaklar
bulunmakta, buna karşılık üst katları bağdadi tekniği ile yapılmış yapılarda da geniş ahşap saçaklar görülmektedir.

Silme veya korniş olarak adlandırılabilecek kademeli saçak elemanlarına da bölgede çokça rastlanmaktadır.

• Çıkma ve Balkon Elemanları :
Cephe çıkma elemanlarının, hemen tümü ahşap bağdadi tekniğinde yapılmıştır. Bir oda boyunca olabildikleri gibi, bir odanın bir köşesini de kaplayabilirler.
Çıkmaları destekleyen elemanlar ahşaptan veya demirden olabilmekte ve dekoratif özellikler sergilemektedirler.

Balkonların tümü demir sütrüktür ile yapılmış olup zeminleri ahşap taşıyıcı, destekleri ise demir veya taş konsollardır.











BERGAMA KONUTLARI PLAN TİPOLOJİSİ (Kaynak: Hersek, C., Yenişehirlioğlu, F., 1992, "Bergama Koruma Amaçlı İmar Planı Araştırma Raporu", Akman Proje Ltd.)

BERGAMA KENTSEL VE ARKEOLOJİK SİT ALANLARI’NIN KORUNMASINA YÖNELİK POLİTİKALAR 2

II.1.1. BERGAMA ARKEOLOJİK SİT ALANLARI

Bergama Arkeolojik Sit Alanları’ndaki arkeolojik buluntular nitelikleri ve konumlarına göre aşağıdaki şekilde gruplandırılmıştır:

1) AKROPOL’DEKİ (YUKARI ŞEHİR/KALE TEPESİ) YAPILAR,
2) OVADAKİ ROMA KENTİ,
3) ASKLEPİEİON (ASKLEPİON/ASKLEPIOS) KUTSAL ALANI,
4) YAKIN ÇEVREDEKİ KALINTILAR.


II.1.1.1. AKROPOLİS :

Akropol’deki yapılara, kentin en üst kotlarına günümüzde araçla ulaşılmaktadır (PLAN 2). Yukarı şehir girişindeki otoparktan sola ayrılan bir patika ile Heroon’a gelinir. Peristyle bir ev planına sahip olan bu yapı, Bergama kralları I. Attalos ile II. Eumenes'e sunulmuştur.




PLAN 2 . BERGAMA AKROPOLİS YERLEŞİM PLANI


Bu kesimde, soldaki diğer yapılar Zeus Sunağı ile kentin yukarı Agora’sıdır. Daha sonra bir kale kapısından en üst kısma geçilir ve Athena Tapınağı temenosuna ulaşılır. Üç tarafı dor düzenindeki, iki katlı ve stoalarla çevrili geniş bir avlu şeklindeki bu kutsal alanın batı köşesinde Athena Tapınağı bulunmaktadır (Gravür 3). Bugün yalnız temeline ait bazı kalıntıları bulunan Athena Tapınağı, 6 x 10 sütun sayılı Dor düzeninde bir yapıdır. Yapı M.Ö.III. yüzyıla tarihlenmektedir. Athena tapınağının yan kısmından geçilerek Kral Sarayları’nın bulunduğu alana gelinir .

Burada II. Eumenes'in, I. Attalos'un Sarayları ile Akropolün en kuzeyinde yer alan Askeri Depolar (Arsenaller) bulunmaktadır. Bu yapılar da Hellenistik devre tarihlenmektedir (Gravür 4). Bu yapılara giderken sol kesimde ise, tonoz kemerli yapay bir teras üzerine oturtulmuş olan ve Roma Dönemi Mimarisi’nin ünlü yapılarından birisi olan Traian Tapınağı bulunmaktadır. M.S. II.yüzyılın başına tarihlenen bu tapınak Korint düzeninde 6 x 9 sütunlu bir yapıdır. Athena Tapınağı Temenosu ile Trajan Tapınağı arasında ise, Bergama'nın ünlü Kütüphane Yapısı yer almaktadır (PLAN 2).




GRAVÜR 3 . BERGAMA AKROPOLİS / ATHENA TAPINAĞI (REKONSTRÜKSİYON)


Bergama Akropolü’nün batısındaki eğimli alanda, aşağıdaki ovaya hakimiyeti ile Hellenistik Dönem tiyatroları içerisinde ayrı bir yere sahip olan, yaklaşık
10 000 seyirci kapasiteli Tiyatro bulunmaktadır (Fotoğraf 3). Tiyatronun alt kısmında bir tiyatro terası ile, bu terasın kuzey ucunda Dionysos Tapınağı yer almaktadır.




FOTOĞRAF 3 . BERGAMA AKROPOLİS / TİYATRO


Bergama Akropolü’nün güney kesiminde, en alt kısımda yolun her iki tarafında yer alan kalıntılar ise, aşağı Agora ile üç ayrı terasta inşa edilmiş olan üç Gymnasium, Hamam ve Küçük Tapınak kalıntılarıdır.




GRAVÜR 4 . BERGAMA AKROPOLİS / KRAL SARAYLARI

II.1.1.2. AŞAĞI KENT:

Kentsel gelişme, Aşağı Agora'nın güneyinde, Bergama Sokakları arasında pitoresk bir yol şeklinde başlar, bu yol kent merkezi ile Kızıl Avlu’ yu birbirine bağlar ve ovadaki Roma Kenti kesimine ancak bu yol ile ulaşılabilir.

Aşağı Kent’de bulunan diğer önemli anıtsal yapı kalıntıları ise; 50.000 kişilik oturma kapasitesine sahip 30.000 kişilik bir Roma Tiyatrosu (Viran Kapı) (M.S.III. yy) ile yine 30.000 kişi kapasiteli Stadyum’ dur. Günümüzde
Stadyum’ un bulunduğu alan kent dokusu altında kalmıştır. Tiyatronun bulunduğu kesim de gecekondulaşma olgusu içerisindedir ve yakın bir zamanda yok olacak gibi görünmektedir.

II.1.1.3. ASKLEPION (ASKLEPIEION) KUTSAL ALANI :

Asklepion Kutsal Alanı (Askelepios - Asklepieion); Bergama'nın güney-batısında yer almaktadır. Sağlık (şifa) Tanrısı Asklepios'a sunulmuş olan bu kutsal tedavi alanı, Roma İmparatorluk Devri’nde antik kente yaklaşık 1 km. uzunluktaki bir yol (Via Tecta) ile bağlıydı. Üç tarafı portiklerle çevrili olan kutsal yerin merkezi iyi korunmuş ve Telephorus Tapınağı’na bir yeraltı dehlizi ile bağlanmıştı. Kuzey portiğinin ucunda hastalarca kullanılan küçük bir de tiyatro bulunmaktadır (Fotoğraf 4-5-6). Asklepieion'da tıbbi eserlerin bulunduğu bir kitaplık vardı.



FOTOĞRAF 4-5. ASKLEPİON (ASKLEPIEION) REKONSTRÜKSİYON MAKETİ



FOTOĞRAF 6 . BERGAMA ASKLEPİON (ASKLEPIEION) KUTSAL ALANI


Asklepieion'un yakın çevresi günümüzde askeri tesislerle çevrelenmiş durumdadır. Arkeolojik alanın bu kadar yakınında ve olası kalıntılar üzerinde yer alan bu tesislerin kent dışına taşınması için çalışmalar yapılmaktadır.

II.1.1.4. KENTE DAĞILMIŞ ANTİK DÖNEM ESERLERİ :

Bergama içinde ve yakın çevresinde yer alan antik dönem eserleri arasında, Akropolis’in kuzey yönünde antik kente su getiren bir Aquadükt (Su Kemeri) izleri Bergama Çayı (Selinus) boyunca görülmektedir.
Ayrıca, günümüz yerleşimi batı girişi yakınında, yolun güneyinde, Maltepe olarak adlandırılan bir Tümülüs bulunmaktadır. Giderek yeni ve yüksek yapılar arasında kalan bu mezar tepesi olasılıkla Hellenistik Çağ sonuna ya da erken Roma Devrine aittir.
Bergama ovasında biraz daha güneyde bulunan başka bir mezar da Büyük Tümülüs (Yığma Tepe) dir.

BERGAMA KENTSEL VE ARKEOLOJİK SİT ALANLARININ KORUNMASINA YÖNELİK POLİTİKALAR



GİRİŞ

Bu çalışmada; tüm zamanların en görkemli ve etkileyici kentlerinden biri, yüzlerce yıl boyunca bir sanat, kültür ve bilim kenti olan “BERGAMA (PERGAMON) ARKEOLOJİK VE KENTSEL SİT ALANLARI” ‘nın fiziki ve sosyal özellikleri, bu alanların korunmasına yönelik olarak yerel ve merkezi yönetimin 1990-2000’li yıllarda uyguladığı politikalar ile, bu süreç içinde yapılan planlı ve plansız çeşitli uygulamalar ele alınacaktır.

Kamunun taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına yaklaşımı ile, tarihi çevre koruma olgusunun çeşitli boyutları, Bergama örneğinde sergilenerek yeni politikalar geliştirilmeye çalışılacaktır.

Bu çalışma; Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi ve Siyaset Ana Bilim Dalı, “Kent ve Çevre Bilimleri” Doktora Programında;
Prof. Ruşen KELEŞ danışmanlığında hazırlanan “Sürdürülebilir Kalkınma İçin Tarihsel Çevreyi Koruma Politikası : Ankara, Bergama ve Şanlıurfa Örnekleri” başlıklı çalışmanın “Bergama Bölümü” ile, “Bergama Koruma Amaçlı İmar Planı” ’nın hazırlanması esnasında derlenen fiziki, sosyal, görsel malzemeler ve diğer dokümanlarla zenginleştirilmesi ile hazırlanmıştır.

Prof. Dr. Mehmet TUNÇER



I. BERGAMA KENTİ ve BÖLGESİNDEKİ YERİ

Bergama (Pergamon); Hellenistik Dönem Kent örnekleri arasında en etkileyici örneklerden biridir. Sadece bir kent değil, Hellenistik Dönemin en parlak kültürel merkezleri arasında 150 yıl hüküm sürmüş bir krallıktır (Gravür 1). Bergama, sanat, bilim ve tıp dünyasına katkıları ile tanınmaktadır. Bergama Asklepeion’u ise klasik dünyanın önde gelen sağlık merkezlerinden biridir. Zeus Sunağı ile dünyaca ünlenmiştir.

İzmir’e bağlı bir ilçe olan Bergama kente 105 km mesafededir. Güney batısında 30 km uzaklıkta Çandarlı, 20 km uzaklıkta yer alan Dikili ve 45 km uzaklıkta Soma İlçeleri ile çevrelenmiştir. Kentsel yerleşim alanı, kuzeyde Akropol'e (331 m.), batıda Boztepe'ye (358 m.) ve Geyikli Dağı’nın eteklerine (1051 m.) yayılmıştır. Kent, kuzeyden Madra, Geyikli Dağları ile Kozak Yaylası, kuzeydoğudan Çamlıtepe ve Güneybatıdan Bakırçay Ovası ile çevrelenmiştir .

II. TARİH VE ARKEOLOJİ
II.1. BERGAMA’NIN TARİHSEL GELİŞİMİ

Doğu Akdeniz yöresinde kullanılan Anadolu kökenli en eski dilde Kale (Hisar) anlamına gelen Pergamos bugün Bergama olarak adlandırılmaktadır. Ancak, Antik Kentin bu adından başka M.Ö. III. ve II. binli yıllara ait yerleşmesine ait hiç bir arkeolojik buluntu yoktur. Büyük bir olasılıkla geç devir yerleşmeleri bu döneme ait izleri yok etmiştir.

Bergama'da yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen buluntular, kentin arkaik devirde (M.Ö. VII. ve VI. yüzyıllar) küçük bir yerleşme halinde olduğunu göstermiştir. Bu çağda Lidya egemenliği altına girmiş olduğu anlaşılan Bergama, M.Ö. 400 - 399 yıllarında tarih sahnesine çıkmıştır. Tarihçi Xenophon'un ''Anabasis'' adlı eserinde ''Onbinlerin Seferi'' olarak ayrıntılı bir şekilde anlattığı gibi on bin Yunanlı’nın Yukarı Mezopotamya ve Doğu Anadolu'dan Karadeniz üzerinden ana yurtlarına dönüşü sırasında, bu yıllarda Bergama'yı işgal ettikleri bilinmektedir.

Bergama'nın tarihsel önemi Hellenistik Devir ile (M.Ö. 330-30) başlamıştır. Kent, Büyük İskender’in Asya seferine başladığı sırada (M.Ö. 334), Granikos'ta (bugünkü Biga Çayı) Pers’lerle yaptığı savaştan sonra Makedonyalı’ların eline geçmiştir.

Lysimachos'un M.Ö. 281 yılındaki ölümünden sonra Batı Anadolu ve Bergama'nın yönetimi Suriye kralı Antiochos'un eline geçmiştir. Bununla birlikte Antiochos'la anlaşan Philetairos prensliğini ilan etmiş ve elindeki parayı da kentin gelişmesinde kullanmıştır. Böylece Bergama Krallığı kurulmuştur .

Bergama, M.Ö. 281 yılından M.Ö.133 yılına kadar, yaklaşık 150 yıl boyunca Hellenistik Devrin en önemli merkezlerinden birisi olmuştur. Krallığın sınırları Marmara Denizi kıyılarına kadar ulaşmıştır. Kentin, döneminin en etkileyici ve görkemli kentlerinden biri olduğu bilinmektedir (Gravür 2).





GRAVÜR 2. BERGAMA AKROPOLİS (REKONSTRÜKSİYON / BATIDAN BAKIŞ)
(BOHN VE KOCH’A GÖRE 1886)


Philetairos M.Ö. 263 yılında ölünce yerine I. Eumenes geçmiştir. Eumenes, Bergama halkı tarafından çok sevilmiş ve onunla birlikte, kendisinden sonra tahta geçenlere Tanrı olarak tapınılmıştır. M.Ö. 241 yılında Eumenes ölünce yerine oğlu I. Attalos geçmiş ve M.Ö. 197 yılına kadar 44 yıl süren uzun yönetimi sırasında Bergama Krallığı’nın sürdürülmesi için birçok savaş yapmıştır. Kentin tarihi bakımından en önemli zafer Galatlara karşı kazandığı savaşlardır.

M.Ö. 278 - 277 yıllarında; Avrupa'dan Anadolu'ya gelerek Kızılırmak yayı ile Ankara çevresine yerleşen ve yağmacılıkla yaşayan Galatlar’ın (Keltler) Bergama' ya da saldırmaları üzerine (M.Ö. 236), I. Attalos Galatlar’ı yenmiştir. Attalos' un kazandığı bu zafer Bergama'da saraya bağlı bir heykeltıraşlık okulunun doğmasına neden olmuştur. Kral, büyük zaferini Akropol’ de, Athena Kutsal yerinde sergilenen anıtsal heykeltıraşlık eserleriyle simgeleştirmiştir. Bunların arasında; karısını öldürdükten sonra intihar eden Galat Gurubu ile ölen Galatlı heykelleri gibi heykeltıraşlık eserleri bulunmaktadır.

I. Attalos'un M.Ö.197 yılındaki ölümünden sonra Kral olan oğlu II.Eumenes'in döneminde (M.Ö.197-159) Bergama, Hellenistik Devrin en büyük Krallıklarından birisi olmuştur. Bu dönemde; Antik Kent Akropolü’ndeki en önemli olan yapı, Bergama Krallarının Galatlar üzerindeki büyük zaferlerini simgeleyen Zeus Sunağı’dır (Fotoğraf 1).





FOTOĞRAF 1. BERGAMA ZEUS SUNAĞI (REKONSTRÜKSİYON / BERLİN MÜZESİ)

Diğer bir önemli yapı da ünlü Bergama Kütüphanesi’dir. 200.000 ciltlik eseri ile Alexandria'daki (İskenderiye) kütüphaneye rakip olarak inşa edilmiştir.

Eumenes'in M.Ö.159 yılındaki ölümü üzerine yerine kardeşi II. Attalos Kral olmuştur. Onu da M.Ö.138-133 yılları arasında hüküm süren oğlu III. Attalos izlemiştir. Bu Kralların dönemlerinde de, Bergama'nın yeniden inşası ve bir sanat merkezi olarak gelişmesi sürdürülmüştür.

Attaloslar Hanedanı’nın son kralı olan III. Attalos'un 5 yıllık yönetiminden sonra, Bergama, bu Kral tarafından Roma'ya bağışlanmış ve onun ölümünden sonra Roma'nın Asya Eyaleti olmuştur .

Efes (Ephesus) ve İzmir (Smyrna) ile birlikte Asya Eyaleti’nin önemli kentlerinden birisi olan Bergama, M.Ö.27'de Roma İmparatorluğu’nun kuruluşu ile birlikte oluşturulan Pax Romana (Roma Barışı) içerisinde bağımsızlığını koruyan ve Asya birliği içerisindeki diğer kentlerle birlikte Roma'yla iyi ilişkilerde bulunan bir kenttir. Bu da antik kentin Roma'dan oldukça etkilenmesine neden olmuştur.

Bergama Roma Devri’nde de çok önemli bir merkez olarak gelişmesini sürdürmüştür. Bu devirde kentte hızlı bir nüfus artışı olmuş ve yaklaşık 150 000 kişiye ulaşmıştır. Bu nüfus artışı ile kent güneye, ovaya doğru yayılmaya başlamıştır.
Bu genişlemenin en büyük kanıtı Mısırlı Tanrılar için yapılmış bir Roma tapınağı olan Serapis Temple (Kızıl Avlu) ’ya ait kalıntılardır (Bkz. Anıtlar Klasörü ve Fotoğraf 2).



FOTOĞRAF 2. BERGAMA KIZIL AVLU (SERAPIS TEMPLE) İÇ GÖRÜNÜMÜ


İlk Roma İmparatoru olan Augustus (M.Ö. 27 - M.S. 14), Bergama Kralları’nın zafer anıtlarını diktirmiş ve onlar zamanında yapılan yapıları restore ettirmiştir.
Traian (M.S.98-117), Akropol’de bir Tapınak inşa ettirmeye başlamış ve ondan sonra İmparator olan Hadrian (M.S.117-138) bu Tapınağı tamamlatmıştır. İmparator Caracalla ise Dionysos Tapınağı’nın onarımını gerçekleştirmiştir. Bergama'da Aşağı Kentteki tiyatro, amfitiyatro ve stadyum da Roma İmparatorluk Devri içerisinde inşa edilmiş olan diğer yapılardır. Bergama Roma İmparatorluk Devrinde Asklepieion (Asklepios kutsal Yeri) ile önemli bir tıp ve bilim merkezi haline gelmiştir (Bkz. Anıtlar Klasörü ve PLAN 1).



PLAN 1 : BERGAMA ASKLEPİOS KUTSAL ALANI (GÖRÜNÜŞ VE PLAN )
(H.SCHLEİF ve O.ZİEGENAUS)

M.S. III. yüzyıldaki Roma egemenliğinin gerileme devrinde, Bergama Kenti küçülerek geriye doğru çekilmiştir. Eski yapı malzemesinin kullanıldığı kaba bir Roma sur duvarı bunu kanıtlamaktadır. Bergama milattan sonraki ilk üç yüzyıldaki Hıristiyanlık Dönemi’nde önemli bir Piskoposluk Merkezi olmuştur.

Wednesday, December 2, 2009

TARİHSEL ÇEVRELERDE KENTSEL TASARIM



Prof. Dr. Mehmet TUNÇER
Abant İzzet Baysal Üniversitesi

I. Ülkemizde Tarihsel Kent Merkezleri’nde Karşılaşılan Sorunlar ve Kentsel Tasarımın Rolü
Ülkemiz, binlerce yıllık bir geçmişe dayanan zengin uygarlıkların yaşadığı bir ülke olarak insanlığın kültürel mirasının korunması konusunda evrensel sorumlulukları yüksek olan ülkelerin başında gelmektedir. Kültür mirasının korunmasındaki önem sadece geçmiş değerlerimizi gelecek kuşaklara tanıtabilmek amacıyla sınırlandırılamaz. Geçmiş birikimin geleceğin yaratılmasında da en önemli kaynak olarak değerlendirilmesi yaşamsal bir zorunluluktur. Kişilikli bir toplum olarak gelişebilmek için ulusların kültürel kimliklerini yeni yaşam çevreleriyle entegre etmeleri önem kazanmaktadır.

Kentlerimiz binlerce yıllık bir mimari kültür, gelenek ve birikimi halen yer yer taşımaktadır. Genellikle korunması gerekli doğal, tarihsel ve arkeolojik alanlar ile iç içe, çoğu zamanda üst üste yer alan tarihsel kent merkezleri uzun süre, ülkemizin planlama tarihsel süreci içinde öncelikli müdahale edilmesi gereken alanlar olarak görülmemiştir. Tarihsel çevre bilincinin gelişimi ile tarihsel kent dokularının, kent bütününün ayrılmaz parçası olduğu, kente ait kararların yeni ve eski kent merkezlerinin tümü için geçerli olduğu ve öncelikli planlama gerekliliği fikri yaygınlaşmıştır.
Tarihsel çevrelerde, özellikle tarihsel kent merkezlerinde planlama ve uygulama sorunları giderek karmaşık hale gelmiştir.
Bu çevreler;
• Merkezi İş Alanı (MİA) kullanımlarının yoğunlaşması,
• Yüksek oranda nüfus ve alan kullanımı artışı,
• Bu nedenle oluşan rant artışları ve spekülasyon,
• Çöküntü alanlarına dönüşme,
• Ulaşım ve otopark sorunları,
• Yıkılıp çok katlı yenilenme,
• Korunamama ve terk edilme,
gibi sorunlar ile karşı karşıyadır.

Ayrıca, tarihi dokuya aykırı, geleneksel dokuyu tahrip eden yeni ulaşım aksları ve otopark uygulamaları, büyük taban alanı ve yükseklikler, geleneksel doku içinde korunması gerekli anıtsal ve / veya sivil mimarlık örneklerinin yıkımına yol açacak yoğunluk artışları ve kullanım kararları (depolama, sanayi, küçük sanayi vb.) ile, kent planlarında bir anlamda terk edilmiş ve unutulmuş, hatta var olan değerleri yok sayılmıştır. Tarihsel kent merkezlerinde, yeniden ele alınması gerekli planlarda önemli bir uygulama sorunu da imar uygulamasının yapılmış ve tapuya tescil edilmiş olmasıdır.
Tarihsel çevrelerde uzun yıllardır birikmiş olan sorunların bir Koruma Planı doğrultusunda hazırlanacak uygulamaya yönelik “Kentsel Tasarım” plan ve projeleri ile çözümlenmesi günümüzde oldukça yaygınlaşmıştır. Özellikle Belediyeler ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bugüne kadar yaptığı uygulamalarda özellikle meydan düzenlemesi, yaya yolu düzenlemesi, anıtsal yapı çevre düzenlemeleri ve benzeri çalışmalar ağırlıklı olarak kentsel tasarım, peyzaj, altyapı ve kent mobilyaları projeleri hazırlanmakta ve uygulamaya geçilmektedir. Bu bölümün amacı, tarihsel çevrelerde “Kentsel Tasarım” olgusunun örneklerle kısaca açıklanmasıdır.

II. Tarihsel Kent Merkezlerinde Planlama Yaklaşımları
Geleneksel kent dokularında ve tarihsel kent merkezlerinde uygulanmakta olan yöntem “Tarihsel Çevre Koruma Planlaması”dır. Koruma Planlaması, fiziki mekândaki özellikleri ve sosyo ekonomik yapısı ile diğer kent parçalarından farklı nitelikte ve çeşitlilikte olduğundan, değişik ve çok sayıda disiplinin bir arada yer aldığı bir ekip çalışmasıdır. Bu ekipte yer alan uzmanlar ise gene planlama alanının niteliğine göre değişmektedir. Ancak genel olarak ekip başı, koruma konusunda uzmanlaşmış Şehir Plancısı ya da Restorasyon Uzmanı Mimar olarak kabul edilmektedir.
Koruma Planlamasında; 1/25000 (Kent bütünü ile ilişkiler), 1/5000 (Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı), 1/1000 (Koruma Amaçlı İmar Planı) ölçeklerinde planlama çalışmaları yapılmaktadır. Ancak, tarihsel çevre planlaması, ülke genelinden tek yapı ölçeğine, hatta kent mobilyası ölçeğine kadar inen çok geniş boyutları içermelidir. Ülke, bölge, çevre, kent, mahalle, sokak, meydan ve yapı ölçeğinde ele alınan koruma planlama çalışmalarının, kentsel tasarımla da doğrudan ilişkileri vardır.

Tarihsel kent dokularında, 1/1000 ölçekli koruma amaçlı planlamaların genelde ölçek ve ölçeğin gerektirdiği detaylar bakımından yetersiz olduğu bilinmektedir. Koruma Planları’nda yapı-parsel ilişkisi, boş parsellerde yapılaşma, bakı noktaları, vista, panaroma, koruma kararları, peyzaj ve çevre düzenlemelere ilişkin kararlar ve hatta yer yer yapıların mimari özelliklerine (cephe / plan) kadar inen ayrıntıda kararlar yer almaktadır. Yeni yapılaşma, restorasyona ilişki kararlar da mimari ölçeklerde verilmesi gerekli kararlardır. Bu nedenle, uygulama imar planları ölçeği olan 1/1000 planlar, istenilen ve olması gereken detayların gösterilemediği kısır ve yetersiz ölçekteki planlardır.
Tarihsel kent dokularına getirilecek müdahalelerin kente ilişkin kararların bütünü içinde ele alınmasına rağmen, klasik imar planı metotlarının yetersiz kaldığı görüldüğünden, kentsel tasarımlara başvurması bir zorunluluk olmuştur. Bu mekânlar, koruma, yaşatma, geliştirme ilkesi doğrultusunda, yapısal ve mekânsal bütünleşmeyi sağlayan kararlar, farklı ölçeklerde ifade bulacak mekân ve hatta yapı tasarımlarına ihtiyaç göstermektedir. Ayrıca konunun ve alanın özelliğine göre 1/500 ve daha büyük (1/200, 1/100, 1/1) ölçeklerde kentsel tasarım projeleri yapılmalıdır.
Tarihsel çevrenin tümünde yapılacak sosyal ve fiziksel araştırmalardan elde edilen verileri, uygulama ölçeğine kadar indirebilecek tasarımlar, yukarıda anılan gereksinimin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Tarihsel kent merkezlerinde yapılacak kentsel tasarım projeleri, kente ait daha üst ölçekteki planlama kararlarını, alt ölçeklerdeki uygulama kararlarına indirgeyen bir tutum içinde yorumlanmalıdır.
Tarihsel kent merkezlerinde de konuya bütüncül yaklaşımın yanı sıra, yönlendirici bir “Çerçeve Plan” (Ana, master) plan hazırlanmasından hemen sonra, uygulamaya etkin olarak girmek amacıyla ve MİA üzerinde yoğun baskılar söz konusu olduğundan, öncelikli alan planlaması ve eylem planlaması anlayışı geçerli olmalıdır.

III. Tarihsel Kent Merkezleri: Koruma ve Geliştirmede Kentsel Tasarım
Tarihsel kent merkezlerinin korunması, geliştirilmesi, ıslahı ve yenilenmesi esnasında şehir planlaması yöntem ve teknikleri yanı sıra, “Koruma planları ve projeleri” nin gerektirdiği yöntem ve teknikler uygulanmalıdır.
Kent merkezlerinin koruma amaçlı planlaması; yerine göre değişen ağırlıkta şehir planlama, mimarlık, restorasyon, sanat tarihi, arkeoloji, peyzaj planlaması, ulaşım mühendisliği, sosyal bilimler, etnoloji, kent ekonomisi, istatistik, çevre bilim, altyapı mühendisliği vb. pek çok uzmanlık dallarının birlikte çalıştığı bir ürün olmalıdır. Tüm bu disiplinleri koordine edecek, eşgüdüm içinde çalışmalarını sağlayacak, denetleyecek meslek dalı ise “Korumada Uzman Şehir Plancısı” olarak tanımlanabilir. Tüm adı geçen disiplinler belirli ölçeklerde ve belirli sürelerde planlama, projelendirme ve uygulama süreci içinde yer almalıdırlar.
Tarihsel kent merkezlerinin korunması, geliştirilmesinde ve geleneksel dokuya uyumlu yenilenmesinde, “Kentsel Tasarım” üst ölçeklerden alt ölçeklere kadar her aşamada etkin olarak kullanılmalıdır.

• 1/25000 Ölçekli Çevre Düzeni Planları’nda; tarihsel kent merkezlerinin metropoliten alan bütünü ya da kent bütünü ile ilişkilerinin kurulması, doğal çevre ile ekolojik dengeyi gözetecek ve tahrip etmeyecek bir bütün içinde yer almasının yöntemleri üzerinde araştırmalar yapılmalı, iklim, çevre verileri, doğal veriler üzerinde yoğunlaşılarak “ekolojik kent merkezi” yaklaşımı ile tasarımlar geliştirilmelidir. Kentsel tasarım teknikleri ile bu ölçeklerde yapılabilecekler sınırlıdır. Ancak detay ölçekleri etkileyecek ve yönlendirecek temel stratejiler oluşturulabilir. Tüm kent planlarının öncelikle kentsel tasarım ölçeklerinde etüd edilmesi, daha sonra imar planlama, gösterim ve teknikleriyle somutlaştırılması sağlıklı ve uygulanabilir bir kent planı oluşturulması için gereklidir.
• 1/5000 Ölçekli Nazım İmar Planlarında ; “Yapısal Plan” (Structural Plan) yaklaşımı, geleceği bugünden kesinleştirmemesi, gelecekte oluşabilecek yeni gelişmelere açık ve esnek bir planlama yaklaşımı olması bakımından, klasik nazım planlama yaklaşımına göre üstünlükler taşımaktadır. Yapısal Plan yaklaşımında, üst ölçeklerde öncelikler belirlenmeli, bütüncül planlamanın getirdiği kesin ve ayrıntı kararlarla tasarım serbestisi kısıtlanmamalı, planlama süreci içinde olası değişimlere açık olmalı ve bu değişimlere tanımlar getirmelidir. Nazım Plan ölçeğinde tarihsel kent merkezinin kent bütünü ve MİA içindeki yeri, konumu, işlev ve yoğunluğu, çevre ilişkileri, ulaşım bağlantıları gibi ana kararlar, gelecekteki şekillenmesi araştırılarak verilmelidir. MİA gelişim yönlerinin saptanması, geleneksel merkez üzerindeki baskının azaltılması ve yeni alt merkezler oluşturulmasına yönelik desantralizasyon politikalarının geliştirilmesi gibi, merkez gelişim politikaları, tasarımları ve modelleri kurulmalıdır. MİA’nın iç dinamikleri incelenerek, kentin nüfus ve sektörel gelişmelerine bağlı MİA gelişme hedefleri oluşturulmalıdır.

Tarihsel kent merkezlerinde koruma ve geliştirmeyi sağlamaya yönelik olarak;
1-Yayalaştırma politikaları (yaya ağırlıklı dolaşım sistemi kurulması, kent meydanları, yaya yolları ve yaya bölgeleri oluşturulması, bisiklet yolları planlanması vb.)
2-Toplu taşın politikaları (Hafif ve ağır raylı sistemler, toplu taşımacılık, özel otobüs yolları, tramvay vb. sistemler)
3-Koruma, sağlıklaştırma (ıslah) ve yenileme politikaları (restorasyon, onarım, ıslah, iyileştirme, yenileme)
4-Turizm ve geleneksel ticaret / üretim / satış ünitelerinin geliştirilmesine yönelik politikalar (aile
pansiyonculuğu, geleneksel el sanatlarının geliştirilmesi vb.)
5-Uygulamayı etkin kılacak parasal, örgütsel (organizasyonel), yasal ve yönetsel politikalar (kredi
mekanizmaları, parasal ve teknik yardım, takas, kamulaştırma, rant transferi, merkezi ve yerel yönetimin etkin birimler oluşturmaları, yasal eksikliklerin tamamlanması, Kültür Bakanlığı Koruma Kurulları’nın etkinleştirilmesi),
gibi politikalar geliştirilmesi gerekmektedir.

Nazım Plan kararlarının verilmesi esnasında, yukarıda sayılan korumaya yönelik politikaların geliştirilmesinde “Kentsel Tasarım” birçok aşamada etkin rol oynayacaktır.

• 1/1000 Uygulama İmar Planı (Koruma Amaçlı Plan) Ölçeğinde; Kentsel tasarımın etkin olarak kullanıldığı ölçekler, 1/1000 ve daha büyük (1/500, 1/200, 1/1) ölçeklerdir. Koruma amaçlı merkez planlaması çalışmasında, adı geçen disiplinlerin katılımı ve katkısı ile, bütüncül ve entegre koruma yaklaşımı ile yönlendirici bir “Çerçeve Plan” hazırlanmalıdır. Restorasyon uzmanları, sanat tarihçileri, arkeologlar, ulaşım plancıları, mimarlar, altyapı mühendisleri ve korumada uzmanlaşmış Şehir plancıları bu süreçte etkin olarak rol almalıdırlar. Geleneksel merkez içinde, korunması gerekli anıtsal ve sivil mimarlık örnekleri ile arkeolojik kalıntıların yoğunlaştığı bölgelerde;

1-Nazım Plan kararlarına bağlı olarak yaya dolaşımını kolaylaştıracak ve bu bölgelerin cazibesini arttıracak, yaya bölgeleri tasarımı yapılmalı,
2-Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları (konut, han, bedesten, hamam, cami., külliye vb.) ve yakın çevrelerinde korumayı kolaylaştıracak kullanımlar (konut, geleneksel nitelikli ticaret ve el sanatları, turizm, pansiyon vb.) önerilmeli ve kentsel tasarım ile bu kullanımların dağılımı belirlenmeli,
3-Korunacak yapı ada ve parselleri ile yakın çevrelerinde koruma alanı özellikleri ile uyumlu taban alanı (TAKS/KAKS, Emsal) ve yükseklikler (gabari / hmax) planlanmalıdır. Kentsel tasarım esnasında bu kararların verilmesinde, yöredeki geleneksel yapı cephe ve plan tipolojilerine uyumlu, onlar ile benzeşen ancak taklit olmayan ve çağın modern mimari tasarımı ile yapım tarz, teknoloji ve malzeme seçimine dikkat edilmeli,
4-Yer yer rant artışı ve transferi sağlayabilecek, konuttan ticarete dönüşüm ile zemin altına dokuyu
bozmayacak şekilde kullanım hakkı verilmesi (yeraltı çarşısı, otopark gibi) etüd edilerek tasarım ile planlara yansıtılmalıdır.
Yukarıda ana hatları ile değinilen konuların tümü için 1/1000 ve daha büyük ölçeklerde kentsel tasarımlar yapılarak planlama kararları verilmelidir.

IV. “Kentsel Tasarımın Tarihsel Çevre Korunmasında Etkin Olarak Kullanımı, “Böl Ve Yönet Modeli” : Ankara, Konya, Antalya Tarihi Kent Merkezleri
Dünyada ve ülkemizde yaşanan hızlı değişim ve gelişim, küreselleşme, yerelleşme ve yeniden yapılanma süreçleri doğrultusunda oluşan değişimler, “Klasik Planlama” yaklaşımlarını sorunları çözümlemede yetersiz kılmıştır. Uygulama aşamasında tıkanan ve işlemeyen anlayış, yerini çağdaş, sorunlara kısa ve uzun vadede çözüm yaratma imkânlarını tanıyan, esnek ve seçenekli bir planlama yaklaşımına bırakmalıdır. Bu bağlamda; alt ve üst ölçekler arası ilişkilerin kurulabileceği, yine ölçekler arası gidiş-gelişin (feedback) sağlanabileceği “Özel proje alanları, öncelikli proje alanları, paket proje alanları ya da eylem planlama alanları” olarak adlandırılabilecek tanımlar ve planlama yaklaşımları etkin olarak kullanılmalıdır.
Özellikle geleneksel kent dokuları ile iç içe olan tarihsel kent merkezlerinin planlamasında, kentsel tasarımın etkin olarak kullanılmasının yollarından biri olan “Böl ve Yönet Modeli” (divide & rule model) dir. Bu kentsel tasarım yaklaşımı ve bu yaklaşımın Ankara, Antalya ve Konya Tarihsel Kent Merkezlerinde uygulanışı bu bölümde örneklerle açıklanmıştır.
Bu model; üst ölçeklerde (1/25000 - 1/5000 - 1/1000) alınacak ana karar ve stratejilerin, daha alt ölçeklerde (1/500 - 1/200…1/1) nasıl uygulanacağını belirlemektedir. Tarihsel çevre koruma planları ile özel proje alanları’nda yapılacak olan kentsel tasarım projeleri arasında eşgüdümü sağlamaktadır.
Günümüzde kentsel tasarım, kent planlarının öngördüğü kesin, değişmez yer yer de ayrıntı kararlar ile sınırlanmıştır. Bu kararlar sonucunda, ya da bütüncül olmayan, bağımsız gerçekleştirilen kentsel tasarım, tasarımı yapılan bölgenin çevresel etkilerinin planlama bütününde değerlendirilmemesi sorununu ortaya koymaktadır.
Kentsel ve çevresel sorunların çözüme kavuşturulması, planların işlerliğini ve uygulanabilirliğini sağlamak amacıyla, kentsel mekanlarda, üst ölçekli planlama sürecinde, “Özel Proje Alanları”, (ya da öncelikli proje alanları / paket proje alanları) belirleyip, kentsel tasarım ölçeğine temel olacak, yol gösterici, seçenekli, etaplı ve esnek kararlar üretilmeli, uygulama planlarına ya da kentsel tasarım ölçeklerine de, bu kararların aktarılması sağlanmalıdır.
Ülkemizde günümüzdeki dinamik ve süreklilik taşımayan, durağan ve katı planlama anlayışları, günümüzün ihtiyaçlarını karşılayıcı yada sorunlara çözüm üretebilecek nitelikte değildir.

V. Kentsel Tasarım ve Tarihsel Çevre Korunması

Tarihsel çevreler ile geleneksel kent merkezlerinin korunmasına yönelik planlamalarda 1/25000, 1/5000 ve 1/1000 ölçeklerde planlama ve kentsel tasarım ilişkileri yukarıda verilmiştir.
“Kentsel tasarım, kent planları bütününde ele alınmalı ve üst - alt ölçekler arasında bütünlüğü sağlayacak biçimde, temel ilkeler kent planlarında belirlenecek olan alt uygulama bölgeleri ve proje paketleri şeklinde gerçekleştirilmelidir” anlayışı, “Böl ve Yönet Modelinin” temel felsefesini tanımlar. Alt uygulama bölgeleri belirlenirken kent planlarında getirilen kararlar, kentsel tasarımı bağlayıcı olmamalı ve esnek olmalıdır. Bu alt proje bölgeleri arasında da mekansal ve çevresel ilişkiler kurulmalıdır. Aynı zamanda üst ölçekli kent planı tasarım kararları, daha alt ölçekteki plan-tasarım uygulamalarının verileri ile tekrar değerlendirilmeli ve gereğinde değiştirilmelidir.

Bu modelde; kentsel tasarım etkin olarak kullanılmakta, koruma planının sürekliliği ve tutarlılığı açısından ve kentsel politikalar için etkin bir eylem plan oluşturulmaktadır. Koruma alanı ve/veya tarihsel kent merkezleri, öncelikle korunması ve geliştirilmesi gereken hassas zonlar olduğundan, öncelikli tasarım gerekli alt proje alanlarına ayrılmaktadır.

Bu alt proje alanları;
• Ulaşıma yönelik (meydan, yaya yolu, yaya bölgesi, toplu taşıma vb.),
• Korumaya yönelik (öncelikli koruma alanı, sağlıklaştırma alanı vb.),
• Yenilemeye yönelik (yeni merkez kullanımları oluşturma, yıkıp yeniden yapma vb.),
• Çevre düzenlemesine yönelik (anıtsal, sivil mimarlık örneklerinin yakın çevrelerini de içine alan düzenleme alanları),

olarak gruplanabilir.

Kentsel tasarım alanlarını bölmek; nitelik ve özelliğine uygun alt bölümlere hakim olma açısından kolaylık getirmekte, uygulamada farklı birimlere (Belediye, Vakıflar, Kültür Bakanlığı vb) yol göstermektedir. Kentsel tasarım ölçeklerinde ele alınacak bu alt birimler 1/1000 ölçekli (bazen 1/5000 ölçekli) planlarda sınırları ile belirlenerek, kentsel tasarıma yol gösterecek ilke ve yönlendirici kararları belirlenmektedir. Bu alt proje alanları önceliğine göre (politik / kentsel öncelikler) daha büyük ölçeklerde ele alınarak uygulama için detaylı projeler haline getirilmektedir.
Kentsel tasarım esnasında; tasarım alanının niteliğini saptamaya yönelik araştırma, sentez ve değerlendirme teknikleri kullanılır. Bu teknikler genel olarak bir koruma planının gerektirdiği araştırma ve belgeleme teknikleri ile benzerlik göstermektedir. Ancak daha detayda, dış mekan ögeleri, peyzaj ögeleri, mimari özellikli yapı/yapı grupları, kent mobilyaları (bank, lamba, işaret yön levhaları vd) saptanmalıdır.
Bu konuda Ankara, Konya ve Antalya Tarihsel Kent Merkezleri’nde yapılmış ve halen sürdürülmekte olan uygulamalar bir sonraki bölümde incelenecek ve ülkemiz için genelleştirilebilecek sonuçlar çıkarılacaktır.


VI. Örnekler
VI.1. Ankara Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma Planlamasında Kentsel Tasarım Boyutu
Ankara Ulus Tarihi Kent Merkezi’nde yaklaşık 100 ha.lık bir alanda, Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar Dairesi Başkanlığı tarafından 1982 yılında başlatılan çalışmalarda, uygulama öncelikli paket proje alanları saptanarak planlanmıştır. Özelliklerine göre bu proje alanlarında koruma amaçlı kentsel tasarım çalışmaları (1/1000 ve 1/500 ölçekler) yapılmıştır. (TUNÇER, M., 1986)
Bu çalışmalar;
• Hacıbayram Çevresi,
• Suluhan Çevresi,
• Çıkrıkçılar Yokuşu Çevresi,
• Anadolu Medeniyetleri Müzesi Çevresi,
• Karyağdı Türbesi Çevresi,
• Hasırcılar-Osmanlı Kavşağı Bağlantısı ve Eski Hamam Çevresi,
• Bend Deresi Dolmuş Durakları Çevresi,
• Akköprü Çevresi

gibi özel ve öncelikli alanlarda yoğunlaşmıştır.

1986 yılında açılan “Ulus Tarihi Kent Merkezi Çevre Düzenleme Yarışması” Yarışma Şartnamesi’nde ise; 1/500 ve 1/1000 ölçekli planlama çalışmalarının yanı sıra, 1/500 Ölçekte bazı alanların düzenlenmesi yarışmacılardan istenmiştir

Öncelikli planlama alanları olarak saptanan bu kent kesimleri;
• Düzenlenecek Meydanlar (Hükümet Meydanı, Atpazarı Meydanı)
• Düzenlenecek Ulaşım Bölgeleri (Güvercin Sokak, Çerkeş Sokak, Atpazarı Yokuşu)
• Çevre Düzenlemesi Yapılacak Yapı ve Yapı Grupları (Hacıbayram Camii, Antik Roma Tiyatrosu, Eski Hamam Çevresi)’dır.
1/500 ölçekte düzenlenen meydan, yaya yolu ve tek yapı çevrelerinde önerilen zemin kaplaması, kentsel mobilya (dinlenme grubu düzenlemesi, bank, sokak lambaları, çöp kutuları, çiçeklikler vb.) görsel elemanlara ilişkin detaylar da anılan düzenlemelerle beraber gösterilmesi istenmiştir.

Görüldüğü gibi, 100 ha.lık Tarihi Kent Merkezi’nin önemli, acil müdahale gerektiren kesimlerinin parçacı yöntemlerle ele alınması Ulus’ta etkin olarak kullanılmıştır. Yarışmayı kazanan proje içinde “Kamu Proje Alanları”, “Özel Proje Alanları” gibi tanımlarla yaklaşık 19 alt proje belirlenmiştir . (Plan 1. Ulus Tarihi Kent Merkezi Yarışma Projesi)



PLAN 1: ULUS TARİHİ KENT MERKEZİ YARIŞMA PROJESİ



Her bir Alt Proje Alanı’nın niteliklerine göre detaylı projelere yol gösterici makro kararlar ve yönlendiriciler verilmiştir. Ayrıca bu projelerin gerçekleştirilmesine yönelik “Rant Koridorları” kavramı oluşturulmuştur. Bu alanların geliştirilmesinden elde edilecek gelir ile Tarihsel Kent Dokusunun korunması ve geliştirilmesi önemli, temel planlama kararıdır. Bu proje alanlarından “Hacıbayram Çevre Düzenlemesi”, “Bend Deresi Dolmuş Durakları Projesi”, İstiklal (Yahudi) Mahallesi Projesi gibi projeler tamamlanarak uygulamaya konulmuştur. (Bkz. Plan 2. Hacıbayram Çevre Düzenleme Projesi; 1/500)





PLAN 2: HACIBAYRAM ÇEVRE DÜZENLEME PROJESİ (1/500)

VI.2. Konya Tarihi Kent Merkezi Koruma Planlamasında Kentsel Tasarım Boyutu

Konya Tarihi Kent Merkezi Koruma Amaçlı Planlama Çalışmasında’ da , geleneksel merkez içinde ayrıntıda, önemli ve öncelikle tasarlanması gereken alanlar “Özel Proje Alanları” olarak belirlenmiştir.

1/500 ve daha büyük (1/200,....1/1) ölçeklerde tasarlanması gereken bu proje alanları aşağıdadır: (Bkz. Plan 3. Konya Tarihi Kent Merkezi Koruma Amaçlı Planı 1/2000)

1- Aziziye Cami Çevre Düzenlemesi
2- Kapu Cami Çevre Düzenlemesi
3- Hükümet Meydanı Düzenlemesi
4- Şerafeddin Cami Yeraltı Otoparkı ve Kent Meydanı Düzenlemesi
5- PTT Önü Yeraltı Otoparkı ve Kent Meydanı Düzenlemesi
6- İplikçi Cami Çevre Düzenlemesi ve Yeraltı Otoparkı
7- Mahkeme Hamamı ve Şerafeddin Cami Çevre Düzenlemesi
8- Mevlana Külliyesi ve Selimiye Cami Meydan ve Çevre Düzenlemesi
9- Karatay Külliyesi Çevre Düzenlemesi
10- Geleneksel Çarşı (Arasta) Kesimi Koruma ve Geliştirme Projesi



(*) TUNÇER, M., “Konya Tarih Kent Merkezi Koruma Amaçlı İmar Planı Raporu”, UTTA Planlama & Danışmanlık Ltd. Şti., 1997.



PLAN 3. KONYA TARİHİ KENT MERKEZİ KORUMA AMAÇLI İMAR PLANI 1/2000




Konya Büyükşehir belediyesi 4,5,7 No.lı Özel Proje Alanlarını (Şerafettin Camii Çevresi, Hükümet Meydanı, Tarihsel Mekanlar Platosu, PTT önü yeraltı otoparkı) bir bütün halinde kentsel tasarım, peyzaj ve kent mobilyası projelerini hazırlamış ve uygulamıştır. Bu projede de kentsel tasarım teknikleri kullanılmış, Konya’ya bir “Kent Meydanı” ve yaya bölgesi kazandırmak hedeflenmiştir. (Bkz. Plan 4. Hükümet Meydanı Düzenleme Projesi 1/500) Çevredeki anıtsal yapılara (Hükümet Konağı, Şerafeddin Camisi, Kütüphane vd) uyumlu kent mobilyası örnekleri seçilmiştir. Konya ikilim tipine uyumlu bitki türleri önerilmiştir.




PLAN 4. HÜKÜMET MEYDANI DÜZENLEME PROJESİ 1/500

VI. 3. Antalya Tarihsel Kent Merkezi Koruma Planlamasında Kentsel Tasarım Boyutu

Antalya Tarihsel Kent Merkezi’nin parçacı olarak ele alınma süreci 1990 yılında açılan “Kalekapısı Kentsel Tasarım Proje Yarışması” ile başlamış, bu Proje kapsamında öncelikle “Şarampol Caddesi Yayalaştırma Projesi” hazırlanarak uygulanmıştır. Tarihsel kent merkezi ile iç içe olan “Balbey Mahallesi” için 1/500 ölçekli Koruma Amaçlı bir plan hazırlanmış, ancak mülkiyete ilişkin birtakım sorunlar nedeniyle uygulanamamıştır. Planın revizyon çalışmaları sürmektedir. Gene geleneksel kent merkezinin yakınında yer alan “Haşim İşçan Mahallesi”nin koruma amaçlı planlama çalışmaları tamamlanmıştır. Balbey ve Haşim İşçan Mahalleleri içinde 1/500 ve daha büyük ölçeklerde kentsel tasarım çalışması hazırlanması gerekli “Özel Proje Alanları” belirlenmiştir. (Ek 5)


Antalya “Kaleiçi Koruma Amaçlı Planlama Çalışmaları”; 1979 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi tarafından başlatılmış, hazırlanan koruma planı 1992 yılında ODTÜ Parlar Vakfı tarafından revize edilmiştir. Bu planlama alanı içinde yer alan “Yat Limanı” Turizm Alanı ilan edilmiş ve Turizm Bankası tarafından hazırlanan kentsel tasarım, rölöve ve restorasyon projeleri ile onarılarak kullanıma açılmıştır. Bu alanda kendi içinde özel proje alanları olan en önemli kent parçasıdır.

VII. Sonuçlar

Ankara, Konya, Antalya Tarihsel Kent Merkezleri örneklerinde görüldüğü gibi “Böl ve Yönet Modeli” olarak nitelendirilen planlama yöntemi; “Özel Proje Alanları / Kamu Proje Alanları” na ayırarak detaylı planlama, kentsel tasarım, peyzaj ve dış mekan öğeleri plan ve projelerinin hazırlanması yöntemidir.
Bu yöntemin geleneksel kent merkezlerinin karmaşık sorunlarına çözümler bulduğu ve uygulama için önemli kolaylıklar sağladığı gözlenmektedir. Ülkemizde uygulama ölçeği olan 1/1000 ölçekli planlar, çağdaş yaşamın karmaşık hale getirdiği alanlarda kentsel tasarım ağırlıklı planlama ve projelendirmeler için yetersiz kalmaktadır. Tarihsel kent merkezlerinde (ve MİA’ da) etkin olarak uygulanabilir ölçek, kentsel tasarımın konusu olan 1/500-1/200…1/1 ölçeklerdir. Meydan düzenlemeleri, yaya bölgesi/sokağı düzenlemeleri, anıtsal yapı (cami, han, hamam, bedesten vb.) çevre düzenlemeleri, yapı gruplarının korunmasına yönelik çevre düzenleme çalışmalarının tümü, tarihsel kent merkezlerinde belirli yönlendirici bir plan bütünü (1/5000 ve 1/1000) çerçevesinde kentsel tasarım ölçeklerinde (1/500 ve daha büyük) ele alınarak önceliklerine dayalı olarak yönetilmelidir. Burada “Yönetim” kelimesi ile “Proje Yönetimi” kavramı kastedilmektedir.
Her bir Proje Paketi’nin kentsel tasarım ölçeklerinde ele alınması, varolan kaynaklara ve uygulama örgütlenme modeline bağlıdır. Parasal ve örgütsel yapı, projenin şekillenmesinde tasarıma yol göstermektedir. Belirli makro kararların verilmesi (koruma, iyileştirme, yenileme, ulaşım, kullanım, yapılaşma vb.) ile Özel Proje alanlarına bölünme zaman içinde uygulamanın etaplanması ve denetimine de kolaylık sağlamaktadır. Kentsel tasarımın belirli özel çerçeve/sınırlar içinde ele alınması ve diğer ilgili disiplinlere (peyzaj, altyapı mühendisliği, mimari, endüstri ürünleri tasarımı vb.) katılım ve katkı olanağı vermesi uygulamaya giden en doğru ve kısa yol olarak görülmektedir.






I. BÖLÜM KAYNAKLARI

TUNÇER, Mehmet, “Ulus Tarihi Kent Merkezinde Güncel Bazı Planlama Çalışmaları ve Uygulamalar”, Ulus Tarihi Kent Merkezi Çevre Düzenleme Yarışması, 1986, Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar Daire Başkanlığı, S. 71-75.
TUNÇER, Mehmet, YILMAZ, A., 9. KENTSEL TASARIM VE UYGULAMALAR SEMPOZYUMU, “FARKLI ÖLÇEKLERDE KENTSEL TASARIM”, Sunulan Bildiri, Mimar Sinan Üniversitesi, Mim. Fak. Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, 21-22 Mayıs 1998.

TARİHSEL ÇEVRELERDE KORUMA – KENTSEL TASARIM VE KENT PLANLAMA İLİŞKİLERİ


ANTAKYA’NIN TARİHİ VARLIKLARINI
KORUMA TOPLANTISI

“TARİHSEL ÇEVRELERDE KORUMA – KENTSEL TASARIM VE KENT PLANLAMA İLİŞKİLERİ : ANKARA VE KONYA ÖRNEKLERİ ve ANTAKYA’YA YÖNELİK GÖRÜŞ VE ÖNERİLER”
Doç. Dr. Mehmet TUNÇER

Konferans Band Çözümü




17 OCAK 2001
ANTAKYA BELEDİYESİ

Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Antakya Belediye Başkanı Sevgili İRİS Şentürk’ün, her zaman olduğu gibi kent için bir şeyler yapmak çabalarının bir parçası olarak burada bir aradayız. Kentimize çok şey kazandırdı ve buna da devam edeceğine inanıyoruz.
Biz Hatay Arkeoloji Dostları Derneği olarak bir sivil toplum örgütü niteliğiyle çalışmalarımızı sürdürürken “bir arada neler üretebiliriz, nasıl katkıda bulunuruz?” derken Sayın Başkandan özel teklif geldi ve “gelin birlikte bir şeyler yapalım” denildi. Bunun üzerine kente bir kent müzesi kazandırmak fikri doğdu. Kent müzeleri, şu anda bütün dünyada müzeciliğin bir ilerleyiş aşaması olarak ele alınıyor. Bilindiği gibi ilk belediye binamız, bunun altındaki, bu güzel şirin binanın giriş katı bu iş için son derece uygun ve Sayın Başkan bu mekanı iyi değerlendirmek istiyor “kent müzesi” deyince her şeyden önce kentin tarihi bir kent olması; Antakya da böyle bir kent. Dolayısıyla, yapacağımız her şey, çalışacağımız, üreteceğimiz her ürün orada çok rahatlıkla sergilenecek ve belediyemiz, kendine yakışır bir biçimde Antakya’yı oluşumundan bugüne dek hem bizim gözümüzün önüne, hem de bütün dünyaya sergileyecek.
Bu bağlamda bir kent arkeolojisi kavramı, artık bütün bilim dünyasına hakim oldu; biz de buna bir göz atmak istiyoruz. Kent arkeolojisi “kentsel arkeoloji” denilen kavram nedir? Kısaca buna değineceğim. Kent arkeolojisi; geriye gidersek 1870’li yıllarda, öncelikle Kuzey Avrupa ülkelerinde başlayan ve kenti yenilemek çabalarıyla insanların karşılaştıkları sorunları çözmeye çalışan bir uğraş alanıdır. Arkeoloji, bilindiği gibi eskiyi günümüze taşıyan bir bilim dalıdır. O halde kent arkeolojisi kavramı, Antakya için gerçekten biçilmiş bir sözcüktür. Kentimizin bugün yaşadığımız düzeyin altında bulunan yer katmanlarında neler var, neler yok? Bunları yeryüzüne nasıl çıkarırız ve bugünkü yaşamımızla nasıl bütünleştiririz; bir başka deyişle tarihsel çevreleri, o eski şeyleri yeniden nasıl yapılandırırız sorularının yanıtlarını, bu kentsel arkeoloji çalışmaları yöntemleriyle ortaya koymaya çalışacağız. Bu bir başlangıç, bunu yakın gelecekte işleyeceğiz, hep beraber konuşacağız, bir kent müzesine dönüştürerek, Sayın Başkanımızın da rüyalarını gerçekleştireceğiz.
Bütün bunları yaparken Tarihi Kentler Birliğinin kurulmasında önemli rol alan, yine Başkanımızın, 22 Temmuz 2000’den bu tarafa bir başka toplantıyı da burada gerçekleştirmeyi diliyoruz. Bundan sonrakilerin de bir tanesinin olacağı müjdesini bugün öğrendim; buna da çok sevindim. 53 belediyenin katılımıyla başlayan bu toplantılar, sanıyorum belli periyotlarla sürecek. Biz de Antakyalılar olarak toplantılarla bundan birtakım konuları öğreneceğiz.
Bugün aramızda çok değerli bir hocamız var. Kendisi Doç. Dr. Mehmet Tunçer, hoş geldiniz hocam. Mehmet Tunçer hocamız, kısaca 1956 İstanbul doğumlu, çok genç ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir Bölge Planlama Bölümünü 1980 yılında bitirdi. Aynı bölüm ile restorasyon bölümü ortak yüksek lisans programında kentsel koruma konusunda uzmanlık eğitimini 1985 yılında tamamladı. Roma’da 1986 yılında, ICCROM diye bilinen Uluslararası Kültür Varlıklarını Koruma ve Restorasyon Eğitim Merkezi bursu ile tarihsel kent merkezlerinin korunması konusunda eğitim gördü. 1981-1987 yılları arasında Ankara Belediyesinde Ankara tarihi kent merkezi koruma, geliştirme, planlama çalışmalarını başlattı. 1995 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Doktoru (kent ve çevre bilimlerinde), 1999 yılında ise Şehircilik Ana Bilim Dalı Kentsel Koruma Bilim Dalı Doçentlik unvanını aldı. Kamu ve özel kuruluşlarda şehir ve bölge planlaması, kentsel tasarım, tarihsel ve doğal çevre koruma, geliştirme, ağırlıklı planlama ve projelendirme çalışmalarında proje yöneticisi, danışman ve koruma plancısı olarak görev yaptı ve yapıyor.
Görev aldığı plan ve projelerin başlıcaları Ankara, Bergama, Perge, Patara, Şanlıurfa, Konya, Talas kentsel arkeolojik ve doğal SİT alanları koruma plan ve tasarım projeleriyle, Antalya çevre projesi, Malatya Nazım Planı, Antalya Büyükşehir Nazım Planı (2015) ve Falez kıyı bandı ile Sarısu, Boğaçayı, Düden Çayı ......., Bolu ili bölgesel planlama çalışmaları, İstanbul-Ataköy-Büyükçekmece kıyı düzenlemesi ve Elmalı Barajları, doğa parkı, afetzede yerleşim alanları proje çalışmalarını sayabiliyoruz.
1986 yılından bu tarafa Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü ile 1999 yılından bu yana Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Ana Bilim Dalında öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Üyeliği yapmıştır ve çeşitli bilimsel toplarda sunmuş olduğu çok önemli 40’ın üzerinde bilimsel yayını vardır.
Hocamızın bu özgeçmişini özellikle size okumak istedim; çünkü gördüğünüz gibi kendisi gerçek bir kent korumacısı, tarihsel çevre, doğal çevre korumacısı ve çevre plancısı. Çevre planlamasını birazdan en iyi örnekleriyle bize anlatacak. Bir şehir, planlaması yoksa kendisi de yok olur. O yüzden “Antakya şehrimiz nasıl planlanır ya da planlayabilir miyiz, neler yapabiliriz?” şeklinde hem genel örnekleriyle, hem özele indirgenmiş kent örnekleriyle karşılıklı olarak bugün tartışacağız ve doğal, kentsel, arkeolojik SİT alanlarımızın korunmasına ilişkin önerileri, ön fikirleri burada beraberce tartışacağız. Bunları nazım plan ölçeğinde, uygulama planları ölçeklerinde, kentsel tasarım ölçeklerinde yapacağız ve bir de Sayın Valimizin Derneğimizle ortak yürütmeyi kabul ettiğini, bize gerçekten sıcak baktığı bir konuda Antakya Ulucamii çevre düzenlemesi konusunda neler yapabileceğimizi tartışacağız.
Burada herkesi katılımcı olarak konuşmalarımıza davet ediyoruz; ama öncelikle Sayın Belediye Başkanımız birkaç söz söylemek isterlerse onu kürsüye davet edeceğim ve hemen hocamıza söz vereceğim.
Teşekkür ederim.
İRİS ŞENTÜRK (Antakya Belediye Başkanı)- Önce bu olay nasıl başladı, niye bu noktaya geldi bununla ilgili bir-iki söz söylemek istiyorum. Bu çok dar çerçeveli bir toplantı. Bir panel, bir konferans statüsünde hazırlanmış değildir. Sadece benim kafamda bir hedef vardı, Antakya’da bir kent müzesinin oluşturulması gereği vardı. Bununla ilgili sevgili Berna hocamızla uzun uzun konuşmuştuk; çünkü onun güzel, somut yaptığı bir iş, Hatay Belediyesi Müzesi işi var. Bu çerçevede konuşurken Antakya’nın kent planlamasıyla ilgili, tarihi dokusuyla ilgili proje çalışmaları ne olabilir, ne olamaz konusunu konuşacağız. Bu konunun erbabı bir hoca olduğunu öğrendim. Sevgili hocamı, Mehmet hocayı önerdik “karşı karşıya getirelim ve Antakya’da bu işe meyilli olan, bu konuyu tartışabileceğimiz küçük zümre yaratalım. Antakya için ne yapabiliriz? Bir fikir fırtınası oluşturulsun; ama bu arada işin erbabı hocamız da bize yol gösterici olsun ve ortaya ortak bir çalışma çıksın” dedik; böylesi bir çalışmaydı bu. O yüzden özellikle geniş bir katılım istemedik. Hatta “bu konuyu çok yaymadan, kendi içimizde konuşalım. Ondan sonra plan, projeler çıksın” dedik; çünkü Antakya buna layık diye düşünüyoruz. Hepimiz Antakya’da tarihi kent dokusunun ön plana çıkarılması için bu işin bilenleri, uzmanları ne yapar, ne etmez, ne önerir, hangisi onu önerir, bunların kaynakları nasıl bulunur? Bütün bunların bir ön çalışması olur diye düşündük. Bununla ilgili çalışmaları daha önce gerçekleştirdik zaten; ama daha somut bir adım atalım. Bu işi yapan ve neyi, nerede, nasıl yaptığını anlatacak bir uzman hocamızın buraya getirilmesi uygun olur diye düşündük. Sağ olsunlar, geldiler karşılıklı fikir alışverişi yaptık.
Teşekkür ediyorum. Şu anda ben de dinleyiciyim buradaki her arkadaşımızın vereceği katkı, hepimizin önemle üstünde duracağı katkı olacak; tabii bunu siz yönlendireceksiniz “hoş geldiniz” diyorum.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Öncelikle beni davet eden Berna Alpagut hocama, Hatay Arkeolojik Dostları Derneğine teşekkür ediyorum. Ayrıca bizi destekleyen, bu çalışmaları izlemeye gelen Sayın Başkanımıza, İRİS Hanıma teşekkür ediyorum ve hepinize “hoş geldiniz” diyorum. Heyecanımı maruz görün; umarım birazdan açılırım.
Bu konu bana aktarıldığında tabii heyecanlanmamak mümkün değil. Antakya çok önemli bir antik kent, binlerce yıllık geçmişi var. Berna hocam sağ olsun “çok genç” dedi; ama pek o kadar genç sayılmayız. Kendisi çok genç, latife ediyor; ancak gençlikle birlikte deneyim de tabii önemli. 20 yıldır korumayla ilgili konularda ağırlıklı olarak çalıştığım için size acaba ne tür bir takvim yaparsam diğer örnekler de Antakya’ya bir örnek olur, nasıl bir yol alabiliriz? Şeklinde düşünüp hemen elimdeki bilgisayar ortamında slaytlardan Ankara ve Konya’yı seçtim. Şu anda yaklaşık 80 slâydı iki bölüm halinde sunmayı hedefliyorum. Sizlere önce Ankara’yı sunmak istiyorum. Neden Ankara? Çünkü Ankara Belediyesindeki çalışmalarım, benim ilk mezuniyet sonrasında töreninde gidip orada başlattığımız çalışmalar. Bunlar “Hacıbayram Çevre düzenlemesi”, “Ankara Kalesi Koruma Planlaması” ve “Ulus Tarihi Kent Merkezi”nde 100 hektarlık bir alanın koruma amaçlı planlama çalışmalarıdır. Bu konudaki çalışmalarımız, Kültür Bakanlığında kitap halinde kasım ayında yayınlanmış. İlgilenenler olursa onu da daha sonra iletmek isterim.
Neden Konya? Konya bugünlerde çok çalıştığımız ve üzerinde görev yaptığımız son 5 senede gidip geldiğim ve bir ara Koruma Kurulu Üyeliği de yaptığım bir kent ve çok önemli bir Selçuklu başkentidir. Benzeşmeyi şöyle buldum ben: Hem doğal, hem tarihsel, hem arkeolojik, hem kentsel SİT alanları var, Antakya’da da var, Ankara’da da var, Konya’da da var. Tabii Antakya’nın kendine özgü özellikleri ve değerleri var, Konya’nın, Ankara’nın farklı özellikleri, değerleri var. Urfa’yı da belki getirebilirdim; Urfa hakkında ve Patara olayıyla ilgili uzun çalışmalar yaptım; ama kentsel ağırlıklı olduğu için, kentsel SİT alanı ve büyüyen bir kentin içinde küçük bir çekirdek olduğu için Ankara ve Konya örneklerini seçtim, bilmiyorum benzeşebilir.
Işık konusunda yardımcı olmanızı rica edeceğim. Müsaade ederseniz oturacağım, karanlık olacağından sizleri göremeyeceğim.
“UTTA nedir?” diye sorarsanız UTTA, benim kurucu olduğum ve yaklaşık 35 yıllık deneyimi olan planlama, projelendirme ve danışmanlık hizmeti sunan bir kuruluştur. Amacımız kent planlaması, kentsel koruma planlaması ve kentsel tasarım ilişkilerini somut örneklerle incelemektir. Antakya’da doğal ve kültürel varlıkların korunmasına ilişkin çalışmalar için bir fikir verebilmesi hedeflenmektedir.
ANKARA ÖRNEĞİ; Ankara bildiğiniz gibi başkent olduktan sonra Jansen Planı ile koruma altına alınmış, yeni şehir planlanmış ve eski şehir “Protokol Alanı” olarak korunması ve saklanması, hatta Jansen’in deyimiyle “bir cam fanus içine alınması” gerekli bir alan “Kaleyi bir cam fanus içine alalım -bakın, bunu 1930’da diyor- ve geleceğe aktaralım” diyor; ancak koruma altına alınan Ankara Kalesi ve Hacıbayram Cami çevresinde 1980’li yılların başlarına kadar koruma planlaması çalışmaları yapılmamıştır. “Protokol Alanı” ilan edilmiş, bütün planlar ve protokol alanı öyle dondurulmuş, bırakılmış bir bölge. Hacıbayram çevresi, Kale içi ve Hanlar bölgesinde koruma geliştirme veya sağlıklaştırma yönünde bilinçli herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Görüldüğü gibi Jansen’in protokol alanı Hacıbayram çevresi, Hacıbayram Camii, August Mabedi çevresi ve Ankara Kalesi çevresindeki tarihi ticari bölge, hanlar ve bedestenin olduğu kesimdir. Ankara’yı bilmeyen yoktur herhalde, bilmeyenler için Atatürk Bulvarı, Sümerbank’ın olduğu eski Taşhan, Kaleiçi, Denizciler Caddesi, Suluhan’ın bulunduğu kesim ve Hal kesimi; bütün buralar Jansen tarafından planlanmıştır.
Daha sonra 1950’lere gelindiğinde Jansen planı yeterli olmamış, Hacıbayram çevresi planlanmış, protokol alanlarına kısmen yollar planlanmış ve bölge kat nizamı planı ile tarihi çevre dokusunda olmayan 6-8 kat gabariler verilmiştir. Eski Ankara, ana caddeler boyunca çok katlı bloklar arasında sıkışıp kalmış ve çöküntü bölgesi niteliği kazanarak günümüze kadar ulaşabilmiştir. Bu tür olguyu, yer yer Antakya tarihi kent dokusunda da görmekteyiz, hatta iç içe, yer yer 2 katlı yapılarla 5 katlı yapılar yan yana, iç içe bulunuyor.
1980 yılında SİT alanları belirlenmiş. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, daha doğrusu Gayri Menkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından bir “geçit dönemi koruma geliştirme projesi”, yapılanma kararları ile Gençlik Parkından Cebeci’ye kadar bütün taralı bölgeler; 150 hektar “SİT Alanı” olarak ilan edilmiştir. Birinci derece arkeolojik kentsel SİT de Hacıbayram çevresidir.
1990 Nazım Planı’nda, merkezi iş alanlarının Kazıkiçi Bostanları’na doğru gelişmesi ana plan kararı olarak verilmiştir. 1994 yılında bu kesime yönelik bir kentsel tasarım yarışması açılmıştır. Bu plan şu anda uygulama aşamasındadır; ancak bu plan da eski Ankara üzerindeki baskıları azaltmamıştır. Tabii burada Ulus Tarihi Kent Merkezinin yeni merkez işlevleriyle üst üste olmasının getirdiği sorunlar var; yani bir kısma 6 kat, bir kısmına 8 kat verirseniz onun arkasındaki bölgeler çöküntü bölgesi niteliği kazanıyor ve ....... Ne kadar korumaya çalışsanız oldukça zor bir olay. Ankara’daki ilk koruma planlaması çalışmalarını biz 1982 yılında başlattık ve Hacıbayram İkinci Çevre Koruma Planını hazırladık.
1982-1985 yılları arasında bazı kentsel tasarım çalışmalarını hazırladık. Bunlar arasında Suluhan, Çıkrıkçılar Yokuşu, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Karyağdı Hatun Türbesi, Akköprü çevre düzenlemesi, Güvercin Sokak çevre düzenleme projeleri; bunlar 1/500 ölçekte; ama önemli yapıların, anıtsal yapıların çevrelerin düzenlenmesine ilişkin çalışmalardır.
Önemli olan şudur: 1/500 ölçeğinde hazırlanan bu çalışmaların hiçbiri uygulanamamıştır. Sadece Hacıbayram Meydan düzenlemesi uygulanmıştır. Bunun nedeni de Belediyenin daha üst ölçekte, bütüncül bir plan elde etme gerişimidir ve bunun yarışması bu süreçte açılmıştır. Ulus Tarihi Kent Merkezi Çevre Düzenleme Yarışması 1986 yılında açılmıştır. 1/5 000 ve 1/1 000 ölçekli Tarihi Kent Merkezi Koruma Islah İmar Planı hazırlanmıştır; yaklaşık 100 hektarlık bir alandır. Ankara Kalesi dışında bırakılmıştır. Saman Pazarı, At Pazarı, Koyun Pazarı, Hanlar Bölgesi, Güneyde Hacettepe, Batıda Gençlik Parkına kadar uzanan alanlar ve Roma Hamamına kadar olan alanları içermektedir. Bu yarışma ODTÜ Grubu tarafından kazanılmıştır. Bu plan kapsamında 27 adet kamu proje paketi yer almaktadır. Bu da her birinin kentsel tasarım ağırlıklı olarak zaman içinde tasarlanması hedefi bulunmaktadır. Bu projelerden Hacıbayram Camii Çevre Düzenleme Projesi hazırlanmış ve uygulanmıştır.
Yaklaşık 12 yıllık bir süreç içinde Başkent Ankara’da ne yazık ki yapılabilen tek uygulama budur. Tabii bunun birçok nedeni var; planların geç hazırlanması, yarışmalarla vakit kaybedilmesi, aktif planlama yapılamaması, en önemlisi imar planlarının yapılmış olması ve tapuya tescil edilmesidir. Eskiden yapılan 6-8 kat imar uygulamalarında geriye dönüş çok zor olmuştur, bazen olamamaktadır; çünkü hisseler verilmiştir, herkes tapusunu alıp cebine koymuştur. İtfaiye Meydanı, Çıkrıkçılar Yokuşu, Bent Deresi, Dolmuş Durakları, Karyağdı Hatun Türbesi Projesi gibi projeler de bu sürede hazırlanmış, bunların bir bölümü uygulanmıştır. Mesela, Hacıbayram önündeki dolmuşlar Bendderesi’ne kaldırılmıştır “Hükümet Meydanı” dediğimiz vilayetin önü yayalaştırmak amacıyla boşaltılmıştır . İtfaiye Meydanı’nda bir anıt heykel yapılmıştır, Karyağdı Sultan Türbesi çevresi düzenlenmiştir. Bunlar küçük uygulamalardır; ama oldukça önemli uygulamalardır.
Örnek olarak “Hacıbayram Cami Çevre Düzenleme Projesi”nin nasıl hazırlandığına bakalım istedim. Bu proje sadece bir mekân düzenlemesi olarak ele alınmamış, burada yaşayanlar ilgili tüm kararlara katılmışlardır. Bu alanda yaratılan değerin nasıl paylaşılacağına ilişkin bir mekanizma “Hacıbayram Karar Kurulu” denilen bir örgütlenme oluşturulmuştur. Çevre düzenleme projelerinde orada yaşayanların hem planlama aşamasında, hem uygulama aşamasında kararlara katılması, plan sürecine entegre olmaları çok önem taşıyor. Hacıbayram’da da bu yapılmaya çalışılmış, Karar Kurulu oluşturulmuş ve ulaşım sistemi içinde bir yaya meydanı olarak düzenlenmiştir. Projeyle ilgili olarak alınan her karar, mutlaka o projenin muhatabı olan insanların da katıldığı bir kurul tarafından alınmış ve bu kurulun gözetim ve denetiminde uygulanmıştır. Bankalardan çeşitli finansman kuruluşlarına kadar birtakım kuruluşların bu proje ile ilgilenmeleri ve ona destek vermeleri, ancak bir değer paylaşım sistemiyle olanaklı olabilmiştir. Bunu örnek olarak getirdim; çünkü Antakya’da da bu tür özel, anıtsal yapılar var ve bunların çevre düzenlemelerinin yapılmasında, hem planlama aşamasında, projelendirme aşamasında, hem de uygulama aşamasında oradaki dükkân sahipleri, oradaki mülk sahipleri, konut sahipleri, hatta kiracıların gelerek entegre olmaları ve bilgi alışverişinde bulunmaları gerekli, belediyeyle ve sivil toplum örgütleriyle entegre çalışmak gerekli diye düşünüyorum.
Koruma politikalarının önemi sadece tarihsel değerlere sahip çıkılması değildir, koruma politikaları, kentlerde kentlilik bilincinin yaratılması açısından da çok önem taşımaktadır. Korunması gerekli alanlar, aynı zamanda o kentte yaşayan insanlar için anı ortamlarıdır. Yani Antakyalılık bilinci olursa -ki var; izliyorum, görüyorum- bunu arttırmak ve çocuk yaştan başlayarak eğitiminden, geçirmek gerekiyor. Hem tarihi kent çevreleri, hem doğal çevreleri için bilinçlendirmek gerekiyor. Kentlilik bilinci kuşaktan kuşağa ancak anısal noktaların korunmasıyla geçebilecektir. Ulus tarihi kent merkezinde, yarışma sonrası belirlenen 27 proje paketi içinden sadece birinin Hacıbayram Projesinin seçilmesinin “politik bir seçme” olduğu da yetkililer tarafından açıklanmaktadır. O dönemde Sayın Murat Karayalçın Belediye Başkanıydı. Uygulama yapılması İmar, Fen İşleri, Emlak ve Hukuk Dairesi arasında yatay koordinasyon gerektirmektedir. Belediyenin örgütlenmesi ise dikey bir örgütlenmedir; bakın, bu da çok önemli. İmar Dairesi planlama, projelendirme hizmetlerini yapıyor, ağırlı olarak fen işleri uygulamayı yapıyor. Emlak kamulaştırma yapıyor, hukuk dairesi de hukuksal sorunları çözmeye çalışıyor. Dolayısıyla, koordinasyon belediye içinde de çok önemlidir.
Hacıbayram’da uygulanan strateji başlangıçta kamulaştırma olmadan bir şey inşa etmek, daha sonra burada yaratılan değerleri, birtakım başka değerleri belediye mülkiyetine geçirerek ve inşa ederek bir tür doldur-boşalt yöntemi olmuştur. Hacıbayram’da yıkılan bazı dükkânlar yerine geçici dükkânlar inşa edilmiştir, insanlar o geçici dükkânlara taşınmıştır. Daha sonra yeni dükkânlar inşa edildiği zaman geri dönmüşlerdir. Tabii bu arada belirli kayıpları olmuştur; ama bunlara katlanmışlardır. Çünkü maket üzerinde, proje üzerinde ilerde nasıl bir çevrede bulunacakları çok iyi anlatılmıştır. Bu yöntem de, tarihsel çevrelerdeki çevre düzenleme uygulamaları için önemli ipuçları vermektedir, 10 yılı aşkın süren bu süreç izlendiğinde kamunun Başkentte bile etkili olarak proje ve uygulama yapmasındaki sıkıntılar görülmektedir.
KONYA’DA; 1995’lere kadar koruma planlaması ağırlıklı çalışmalar ne yazık ki yapılamamıştır. 1969’daki Yavuz Taşçı planı merkez iş alanlarını geliştirerek kuzeye; Ankara yoluna doğru yönlendirmiştir. O dönemki planlar; Mevlana ve Alaaddin arasındaki ana caddenin yayalaştırılması ve anıtsal yapıların yoğunlaştığı Şerafettin Camii ve Hükümet Konağı çevresinde “tarihi mekânlar platosu” olarak düzenlenmesi 1969’da öngörülmüştür. Konya’daki imar planı, ne yazık ki korunması gerekli anıtsal ve sivil kültür varlıkları bakımından duyarlı ve korumayı gerçekleştirmeye yönelik olarak hazırlanmamıştır. Burada gördüğünüz yaklaşık 120 yıllık Hükümet Konağı üzerinde bile yeni bir yapı önerisi var; şu anda tescillidir, bu yapıyı biz tescil ettik.
Şu kısmında da -birazdan göreceksiniz- kentsel tasarım projeleri yapıldı. Ankara benzeri Konya’da da geleneksel doku içinde yollar açılarak bütüncül olmayan yaklaşımlarla geriye dönüşü olanaksız uygulamalar yapılmıştır. Yer yer 4-5 kat verilmiş ve daracık sokaklarda yükselmiştir. Artı şurada gördüğünüz Mevlana Çarşısı, Kadınlar Pazarı, Şeyh Kâmil Merkez Çarşısı vesaire çarşılar tamamen büyük ölçekli oluşturulmuş ve bu adalar yok edilerek büyük, dokuya uymayan gabarilerde çarşılar oluşturulmuş, geleneksel merkez dokusu böylece bozulmuş, yoğunlaşan ticari eylemler de ulaşım sorunun oluşmasına neden olmuştur. 1982 yılında Konya’da SİT sınırları saptanabilmiştir. Bakın, ne kadar gecikmiş olduklarını da görüyoruz; aslında hem Ankara için, hem Konya için ve belki de birçok kent için bunu söylemek mümkün. Ne yazık ki oldukça gecikmiş durumdayız. Konya’da “Tarihi Kent Merkezi Koruma Amaçlı Planı” ise ancak 1997 yılında hazırlanabilmiştir.
Koruma amaçlı imar planı sınırları, burada yaklaşık 30 hektarlık bir alanın kapsıyor. Sadece Alaaddin ve Mevlana arasındaki aksta ve Arasta Kesimi, Aziziye Cami ve Mevlana’ya kadar giden bir doku içinde yapılmış. Onun dışında güneyde ve kuzeyde, şu kesimlerde, bulunan geleneksel konut dokusu tamamen dışlanmış. Buralar ne yazık ki şu anda bile SİT alanı değil. Bu kesim de Piri Mehmet Paşa kesimidir. Burada da koruma amaçlı plan çalışmasını biz hazırlamıştık. Burada da bir doku var; birazdan ondan bahsedeceğim. Koruma amaçlı planın temel felsefesi bugün de kullanılan tarihi kent dokusu merkezinin tamamen yayalaştırılması, Mevlana ve Alaaddin arasındaki yaklaşık 2,5 kilometrelik anayolun tek aks olarak kullanılması ve ilerde raylı sistem, kırmızı -şu gördüğünüz var olan tramvay sistemidir- sürekli aynı yere geri döner. Biz bunu doğuya doğru yönlendirip tamamen bir toplu taşım sistemiyle kent merkezini beslemeyi öngördük ve çeşitli duraklarla buranın desteklenmesini öngördük ve böylece bazı gerekli servis yolları, ve bazı gerekli ana yaya akslarıyla bu bölge tamamen yayalaşmış olacak.
Koruma amaçlı imar planında “kentsel tasarım alanları” vardır. Bunlar çok özel anıtsal yapıların çevre düzenlemeleri ve çok özel bölgeler; Aziziye Cami gibi, Kapu Cami gibi, Hükümet Meydanı gibi. Bunların bir kısmı birleştirilerek Konya’da tarihi kent merkezi, “Kent Meydanı Meydan Düzenleme Projesi” elde edildi. 1/500, 1/200 Kentsel Tasarım projesi ve sistem detaylarına varıncaya kadar, kent projesi detaylarına varıncaya kadar hazırlandı, peyzaj öğeleri konuldu. Bu Alaaddin Tepesiyle, Mevlana Külliyesi arasında hazırlanan bir projedir. Bu eski, 1940’lı yıllardan bir fotoğraf. Alaaddin Tepesi’nden Mevlana’ya giden yaya aksı “çok önemli, görsel ve simgesel bir aks” diyelim.
Arasta kesimine ilişkin kentsel tasarım projesi ise henüz tasarım aşamasındadır. Soldaki panoda meraklılar için 3 tane örnek getirdim. Koruma Kurulundan görüş alındıktan sonra uygulamaya konulacaktır; bu analiz çalışmalarını getirdim efendim. Arkadaşlar bir örnek koymuş.
Konya’da Hükümet Konağı bir tören alanı olarak tasarlanmıştır. Alaaddin ve Mevlana arasındaki Alaaddin Caddesi tramvay aksı, bisiklet aksı ve şurada -pek görünmüyor, çok koyu çıkmış- kaskatlı havuzlarla su ve yeşil aksı olarak tasarlanmıştır; Alaaddin'den Mevlana ya kadar gider, su ve yeşil akstır.
Tasarıma çok girmek istemiyorum; ama bu önemli yapısal öğelerin bulunduğu bu çevredeki yapıların hepsi tespit edildi, bütün bu yapılar anıtsal eser olarak tescillidir. Burada bir küçük amfi tiyatroyla tamamen bir yaya bölgesi, Kayalı Park Meydanı düzenlemesi yapılmıştır. Hükümet önü meydan düzenlemesi de tamamlanmıştır. Konya’da 3 kümbetlere ilişkin bir yarışma açılmıştır. Bu proje de henüz uygulanmaya çalışılan projelerden biridir. Piri Mehmet Paşa demin bahsettiğim koruma amaçlı imar planı çerçevesinde, bu bölgede geleneksel ticaret bölgesi yer alıyor. Fakat 1991 yılında bir zaviyenin kuzey ve doğu kesiminde hizmet binası yapılmış, kütüphane ve çarşı inşa edilmiş; ancak zaviye restore edilmeden bu bölgede bırakılmış ve maalesef Külliye Hamamı ve Selçuklu şifahiyesi tamamen ortadan kaldırılmıştır. Dokuya aykırı çok katlı Mevlana Çarşısı karşısındaki mevcut yapıların tek katlı, beşik çatılı olarak korunması kararlaştırılmıştır. Koruma Kurulu tarafından bir veya iki katlı tip çarşı projesi yapılması önerilmiştir. Hacıbayram örneğinde olduğu gibi burada da bölgedeki yapı sahipleriyle toplantılar düzenlenmiş, mülk sahiplerinin yüzde 90’ı geleneksel malzemeyle bir ve iki katlı ticaret merkezi yapımı doğrultusunda karar vermiştir; yani proje öncesinde mülk sahiplerini toplayıp karara katmak mümkün. İnşaattan sonra bu zaviye onarıldı ve bu halde şu anda bir halıcı, kilimci ve baharatçı şeklinde kullanılıyor.
Piri Mehmet Paşa Cami çevresi için de, 1996 yılında yine bizim başlattığımız koruma planlaması çalışmalarında, kentsel SİT alanının tümü ele alınmış ve bu alanda da özel proje alanları oluşturulmuştur. Bunlardan 2 ve 6 Nolu özel proje alanında planın öngördüğü Hanlar Bölgesi inşaatı, Selçuklu Belediyesi tarafından tamamlanarak 1999 yıl sonunda kullanıma açılmıştır. Koruma planındaki demin bahsettiğim tahrip olan ve tamamen yıkık olan bölge, biz burada eski dokuya uygun ve tarihi ticaret merkezinin anlamına, geleneksel anlama uygun hanlar ve bedestenler bölgesi, iç havlular -şunlar iç avlulardır- öngördük ve bunun mimari projesi yapıldı. Daha sonra mimari projede de Konya mimari özellikleriyle benzeşen -biraz fazla benzeşiyor söyleyeyim; birazdan göreceksiniz- avlu doku karakteri öngörülmüştür, çevreyle bütünleşen, yayaların aktığı yaya yolları oluşturulmuştur. Geleneksel mimari objeler ve kurgular çağdaş yorumlarla tasarlanmış ve geçmişle arasında köprü kurulmaya çalışılmıştır. Bu mimari projenin raporunda “insana ve tarihi çevreye duyarlı çevre kullanım dokusu ve mekân kalitesini ön plana çıkaran bir proje tasarlanmıştır”.
Çarşının fonksiyon, kullanım ve bir ölçek olarak külliye çevresini koruma planı kararlarına uygun bir yapılaşma olduğu; ancak dış ve iç mimari yaklaşım bakımından sorunlar taşıdığı söylenebilir. Yine de tarihsel çevre içinde ona saygılı ve ölçek olarak uyumlu çağdaş bir hanlar bölgesi oluşturulmuştur; burada 5 han var. Zaviye onarılmıştır; ancak çevreyle bağlantılı ve Selimiye Caddesi üzerinde tarihsel yapıların onarımı sorunları sürmektedir. Maalesef hiçbir şey tam olmuyor, etap etap geliştirmek gerekiyor.
Az önce bahsettiğimiz o 5 han bu şekilde yapılaştı, tamamlandı. Öndeki geleneksel doku, bunların da zaman için de restore edilmesi gerekiyor; bunlar şu anda bırakılmış durumda.
Arasta Kesiminde, demin bahsettiğim koruma amaçlı kentsel tasarım projesi; bu yeni bir tanımlamadır “koruma amaçlı imar planı” diyoruz. Ne yazık ki koruma amaçlı imar planları, 1/1 000 ölçekler, korumayı gerçekleştirmeye yeterli ölçekler değildir. Bunlar 1/1 000 ölçekli planlar; ancak bir “çerçeve planlarıdır”. Üst ölçekte belki nazım plan olarak nitelendirilebilir. Kentsel tasarım projeleri esas uygulamaya yönelik projelerdir
“Arasta kesimi” dediğimiz kesim grid planlı, geçen yüzyıl sonunda oluşmuş bu yüzyıl başında yenilenmiş tarihi ticaret merkezidir. Bu bölgeyi yer yer kapalı çarşı haline getirmeyi düşünüyoruz; çünkü yazın Konya’nın sıcağından korunmak, soğuğundan da kışın korunmak, bir kapalı çarşı fikriyle oldukça mantıklı görünüyor. Arasta kesiminin hava fotoğrafı, Kapı Cami, Hükümet Meydanı. Demin gösterdiğimiz proje şuraya aittir; Kayalı Park ve Hükümet Meydanı kesimi. Yayalaşacak ana yaya aksı şudur ve düzenlemesi bugünlerde tamamlanacak olan kentsel tasarım projesi ve analizlerini görüyorsunuz. Kentsel tasarım ve projelendirme süreci devam ediyor. Arasta ile Mevlana arasındaki tüm koruma alanlarını içeren 1/5 00 ölçekli bir maket hazırlıyoruz. Bu da hem halkın katılımını sağlamak, hem de belediyede sergilenmek amacıyla öngörülmektedir.
Somut önerilerden önce bir çay molası yapıp, ondan sonra sonuç ve önerilere ve tartışmaya geçelim arzu ederseniz.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Çok teşekkür ediyoruz. Kısa, öz iki kentte yapılan koruma amaçlı kent tasarımı çalışmaları için bu sözcük gerçekten böyle söylenmeli. Düşünüyoruz; Antakya için buna benzer neler yapacağız ve biz bütün bu işlevi bu kent müzesinde, herkesin takip edeceği şekilde, saydam bir biçimde nasıl gösterebileceğiz? Amacımız bu, bugünkü toplantının temelinde bu yatıyor.
Birazdan ara verdikten sonra sizlerin ister yazılı, ister sözlü olarak soracaklarınızı ben buraya toplayacağım ve görüşler burada bir araya gelecek ve tartışmaya açacağız. Bir ..... eğer konusu belliyse, çok zor bir husus değildir; ona göre toplarsınız, iyi bir düzenleyici ve sunucu iseniz bunu başarırsınız. Ancak kent müzeleri konusunda olay biraz daha zorlaşıyor. Örneğin, şu anda içinde mezbaha bulunan ve ilk olimpik stadın yer aldığı kısmın tamamını boşaltmayabilirsiniz, hepsini temizlemeyebilirsiniz; ama bir şeyi yaparsınız. Orada onun olimpik stat olduğunu gösterir olan yerleri kazı ve temizleme çalışmaları yaptıktan sonra, bir çevre düzenlemesiyle düzgün bir biçimde halkın onu anlayacağı hale getirirseniz bu kent müzesinin bir parçasıdır. Buna ait bilgileri de aşağıda sergileyeceğiniz binada sunarsanız insanlar yavaş yavaş yaşadığı kentin altında, yeraltında mevcut olan eski kentleri de görme ve anlama şansına kavuşur. Buna benzer çalışmaları hep birlikte kent plancılarıyla, mimarlarla, arkeologlarla yapabileceğimize inandığımız için zaten bu işe adımımızı attık. Eğer arzu ederseniz, şu aşamada bir şey söylemeyecekseniz bir ara verelim, ondan sonra görüşlere başlayalım.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Bu alanların hepsinin, altı arkeolojik alan; yani Konya, Ankara birçok kent, Bergama, Perge -Perge zaten tamamen arkeolojik- altındaki arkeolojik değerleri, üstünü de koruyarak korumamız gerekiyor. Selçuk, Osmanlı döneminde yapılaşmış, bizim geleneksel Osmanlı-Türk sivil mimarlık, anıtsal mimarlık örneklerimizi koruyacağız; ama bunu yaparken altındaki değerlerin de var olduğunu bileceğiz. Bu nasıl olacak? Kentin arkeolojik mastır planının yapılması gerekir. Arkeoloji mastır planı şudur: Devir devir, yüzyıl yüzyıl Ankara için Galatlara giderek 3 000-4 000 yıl geriye, Helenistik dönem, Roma dönemi, Bizans dönemi ve bu dönemleri içeren bir çalışmanın yapılması gerekiyor. Arkeologlar beni çok iyi anlayacaklardır; çünkü çok çeşitli bulgular var, çok değişik yerde sondajlarla, varolan kalıntılarla da elde edilen bulgularla, bu bulguları değerlendirerek hangi dönemde, neresi yapılaşmış, hangi dönemde ne tür anıtsal yapılar var. Agora neredeydi, Akropol neredeydi. Bunlar bilinebilir, bulunabilir ve bu bir mastır plana yansıtılabilir. Artı çok değişik dönemlerin maketleri yapılabilir. Helenistik Dönem Antakya’sının maketini yapın; ben müthiş bir çalışma olacağını tahmin ediyorum. Roma kenti için -Roma’da gördüm- arkeolojik alanların, Roma döneminin maketleri var, slaytlarını satıyorlar; müthiş bir turizm olgusu. Fotoğraflarını satıyorlar, posterlerini satıyorlar, slaytlarını satıyorlar. Bu paraya dönüşebilir bir olgu. Bir maket yaptırıyorsunuz, düşünün -ne kadar olduğunu bilmiyorum, atıyorum- 2 metrelik maket, ondan yüzlerce slayt yapıp Antakya’nın her yerinde satıyorsunuz; düşünün ne kadar bir gelir oluyor.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- “Anı alanları” dediğimiz çok güzel bir tanımlama. Kent ve çevre konularının içine girenler bunu gâyet iyi bilirler; ortak anı alanı yaratmak. Eski insanlar nerelerde buluşuyordu? Biz şimdi Internet cafelerde buluşuyoruz ya da bir yerlerde toplanıyoruz. Onlar da örneğin çarşıda, pazarda -antik kentler için söylüyorum- herhangi bir yerde toplaşıp görüşüyorlardı. Demek ki ortak anı alanlarını ortaya çıkarıyor olmak bile, bugünkü insanları o günkü ortak alanlara taşımak da gereklidir; stadyumlar, eski stadyumları ayağı kaldırmak gibi.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- İkinci bir olgu da şudur efendim: Eski dokuyu korurken yeni bir yapı yapacağız tabii; bu kaçınılmazdır. Yenileme mutlaka korumayla birlikte düşünülen bir olgudur. Yeni yapı yaparken arkeolojik alanlara dikkat etmemiz gerekir. Bütün mesele yeni yapının temelleri kazılırken müze denetiminde kazı yapılması gerekir. Özellikle antik kentin yayıldığı alanlarda mastır plan bunun için gerekiyor; ama şuraya çok dikkat edelim: Burası birinci derecede arkeolojik SİT’tir. Zaten birinci derece hiçbir şey yapamazsınız, birinci derece var olan yapıları tasfiye etmeniz gerek. Arkeologlarımız kafa sallıyorlar teşekkür ederim. Hiçbir şey yapamazsınız ve orayı tamamen tasfiye etmeniz gerekir. İkinci derecede; kısıtlı tarım ve benzeri faaliyetler yaparsınız; ama köklü onarım da yapamazsınız. Üçüncü derece arkeolojik SİT alanlarında, müze denetiminde olmak kaydıyla yeni yapı yapabilirsiniz. Bizim koruma planlarımızın tümünde “arkeolojik alanlar için yeni yapı yapıldığında müze denetimi sağlanacaktır” diye bir koşul vardır. Arkeolojik alanda müzeden bir yetkili gelecek, hatta temel kazısı önce belli bir katmana kadar oraya dozerde girmeyecek; elle yapılacak. Daha sonra herhangi bir şey bulunmadığı takdirde devam edilebilir. Bu yöntemle Ankara’da Hisar Caddesi üzerinde 7 katlı bir apartman yapılırken, Ayakkabıcılar Sitesi yapılırken Bendderesi’nde Ankara’nın Odeon kalıntıları çıkmıştır. Odeon kalıntıları çıkınca durdurulmuştur ve benim belediyede olduğum dönemde orada 6-7 parsel kamulaştırılmıştır; bu çok önemlidir. Bilinmeseydi, orada kimse ihbar etmeseydi ya da “o dev taşları yok edebilselerdi” diyeyim orası elden gidecekti ve korunamayacaktı.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Arkeolojik SİT planının Antakya için birinci derecede önemli olması, sadece tescilli binalarıyla değil, altına girmek durumundayız ki atacağımız her adımın...
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Bu araştırmalar, bu tür çalışmalar vardır, eski antik kent planları vardır; Antakya için de vardır, geliştirilebilir
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Bunları toplayarak, arşivleyerek bu müzemizde, belediyenin çatısı altında bunları biriktirerek acilen işe başlamamız gerek.
Burada konuşmak isteyenler var mı? Fikir jimnastiği yapmak için buradayız. Derneğimizden bir şeyler söyleyecek kimse var mı? Aramızda mimarlar var, şehir plancıları var. Bülent bey bu konuda fikriniz nedir?
BÜLENT BABACAN- Sayın hocam, ben naçizane şunu söylemek isterim: Konuyla ilgili olarak daha evvelde fikir alışverişinde bulundum. Ben o konuya şahsım adına ehemmiyetle katılıyorum. Tarihi bilmemiz lazım; kentin bilinen tarihi 23-24 asırlık bir kenttir ve bunun etraflıca bilinmesi lazım. Daha evvel bu hususta yapılan çalışmaların da ortaya çıkartılması, getirilip masanın üzerine konulması gerekir. Zaten bizim derneğimizin de -müsaadenizle kısa hatırlatma yapayım- birinci niyeti buydu, kuruluş amaçlarında birisi buydu. Antakya’yı ve çevresini öğrenelim. Müsaadenizle bu kadar ancak söyleyeceğim.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Teşekkür ediyorum. Bülent bey, Hatay Arkeoloji Dostları Derneğinde bugünkü fikri ilk ortaya atanlardandır “tarihimizi bilmeden mi planlayacağız?“ demişti; o sözü hatırlıyorum. O halde kent arkeolojik mastır planını yaparken tarihsel mastır planı gibi bir konuya yönelik çalışmaları başlatmamız gerekiyordu ve biz de bunun ilkini, taş çağları kültürleri Hatay’da nerededir, ne vardır, ne yoktur şeklinde bir derlemesi için üniversiteden bir öğretim üyesi arkadaşımıza rica ettik; o bize anlattı. Biz perşembe söyleşileri koyduk ve bundan böyle de devam edecek. Perşembe günleri; ama hangi aralıklarla olacağı henüz belli değil. Sizlerle buluşacak ve Hatay’ın tarihsel dokusunu anlayabilmek için öncelikle tarihini bir arada öğreneceğiz. O arada böyle toplantılardan da birkaç tane .... Tarih Vakfının da zaten hep yapmaya çalıştığı -arada arkadaşlarımızı da görüyorum- yerel tarih nasıl yazılır konusuna belki de bir nebze girmiş bulunacağız.
Başka sorular ya da katkı yapmak isteyenler var mı? Buyurun efendim. Mimarlar Odası Başkanımız.
ÖMER RİFAİOĞLU (Mimarlar Odası Başkanı)- Hocama “hoş geldiniz” diyorum, verdiği bilgiler için teşekkür ederim.
Antakya’mız da biliyorsunuz zengin bir tarihi kent dokusu var. Burada halkımızın ve bizlerin büyük sorunları var. Bu kenti koruma adına koruma amaçlı imar planımız var. Hatta Bölge Kurulundan SİT bölgesindeki yapılara yakın yapılar ........planlanacağı zaman Adana Bölge Kurulundan izin alınıyor. Yüzeye gidip..... .... denetim isteniyor. Ancak bizim karşılaştığımız konular; yani sıkıntılar halkımızın da sıkıntıları. Ben bu konuda hocamızın da fikirlerini talep ediyorum.
Sıkıntılar şunlar: İnsanların yaşam biçimleri değişmiş. Bizim Antakya’daki avlulu evlerimiz, Antakya havuzlu evlerimizde yaşayan insanların yaşam tarzları değişti. Bu evlerdeki yaşam tarzı, daha doğrusu bizim yaşam tarzım değişince koruma amaçlı imar planı da, aynen evlerin lekeleri bunun korunması yönünde bize imar çapları veriliyor. Biz de bunlara aynen uyuyoruz. Ancak insanlarımızın yaşamı değişince, apartman kültürü yavaş yavaş gelişmeye başlayınca insanlar bu evleri kendilerine uygun görmüyorlar, onlara uygun olamıyor. Bu avlulu planda biliyorsunuz, arkadaşlarımızın çoğu da bilir, mimarlar., konuya vakıf olan insanların. Bir ana mekânların bulunduğu güneye bakan kısım vardır, bir de “müştemilat” dediğimiz servis mekânları kuzeye doğru yönlenmiştir. Esasında çok güzel bir planlama, o avlu da, insanların içinde her türlü ihtiyaçlarını gideren bir avluydu.
Sıkıntılı tarafı şu: İnsanlar bir yerde otururken müştemilat, mutfağı, banyosu, helası bina kurulunca gitme-gelme günümüzde biraz daha zorlaşıyor, yağmurlu havalarda girmek-çıkmak falan, ısınma problemleri gibi.
Bir de herkes biliyor ki sokaklarımız çok dar. Bu sokaklara girip çıkmak; esasından bir yandan nasıl önlem alınacak? Benim hocama özellikle sormak istediğim, benim çözümünü aradığım; ama bulamadığım bir konu da şu: Bu mekânların tamamını korumaya çalışıyoruz. Tescilli yapıyı Adana’dan, bölge kurulundan onay alarak, izin alarak planlıyoruz da diğer yerlerde Antakya Belediyesi ve İmar Başkanlığı imar planımızda öngörülen şartları yerine getirerek planlıyoruz. Bunları böyle yapıyoruz; ancak bunları yaparken insanlar belediyenin denetiminden kaçarak, mimarların, çevrecilerin, Arkeolojiyi Sevenler Derneğinin, duyarlı insanların denetiminden kaçarak bir şeyler yapıyoruz. Eski Antakya bozulmaya devam ediyor. Gezenler bilirler; sokaklarımız beton kaplı, evlerimiz yıkılıp yıkılıp acayip yapılarla dolmaya başladı. Bir zamanlar koruma amaçlı imar planından önce 4-5 katlı yapılanmalara izin verildi. Biz acaba bir an evvel buna bir çözüm bulamazsak tamamını mı bitireceğiz? Benim korkum o. Şunu önerebilir miyim veya böyle bir şey olabilir mi: Korunabilir yerleri koruyarak -bir mastır planını yaparız, başka bir şey mi yaparız bilemiyorum- gücümüzün yettiğince -bunlar maddi güç meselesi- tamamını koruyamıyorsak korunması çok acil olan yerleri koruyarak, korunması acaba gereksiz yerler varsa onları temizleyerek insanlara bir mekân mı açmak lazım? Acaba gözden çıkarabileceğimiz yerleri çıkararak yeniden planlama mı yapalım? Tamamen korunamayacak durumda olan yerler var; bunlar tamamen yok olmuş yerler var.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Sayın Başkan, usul hakkında bir şey söylemek istiyorum. Ben daha sonuç ve önerilere yeni gelmiştim ve sorulara geçtik. Bunların bir kısmı burada var. Arzu ederseniz hemen direkt cevap verebiliriz, en azından vermeye çalışalım.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Ara vermeyeceğimize göre o zaman sunuşunuzu alalım ve bilahare tekrar sorulara yönelim.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Çünkü Ömer beyin söylediği hususlar biraz örgütlenme, biraz finansman, biraz koruma politikalara bağlı bir konu açıkçası. Neyi nasıl, ne zaman yapacağımız plansız olmuyor. O konuda önerilerim var.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- O zaman önce sizin önerilerinizi alalım.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Teşekkür ederim.
Öncelikle planlamanın her aşamasında bir kente özgünlüğünü, kimliğini veren değerlerin korunmasını ve geliştirilmesini sağlayan politikalar oluşturulmalı ve bunların mekâna yansıtılması sağlanmalıdır. Onun için de koruma planları ve kararları gereklidir; bu bir kent politikası olmalıdır. Aslında sadece kentsel SİT alanlarının, arkeolojik SİT alanlarının, doğal SİT alanlarının? Kentin gelişme bölgelerinde nasıl bir yapılaşma yapacağız, buradaki değerleri nasıl koruyacağız........kentte; tabii bunlar planlama konusu. Antakya’da var olan koruma amaçlı plan ve projeler yeniden bu gözle değerlendirilmelidir. Kent planlaması ve kentsel korumanın en iyi ifade edileceği ölçek ise, demin de söylediğim gibi kentsel tasarı ölçeğidir. Söz konusu kentte yaşanabilir mekânlar oluşturmak, kültürel değerleri korumanın ve yaşatmanın ilkeleri, planların en üst ölçeklerinden itibaren ortaya konulmalıdır.
Bir başka toplantıda, izin verirseniz Sayın Başkan, ben Antalya deneyimini aktarmak istiyorum. Antalya deneyimi 1/100 000 ölçekten 1/25 000 ölçeğe, 1/25 000 ölçekten; yani çevre düzeni planından 1/5 000 nazım plan ölçeğine, nazım plan ölçeğinden uygulama planları ve eylemsel tasarımlara kadar giden ölçeklerdedir. Bizim son beş yılda Antalya’da ve danışmanlığını yaptık, kent planları hazırladık. Deneyimleri aktarmak özellikle Antakya için ilginç olacaktır. 1/ 25 000’den başlayarak koruma kararları verilmiştir ve onlar kentsel tasarım 1/ 500 ölçeklere kadar ilkeler düzeyinde gelmiş ve detaylandırılmıştır; o da bence çok önemli. Makrodan mikroya gitmek gerekiyor.
Koruma amaçlı tasarımlar yapılmalı ve uygulanmalıdır. Kent planlama, kentsel koruma ve kentler tasarım ölçeğinde, kentsel tasarım, kent planlama ve kentsel korumanın hedefine varmak için başvurduğu bir araç niteliğinde karşımıza çıkmaktadır, ki kentsel tasarımın disiplinler arası özelliği de bunu desteklemektedir. Bu tür olaylarda kentsel tasarım projelerini yapmak gerekiyor. Burada arkeologlar da olacak, yerine göre sanat tarihçileri de olacak, yerine göre peyzaj mimarları olacak, mimarlar olacak, altyapıcılar olacak. Bu projeler, özelliğine göre çeşitli disiplinler arası elemanların katıldığı projeler olmalıdır. Birçok tarihsel kentte koruma planlarından önce yapılan planlar genel olarak korumayı değil, yenilemeyi öngörmektedir. Ömer bey de söyledi; sanırım Antakya’da daha önceki planlarda çok katlı yapılaşmalar öngörülmüş. Bazıları yapılaşmış, bazıları yapılaşmamış. Bu da pek çok değerin yok olmasını birlikte getiriyor tabii.
Bence, Antakya var olan planlar, koruma ilkeleri doğrultusunda yeniden gözden geçirilmelidir; bunu sadece SİT alanları için söylemiyorum. Diğer bölgeler için tekrar tekrar olabildiğince yapılmalı diye düşünüyorum. Kültür Bakanlığı tarafından hazırlatılan koruma planları da uygulama ölçeklerine genel olarak inememektedir. Belirleyici ve yapılanlar uygulama için tam yeterli olamamaktadır.
Antakya’da, koruma planları; uygulama sorunları irdelenerek ve kentsel tasarım alanları saptanarak yeniden ele alınmalıdır. Kültür Bakanlığı bunu yapabilir; fakat bu süreç çok uzun bir süreçtir. Varolan değerlerin bir kısmının daha yok olmasını getirecektir. Aktif planlama yapılmalıdır. Antakya’da benim düşündüğüm, sayısal haritalar da var sanırım, eski planlar da var; bunları önümüze alıp, Kurulu da ikna ederek hızlı bir planlama süreci yapabiliriz ve bunları özel projeler halinde geliştirilmesini de sağlayabiliriz. Genellikle Kültür Bakanlığının koruma planlaması ve onama süreci çok uzundur. Planların onanması uzun sürmekte, planlar güncelliğini yitirmektedir.
Az önce de söylediğim, Belediye ve İl özel idaresi; yani bu işler yerinden çok daha hızlı ve kolay oluyor. Merkezden buraya bir plan yapmak çok daha uzun sürebiliyor, “sürüyor” da diyebilirim; 15 yıllık deneyim onu gösteriyor. Yerel yönetimler ne yazık ki günümüzde teknik olarak yetersizdir. Bilgi ve deneyim, birikimi oluşamamaktadır. Yerel yönetimin uygulama alanında yaşayan halkın planlama ve uygulamaya olumlu katkı ve katılımlarını sağlamada yaşadığı zorluklar ve yetersizlikler bulunmaktadır. Yerel yönetimlerin politikaları partiye, kişiye göre değişkendir. Yönetimlerin sık sık değişmesi politik kimliklerin, parasal olanaksızlıklar gibi nedenlerden dolayı, kent planlamanın ve kentsel tasarımın önemi anlaşılamamaktadır. Yerel yönetimlerin uygulama için gerekli finansman kaynakları ya yoktur, ya da başka yerlerde kullanılmaktadır.
Değerli hocam galiba sizin için söylemem gerekiyor; Antakya Belediyesi uygulama yapabilecek etkin bir birim oluşturabilir. Bu birimin -para olup olmadığını bilmiyorum Sayın Başkan; özür diliyorum- yani böyle çekirdek bir birim, hatta 2-3 kişi işleri etkin olarak götürebilir, kaynak yaratıcı uygulama modelleri geliştirebilir diye düşünüyorum. Bunun için de belki bir “Koruma Müdürlüğü” gibi, “Şube Müdürlüğü” gibi bir birim kurulabilir.
Genellikle şunu görüyoruz: Kentsel tasarım anlamı, yöntemi ve planlama içindeki yeri birçok kimse tarafından ve özellikle yerel yönetimler tarafından henüz anlaşılamadığı için, yanlış aşamada bu işe kalkışılmakta ve yetersiz uygulama sorunları olan ürünler ortaya çıkmaktadır. Tarihi kent çevrelerinin korunabilmesi, çağdaş fonksiyonlar kazandırılarak yaşatılabilmesi, bu bölgelerin çevreleriyle ve kent bütünüyle olan çok yönlü, ilişkileri bağlamında, planlamanın özel nitelikler/boyutlar içeren bir parçasıdır. Bu nedenle, bu konu ülkesel ölçekte benimsenecek sürdürülebilir kültürel, yönetsel ve ekonomik politikalar, planlanan eğitim ve stratejileri, kentsel büyüme dinamikleri bağlamında irdelenmelidir. Aslında; Ömer beyin bahsettiği konut dokuları, korunması gerekli yapı stoklarıdır. Şöyle: “Sürdürülebilir kentleşme, sürdürülebilir koruma” diyoruz. İnsanların burada halen yaşadıklarını, sosyal ve bazı teknik altyapılarının eksik olduğunu düşünürsek, bu eksik olan sosyal ve teknik altyapıları tamamlayarak, çağdaş konforu, o yapılara kazandırırsak buralar kente kazandırılacaktır. Yeni bir yapı yapmaktansa eski bir yapıyı onarmak, sit alanında hem altyapı açısından, hem çevre açısından çok daha ekonomik oluyor.
Kentsel tasarım, temelde “yaşanabilir kentlerin” üretimini hedef olarak almalıdır. Toplum, ekonomik koşullar ne olursa olsun kentsel tasarım eylemi aslında planlama kararının uygulamaya geçirilmesi; yani bizzat kentin yapım sürecidir. Gerek planlama, gerek kentsel tasarım eylemleri teoriyle pratik, plan projeyle uygulama arasındaki bağlantıları kurmakla sorumludur. İki örnek izledik; Başkent Ankara ve Konya’da kısmen yaşanabilir çevre oluşturulmasına yönelik uygulamalar görülmektedir. Bu örnekler de çok kısıtlı çevrelerle oluşmuşlardır. Planlama sürecinin her basamağında kentsel tasarımın gerekliliğinden söz edilmelidir. Kentsel tasarım, planlama sürecinin doğal sonucu olan mekânsal kararların kesin veya esnek tercihli olarak belirlenmesine yardımcı olmalıdır. Mekânla ilgili sonuçlar sürecin sonunda değil tümünde oluşmalıdır. Kentsel tasarımın temeli en başta atılmalı, planlama kararlarının yaşama aktarıldığı son aşamalara kadar, daha da etkinleşen bir süreklilik içinde var olmalıdır. Süreklilik kazanan çalışmalar, Ankara ve Konya örneklerinde görülmektedir.
Tarihi kentsel dokuya getirilecek müdahalelerin kente ilişkin kararlarının bütünü içinde ele alınmasına rağmen, klasik imar planı metotlarını yetersiz kaldığı görüldüğünde kentsel tasarımlara başvurulması bir zorunluluk olmuştur. Bu mekânlar koruma, yaşatma, geliştirme ilkeleri doğrultusunda yapısal ve mekânsal bütünleşmeyi sağlayan kararlardır. Farklı ölçeklerde ifade bulacak mekân ve hatta yapı tasarımlarına ihtiyaç göstermektedir. Bakın, burada Ömer beyin çok haklı olarak sorduğu çağdaş yaşantıya bu yapılar nasıl adapte olacak sorusunun cevabı var. Hangi yapıyı nasıl koruyacağız, hangi yapıyı nasıl sağlıklaştıracağız -benim gördüğüm kadarıyla sağlıklaştırma hep ihmal ediliyor- hangilerini nasıl yenileyeceğiz? Bu bir süreç. Koruma, sağlıklaştırma ve yenileme üçlüsü içinde bunu düşünmemiz lazım. Bazı yapıları çok iyi, hassas restorasyonlarla koruyacağız; bu, hangisi koruyacağımız önceliklerdir efendim. Bazı yapıları sağlıklaştıracağız; içine küçük müdahaleler yaparak tuvalet, banyo, mutfak ya da çağdaş pimapen -bilemiyorum- ekleyeceğiz. Avludan kurtaracağız; yani avludaki kullanımı belki içeri alacağız. Bazı yapıların da korunması artık gereksiz; çevresi yıkılmış, yapılaşmış gibi ise feda edip yenileyeceğiz. Tabii bu bir planlama kararı gerektiriyor.
Konunun ve alanın özelliğine göre 1/1 000-1/1 500 veya daha büyük ölçeklerde bu çalışmalar yapılmalıdır. Ele alınan örneklerde bunun yapılmaya çalışıldığı görülmektedir. Genel anlamda imar planı ve koruma amaçlı imar planları, tasarımdan çok önce gelen ve onu kısıtlayan bir plandan çok, tasarımdan sonra gelen ve tasarıma sadece hukuksal nitelik kazandıran bir plan türü olmalıdır; yani önce tasarım yapacağız, sonra planlaştıracağız. Koruma amaçlı imar planı, kentsel tasarım özel proje alanlarını içerecek şekilde “eylem planları” olarak hazırlanmalıdır. Koruma amaçlı imar planı doğrultusunda, alt ölçekte kentsel tasarım, peyzaj, kent mobilyası ve altyapı projesi hazırlanmalıdır. Ele aldığımız örneklerde, yetersiz de olsa, bunun yapılmaya çalıştığı gözlenmiştir.
Uygulama nereden başlayacak? Koruma alanlarının en korunmaya değer noktasından başlayacak ve etaplar halinde yapılacaktır. Dediğiniz gibi bütçeniz, emeğiniz ve korunması gerekli değerin; yani plan, proje, para, politika genelini bir araya getirmemiz lazım ve nereden başlayacağız, öncelik nerededir? Ulucami midir, yoksa tarihi kent merkezinde yaya bölgesi midir? Bunların kararını vereceğiz ve buralardan etap etap başlamamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Yani küçük paket halinde mi düşünüyorsunuz?
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Tabii evet; yani boyumuzu aşmayan, büyük işlere kalkışmamak tavsiyemdir. Şöyle: Eğer paramız varsa, milyon dolarlarımız geliyorsa yapalım; ama kısıtlı belediye bütçesinde, devlet bütçesinde bunlar zordur.
Tasarımın uygulanmasında, uygulamadan etkilenenlerin tasarıma ve uygulamaya katılımı sağlanmalıdır -bu tekrar oldu- kişilerin katılımı sağlanırsa, kültür politikalarının yanı sıra koruma politikalarında da demokratikleşme sağlanacaktır. Ankara’da Hacıbayram Camii çevre düzenlemesi esnasında bu gerçekleşmiştir. Piri Mehmet Paşa Çarşısı oluştururken kısmen katılımcı tasarım orada da yapılmıştır. Somut bir şey söylemek gerekirse, 4P söylüyorum; politika, plan, proje, para. Bu 4 P olayını bence dikkate almanız gerekiyor.
Teşekkür ederim.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Biz teşekkür ediyoruz Sayın hocamıza.
Ömer beyin dediğine, onun söylemediği bir hususu katacağım. Haklı olarak o yaşam tarzı bugün için zordur, geçerliliğini yitirmiştir diye düşünüyoruz; yani avlulu evlerde oturacağız, oralarda yaşayacağız. Eğer içinde oturamıyorsak en azından onu turizm amaçlı, bir başka amaçlı kullanıma da açabiliriz. Açıkçası içinde oturamayacaksak, oturulmayacak durumda ise vatandaşımıza öyle imkânlar sağlamalıyız ki, onu oradan alıp sizin demin “doldur, boşalt” dediğiniz sistemle bir yere taşıyarak o yerden hem para kazanmasını sağlamak, hem de orayı turizm amaçlı kullanmak çözüm olabilir diye düşünüyorum; çünkü büyük kentleri, Avrupa kentlerini mutlaka gördünüz. Çekirdek kentte hiçbir zaman artık her şey dört dörtlük olamayacağı için yaşam hep dışarılara kaymış durumda, oraları başka amaçlarla kullanılabilir, Antakya için böyle olabilir. 2000 yılı turizminin çok önemli olduğu bir yıl ve çok turist patlaması bekleniyordu; ama eğer bunların hepsi gelebilseydi gerçekten Antakyalılar onları nerede ağırlayacaktı? Öyle bir altyapı da henüz oluşmamış. Ancak bundan sonraki yıllarda eğer turizm patlamaları olursa, o çekirdek olan bölgede küçük pansiyonlar şekline dönüştürülmüş mekânlarda pekala bu iş çözülür ve insanlar tarafından yaşam kazanılır.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Berna hocam ben bir hususu eklemek istiyorum. Mesela “apartman kültürü gelişmiş” dediler. Bu kültür niye gelişmiş bilemiyorum, ayrıca bu kültür müdür onu da bilemiyorum.
Efendim bu geleneksel dokularda yaşamak zor, çok haklısınız; çünkü giremiyoruz, çıkamıyoruz, yangın oluyor, avluda tuvaleti var, gidip gelinmiyor. Bakımsız, çok büyük bina, ısıtması zor falan. Tabii tüm bunlar dikkate alınmalı diye düşünüyorum. Mesela, sokaklara girip çıkmak zor; ama unutmayın ki bu sokaklar araçlardan önceki dönemlere ait sokaklardır. 80-100 yıl önce otomobil yoktu. Dolayısıyla, bizim bunları yaya ağırlıklı planlamamız gerekir. Tabii servisleri sağlayacağız, tabii çöp toplanacak, Allah korusun yangın olduğunda yangın aracı belli bir noktaya kadar gidecek; ama günümüzde yangın musluğu diye bir şey var. Sokaklara yangın musluğu döşüyorsunuz; o yangın esnasında o musluklar kullanılıyor. Çöp toplanacak tabii ki, belli toplama yerleri olacak; bunlar hep tasarım konusudur. Ayrıca “belediye denetiminden kaçarak kaçak yapı yapılıyor” dediler “eski Antakya bozuluyor” dediler; çok haklıdırlar. Belediyenin burada nasıl etkin bir denetim yapacağını, Sayın Başkan bu çok zor tabii. Bir çevre zabıtası oluşturulabilir. Zabıta yanı sıra; yani var olan zabıta gidiyor, bakkal falan gibi yerleri denetliyor değil mi? Bir çevre zabıtası oluşturulabilir. Çöp dökene, kaçak yapı yapana, özellikle doğal SİT alanları için, kaçak kat çıkana, izinsiz bir iş yapan neyse bilemiyorum denetler. Bunun bir yönetmeliği hazırlanır, bu şekilde yönetmelik oluşturulabilir.
Sonra insanlara yön göstermek gerekiyor diye düşünüyorum “koru” demek yetmiyor “sen koru, kamu adına koru”! Kültür Bakanlığı geliyor Ankara’dan “sen Ankara için koru” yolda gelirken Propaganda filmini izledik. Orada tabii cumhuriyetin ilk yılları; çok hoşuma gitti. Vatandaş Ankara’dan gelen memuru görünce ayağa kalkıyor “Ankara, Ankara, güzel Ankara” diye şarkı söylüyor. Bunu yaptırımcı bir zorbalıkla yapamayız. 2 yıldan başlıyor, hapis cezası var vesaire; ama bu korkutarak olmaz. İnsanlara yol göstererek, insanlara kredi imkânı sağlayarak, insanlara proje yardımı yaparak, insanlara para yardımı yaparak, yerine göre malzeme yardımı yaparak olabilir. “boya, badana mı istiyorsunuz?” belki o insanlara biraz malzeme yardımı yapabiliriz mutlaka o şekilde boyarsınız, badana yaptırırsınız ve ıslah edersiniz. Zemin kaplamasını yaparsınız, evlerini de sonra kendileri onarırlar. Bunlar çeşitli modellerle, mesela kooperatif, modeli -burada çok fazla detaya girmedim- çok iyi bir modeldir, dernek modeli çok iyi bir modeldir. Güzelleştirme, geliştirme dernekleri ya da turizm amaçlı kooperatifler Safranbolu’da kurulmuş ve çok iyi işlemektedir. Gelen turları, insanları bireysel olarak kendi evlerinde konaklatma imkânları var. Burada da var mı bilemiyorum. Safranbolu’da sıraya koymuşlar ya da her evini onaran ya da evine bir köşe açan, turizm kredisi alan ya da almayan kişiler evlerinde konaklatıyorlar, hatta kahvaltı veriyorlar, yemek veriyorlar. Bu tür aile pansiyonculuğu bunlar soft turizm örnekleri; yani biz buna “yumuşak turizm” diyoruz. Soft turizmden kaynaklanarak insanların kendi evlerini kullanmaları, değerlendirmeleri, gelir elde etmeleri için birtakım modellerdir. Mesela, rant transferi modeli var. Bu da nedir? Yanındaki 5 kat yapmış, adamcağız 2 katta kalmış. Ne yapacak? Ya yıkacak, yapacak ya da bırakıp, terk edip gidecek; kendi kendine çökecek. Bu insanlara başka bir yerden, Hazine arazisi ya da belediye arazisi vererek orada, o rantı oraya transfer edebilirsiniz ve o yapıya sahip olursunuz. Bu planlarda yeşil alan olarak gösterirsiniz, kültür amaçlı yapı olarak gösteririsiniz ve o yapıları belediyeye kamu eline kazandırırsınız. Bu hem örgütlenme, hem finansman ve hem de uygulama için birkaç model seçilebilir.
Teşekkür ederim.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Teşekkür ederim Mehmet bey.
Eğitim Kültür Hizmetleri Müdürlüğünüz de bünyenizde var. Internet’e girerseniz belediyemizin güzel bir web sayfası var. Ben biraz ondan bilgi aldım. Bu Müdürlüğünüzün acaba altında bu halkı eğitme çalışmalarını yürütebilir miyiz, neler yapabiliriz? Bu konuda bilgi verebilir misiniz?
İRİS ŞENTÜRK (Antakya Belediye Başkanı)- Hocam bu toplantının amaçlarından birisi varmaya çalıştığımız hedefe nasıl varabileceğimiz yolunda kim ne katkı koyabilir? Bunu tartışmak, bunu sonuçlandırmak. Kent müzesi girişimi de bu hedeften kaynaklanan bir girişimdir.
Antakya öyle bir kent ki hepimizin bildiği gibi burada herhalde içinizde en konuyla alakasız insan benim zannederim. Ben basın yayın mezunuyum, ağırlıklı olarak burada insanlar korumayı ve yapılaşmayı veya imar çalışmalarını kendilerine meslek edinmiş insanlar. O yüzden ben dinlemek isterim, neyi, nerede, nasıl yapabileceğimiz konusunda öneriler almak istedim. Tabii Kültür ve Eğitim Müdürlüğümüzün bünyesinde sizler böyle bir çalışma grubu oluşturursanız bizler de belediyenin tüm yetki ve olanaklarını bu kurula ya da bu kuruluşa veririz; buna çok açık yapıda insanlarız ya da ben böyle bir belediyecilik anlayışını ortaya koymaya çalışıyorum. Bu kentin yalnız korunmasıyla ilgili çalışmaların sadece belediyelere bırakılması, bizler için çok ciddi bir yükümlülük getiriyor.
Az önce Mimarlar Odası Başkanı Ömer bey bazı gerekçeleri koyduğunda hocamız tepki koydu. Daha doğrusu apartman kültürü kültür mü? Evet, apartman kültürü diye bir kültür yok. Biz bu kültürü korumak gibi bir niyet içerisinde değiliz. Belki konuyu biraz dağıtacağım; ama özellikle SİT bölgesi, kentin doğu yakasında; yani hafif dağ yamacında var olan kentin tarihi kent olması ve bu kentin geçmişten bugüne kurulması veya gelecek nesillere örnekler bırakılması çalışmaları şart. Ama günün şartları, hayatın gerçekleri, günlük yaşamın gerçekleri bu tür çalışma yapan insanların ya da bu tür hedefler gösteren insanların, kentin korunması gerektiğini söyleyen insanların maalesef elinin tersiyle itilmesini gerektiren gerçek var. Nedir bu gerçek? Kişilerin yaşam gerçekleri; yani ekonomik sıkıntıları, kaygıları ya da çoluk çoğuna bırakacak bir oda hevesi. Çünkü bu kentte ya da ülkemizde insanların yaşamları, gelecekleri güvence altında değil. Bu insanlarımıza binalar verilmiyor, bu insanlarımıza sağlık hizmetleri devlet tarafından istenildiği ölçüde gerçekleştirilmiyor. Kişilerde bir biriktirme ve miras bırakma geleneği var maalesef; bunu buna bağlıyoruz, çok acı bir gerçek belki; ama bunlar günümüzün yaşanılan gerçekleri. Bu bir insanlık mirasıdır, bu bir dünya mirasıdır “sizin bu evinizin mülkiyeti size aittir; ama bu evinizin var olan şekliyle veya geçmişteki şekliyle korunarak gelecek nesillere devredilmesi gerekir; çünkü bu bir kültür mirasıdır, bu bir kent mirasıdır” dediğinizde sizin yüzünüze öyle bir bakıyorlar ki sanki siz vatan hainisiniz, siz o insanın kötülüğünü istiyorsunuz tarzında bakıyorlar. Bu söylemleri söyleyen insanların kesinlikle belli yerlere getirmemek gibi bir tavır içerisindeler. Doğal olarak da bu işleri yapmaya çalışan insanlar ya yapmayı istedikleri şeyi yapacak zaman bulamıyorlar, iktidar süreleri buna yetmiyor.
Ben çok açık konuşuyorum; basının çıktığına da sevindim. Ben basınlı bir toplantı istemedim; “bir sohbet toplantısı yapalım” dedim; çünkü çarpıtılabilir, farklı algılanabilir, söylemek istediğimiz husus başka yansıyabilir. Henüz bunları hazmedebilecek maalesef ki durumda değiliz; benim sıkıntım buradan kaynaklanıyor. Çok başka bir soru sordunuz, ben olayı başka yerleri getirdim; ama yaşadığımız gerçekleri mutlaka korumamız gerekiyor
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Bence İRİS hanım konunun temeline geldi.
İRİS ŞENTÜRK- İşin temeli burada yatıyor. Ben çevreci zihniyetten gelmiş bir insanım, Belediye Başkanıyım “bu kentin yaptırım gücü olanları ya da birikimi olanları ya da bu konuda bir şeyler yapabilecek statüde olan insanlarla sohbet edelim” dedim. Basın konusu belki çok farklı algılanacak; ama bu sohbetin önce kendi içinde bir şekillenmesi gerekiyordu. Gazeteciler Cemiyeti Başkanımız burada. Kesinlikle gidip basını suçlamak falan değil; ama burada bir sıkıntımız var. Ben bunu hedefleyen bir belediye başkanıyım. Bunu propagandası falan değil, bunu hayal eden, bu kent için bunu isteyen bir insanım.
Bu kent; kültürüyle, kent dokusuyla, tarihi ve doğal dokusuyla korunması; ama içinde yaşanarak korunması gereken bir kent. Bu konuda nelerin yapılabileceği konusunda bilgi birikimimi yetersiz buluyorum. Bunun için bu oluşumu istedim; çok açık dille konuşuyorum. Bu oluşumu renklendirecek her fikre açık olduğumu göstermek istiyorum, bu konuda neler yapabiliriz? Bu yapabileceklerimiz için kaynaklarımız yoksa bu kaynakları nasıl yaratabiliriz. Bu yaratım konusunda bunu Antakya’daki uzman kadrolarla yapamazsak -ki yapamayacağımız çok daha ağır basıyor- dış dünyaya ya da bu konuda bir şeyler yapanlara kaynak bulan kuruluşlarla irtibatları nasıl sağlayabiliriz? Bunların konuşulması gerekiyor ve kesinlikle bu bir hedef. Biz kenti, kent dokusunu koruyalım; ama bu insanlara da bunun anlatılması gerekiyor. Bu anlatıldığında bundan çıkacak verilerden ya da eldeki somut örneklerden o insanların kazanımlarının olması gerekiyor. Yoksa bu insanlara bunları ya da bulundukları yapıyı korutmak mümkün değil. Sen “koru” diyorsun; korumayacak efendim. Bir şekilde gözünüzden ırak bir şey yapılacak, ki yapıldı. Bu kentin doğu yakası “SİT Bölgesi” denilen yer tamamen tahrip edildi, elimizde koruyacak bir şey kalmayacak; koruyacak noktaya geldiğimizde elimizde koruyacak bir şey kalmayacak, benim korktuğum budur.
Bütün bunların tartışılması; ama sadece konuşulmaması, somut projelerin ortaya çıkması -ki bu bir adımdı- kentsel tasarım konusunun ortaya çıkarılması, bu tasarımın ortaya çıkarılması, projelerin küçük küçük de olsa bir şeklide somut olarak ortaya çıkarılması, bu projelerin gerçekleştirilmesi için kaynak yaratılması konusunda adımlar atılması ve bir güç birliği oluşumu; ama bütün bu güç birliği oluşumunun sağlanabilmesi için belediye için gerekli kaynağın olmadığı gerçeğini de ortaya koymak gerekiyor. Ben hazırım; yani böyle bir proje gerçekleştirilecek, bunun için şu kadar değere gerek var. Eğer ben bu kadar lirayı bulamıyorsak ucundan ucundan başlamak lazım; ama buna başlamak lazım. Ben buna hazır olduğumu söylüyorum.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Çok haklısınız; amacın bu olduğu başından da belli, daha önce ortaya koymuştunuz. Biz de o yolda bir girişimde bulunduk.
Ben hemen şunu söyleyeceğim: Eğer kurumlar şu anda kendilerine finans sağlayamıyorlarsa ya da yoksa yapacakları başka şeyler de var. Bu işin gerçekten eğitimini verebilirler; ben öyle düşünüyorum. Yani bir üniversite hocası olarak, tek yaptığım bu olduğu için belki bana daha yatkın geliyor. Sizin Eğitim Kültür Hizmetleri Müdürlüğünüz, bu işi, en azından neden yapılabileceği konusunda sürekli olarak aynen belediyelerin başka şeyleri duyurduğu gibi, belli yönetimlerle halka duyurabilir, toplantılar yapar, seminerler yapar; kısacası eğitimini yapar. Ancak o arada beliren imkânlar, bir arkeolojik mastır planı yapmaya imkân veriyorsa hemen ona girişilir; hocamızın da buradaki vurgulaması çok gerekliydi. Genel kabul edilir bir planı, kendi deyimiyle camekâna koyup sizin duvarınıza astığı anda, değişmezliği kanıtlandığı anda insanın artık “tamam, bu plan yapılmıştır. Bu kentin kurtuluşu buradadır. Şimdi şuradan başlıyoruz, yarın buraya geleceğiz” şeklinde bir yol izlemeyi artık kabullenir; sanıyorum ki Antakya şu anda bu durumda, bir planının yapılma ihtiyacı artık kaçınılmaz. Plan olmadan hiçbir şeyin olmayacağına göre, iki paralel yoldan gideceksek bunun bir tanesi ciddi planlama yolunu seçip, bu araştırma, bu mastır planını hazırlamak olurken öte yandan da minik minik projelerle, belki küçük paket projelerle de yapabildiklerimizi göstermek, bütün bunları da sizin Eğitim Kültür Hizmetleri çatısı altında toplamak, müzenizde bunları sergilemek şeklinde sizin burada bulunma zamanınıza denk -bu herkes için geçerli- üç-beş yıllık bir çalışmayı ortaya koymaktır diye düşünüyorum.
Buyurun hocam.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Sayın Başkan teşekkür ediyorum. Çok zor bir konuda bulunulduğunu kesinlikle kabul ediyorum. Eski bir belediyeci olarak, belediye içinde çalışmış biri olarak da size kolaylıklar diliyorum açıkçası.
Hakikaten Türkiye’de insanların geleceğine yönelik ümitleri bir ev, kızına da bir ev, oğluna da bir ev ya da kıyıda bir yazlık şeklinde gerçekleşiyor; bu “kaçınılmaz” olarak diyelim bugünkü sistemde bu. Fakat yarın bunun öyle olacağını ben düşünmüyorum; çünkü kıyılar yağmalanıyor, yaylalar yağmalanıyor, binalar dikiliyor, kentlerimiz yok oluyor. Biz buna ne kadar zaman “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diyeceğiz; bunun bir sonu olmalıdır, buna bir “dur” denilmeli, ama insanların da gelecek kaygısını çok fazla rencide etmeden. Bu nasıl olacak? Özür dilerim; biraz Antalya deneyimi, Ankara Kalesi bile böyle. Mesela, Antalya Kaleiçi’nde eskiden affedersiniz inek karşılığında bir ev alabilirdiniz. Antalya Kaleiçi’nde insanlar evini bırakıp, terk edip gitmek istiyorlardı. Turizm Bakanlığı bir proje yaptı, yat limanı haline dönüştürdü. Ondan sonra oradaki evlerin değeri altın değerinde oldu; bu Ankara Kalesinde de böyledir. Ankara Kalesinde 1987’de Kale içi planı yarışma açıldı. 300 milyona, 200 milyona -o zamanki değerleri bilmiyorum; şimdiki değerlerle söylüyorum- 1 yıl içinde, yarışmadan sonra bunlar 3-5 misli arttı. İnsanlar buraya kamu yatırımının geleceğini, çevrenin düzenleneceğini, iyi-kötü bir bakım geleceğini, onarım geleceğini ve yaşanabilir bir çevre olacağını hissettikleri zaman oraya dışarıdan da yatırımcı geliyor. O yatırımcı da bazen el değiştiriyor; bu sosyal doku açısından belki iyi değil; ama kaçınılmazdır. El değiştiriyor ve konutlar halıcı, kilimciye dönüşüyor. Bakırcı oluyor, altında kuyumcu oluyor ve benzeri, özellikle tarihi kent merkezinin yaşanan kesimlerinde bu olgu çok kolay bir olgu.
Esas sorun konut dokusunun daha uzak kesimlerde; yani rantın dönüşemeyeceği, erişemeyeceği kesimlerde bu tür değer artışları zordur ve insanlara da buranın ilerde, görünebilir bir vadede dönüşeceğine, turizm alanı olacağına ikna etmek biraz zordur. Bu konut alanları için başka modeller gerektirir; yani Toplu Konut İdaresi nasıl yeni yapıya kredi veriyorsa, eski yapının onarımına da kredi verme mekanizması geliştirilmelidir. Yiğit Gülöksüz bey bir ara buna yönetmelik hazırlamıştı. Bu yönetmelik kapsamında bu geleneksel dokulara da bakım ve onarım kredisi verilmesi öngörülüyordu ve çok doğru bir yaklaşımdı. Bu, Türkiye’deki binlerce konutu, yüz binlerce konutu ıslah edecek, sağlıklaştıracak bir modeldi. Bunu Toplu Konut yapamıyorsa acaba belediye kaynaklarıyla bir döner sermaye gibi, başlangıçta sormak kaydıyla, insanlara onarım kredisi verip acaba bunu geriye döndürme imkânı olabilir mi? Şöyle diyorum: “10 tane ev seçilir, 10 tane evin sahibiyle anlaşılır ve denir ki senin evinin onarımı yaklaşık ne kadar? 700 milyon-1 milyar-1,5 milyar. Bu belediye fonlarından desteklenir; ama sen bunu 10 yıl içinde şu kadar faizle geri ödeyeceksin” bu geri ödeme bir döner sermaye oluşturabilir. Bunlar tabii üç kelimeyle söylenecek modeller değil -özür dilerim- hepsi başlı başına bir konu, belki konferans konusu; ama insanları ikna etmek ve buralara bir ivme kazandırmak çok önemlidir.
Antalya Kaleiçi’nde turizm olgusu bir ivmeydi. Bence Antakya için de turizm olgusu önemli bir ivmedir. Önce çevreye biraz çekidüzen vereceğiz; kaplama, lamba, bank vesaire gibi çevresel öğeleri biraz geliştireceğiz, sonra da vatandaşa “bu sokağı yaptık, sen de biraz binana bak” diyeceğiz.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Kent mobilyaları diye bir kavram var.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Tabii, kent mobilyaları yapacağız. Sonra dış dünyadan kredi alınabilir. Proje olmadan kredi alamazsınız; yani plan ve projenin olması lazım. Neye göre size kredi verecek? Mesela, Dünya Bankası bugünlerde Pamukkale için kredi veriyor. Pamukkale projesi bizim; UTTA’ nın danışmanlığında sürüyor. Bütün eski planların yeniden revizyonu, giriş kapıların yeniden düzenlenmesi ve ana aksların Hiyeropolis içinde yayalaştırılması için Dünya Bankası, tam bilemiyorum; ama milyon dolarlar mertebesinde bir kredi verecek. Bu tür projeleriniz olduğu zaman UNESCO’dan, ya da ICOMOS’tan ya da Dünya Bankasından kredi aramak mümkündür; ama projeniz olmazsa biraz zor gibi geliyor.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Öğrencilerimizin Ankara İstanbul gibi büyük kentlerden şehircilik bölümünde okuyan, mimarlıkta okuyan öğrencilerimizi buraya getirebilsek ve onlardan yararlanabilsek üniversitenin örneğin arkeoloji bölümünde mimar arkadaşımız da böyle bir konuda doktorasını yapıyor; bugün kaydını yenileyecek. Öğrenci bazında alınacak olan yardımın rölevede kullanılması şeklinde küçük yardımı alabileceğini düşünmek belki bizi rahatlatıyor; böyle bir şeyler de yapabiliriz. Eğitim kültür faaliyetleri adı altında bütün bunları organize ederek, en azından kentin birkaç yerinde örnekleme yapmak durumundayız.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Ben üçüncü sınıf talebelerini getireyim.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Örneğin hocamız bize öğrenci vaadinde bulundu.
Buyurun.
ÖMER RİFAİOĞLU (Mimarlar Odası Başkanı)- Yeri gelmiş iken bir konuyu ifade etmek istiyorum. Eylül ayı içerisinde bir şey yapmışız. Zaten Antakya’ya âşığız, tarihi kenti korunması temel amacımız; arzumuz, hayalimiz budur. Ancak korkumuz kentin elden gideceğidir “her yeri koruyalım” derken hiçbir şeyi koruyamamak; bizi kahreden bu, başkanımı da kahreden bu. Başkanım döneminde -kendisi burada olduğu için söylemiyorum- gerçekten kaçak yapının en az olduğu bir dönem yaşıyoruz ve sivil kurumlarla, sivil toplum kuruluşlarla en iyi diyalogun başladığı ve devam ettiği sağlıklı bir dönem yaşıyoruz. Biz çok şanslıyız; Yani ben kendimi çok şanslı görüyorum
Eylül ayında biz çeşitli üniversitelerden öğrenci arkadaşları getirdik. Bir eski Antakya evinin rölevelerini çıkarttırdık. Fransız dönemi yapıların cephelerinin çalışmaları yapıldı ve yakın bir zamanda, belki 10-15 gün zarfında bu bir kitap haline getirilecek. Şu anda matbaada, ki Adana’daki şubemiz de bu konuda yardımı oluyor. Bir matbaayla, yayıneviyle anlaşmış durumdayız. Bunu yakında sınırım bitirmiş olacaktır. Bu konularda öğrenciler de çok büyük özveriyle çalıştılar; bunun devamını da yapacağız. Belki önümüzdeki sömestr tatilinde veya daha sonra, önümüzdeki yıl; daha doğrusu bu yılın yaz aylarında bu tür çalışmalara devam edeceğiz. Bunlar insanların bilinçlenmesi, konuya duyarlı insanların bir şeyler görmesi, bu insanlara bir ışık vermek adına bunları yapıyoruz.
Teşekkür ederiz.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Teşekkür ederiz efendim.
Arkeolojik mastır planının çıkarılmasına nasıl başlanması gerekiyor?
SALONDAN- Kısa, orta ve uzun vadede nasıl bir program, nasıl bir yol önerisi. Konunun uzmanı olarak, ki Antalya Kaleçi’nde de böyle bir deneyiminiz olmuş. Ne gibi sıkıntılar yaşamışsınızdır, bize nasıl bir çalışma planı ya da planlama şeması önerirsiniz? Biz bu olayları somutlaştırmazsak ya da bu işte bir lider bulamazsak burada konuştuklarımızda kalacağız gibi geliyor bana.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Efendim ben arkeolog değilim; ama hasbel kader arkeolojik alanlarda, özellikle Bergama’da ve Perge’de iki tane koruma planlamasına yönelik koruma amaçlı imar planları; bunlar o bölgenin arkeolojik mastır planıdır; yani Perge koruma planı, Perge’nin mastır planıdır. Biz onu nasıl ele aldık? Uzman arkeoloji profesörü, danışman hocamız var; Prof. Dr. Vedat İdil, sanat tarihçisi profesör danışmanımız ve peyzaj danışmanımız vardı. Tabii bunu bir planlama konusu olarak ele almak lazım. Arkeolojik master planı da planlamanın bir parçası ; özel bir planlamadır, bir ekip işidir.
Antakya için nasıl olur diye düşünüyorum; Antakya’da eski kente ilişkin, dönemlere ilişkin çeşitli araştırmalar, çeşitli planlar, projeler mutlaka vardır. Kazılar var, kazı raporları var, çıkarılmış haritalar var, kazılarda elde edilmiş röleveler var; bütün bunları bir araya getireceksiniz. Bir dokümantasyon çalışması yapacaksınız. Bu dokümantasyonu yüzyıllara, iki yüz yıllara neyse dönemlere göre leyırlar haline; yani katmanlar haline getireceksiniz. Bilgisayar ortamında bunlar üst üste getirilecek. Helenistik dönem, Roma dönemi, Bizans neyse dönemlerinde kendi olası gelişme sınırları, gelişme yönleri belirlenecek. Daha sonra tur güzergâhları, plana yönelik bir şey. Giriş kapıları, özel noktalarda giriş düzenlemesi yapmak, araç otoparklarından bilet gişelerine kadar; bunu birinci derece arkeolojik SİT’ler için söylüyorum. Özel tasarımlar yapmak lazım; biz bunu Patara’da da yaptık, şu anda kurulda. Yerli yabancı turistler otobüsleriyle, araçlarıyla geldiğinde nerede park edecekler, biletleri nereden alacaklar, tanıtım ve rehberlik hizmetlerini nereden alacaklar? Küçük birtakım ünitelerle bu çözülebilir, çok pratik, prefabrik bile olabilir.
İkincisi; tur güzergâhları düzenlemesi yapmak gerekir. İsteyen kentin içinde arkeolojik tur güzergâhları, kentsel tur güzergâhları, kentsel önemli özelliklerini gezdirecek, kısa, uzun turlar, 3 saatlik turlar, A tur, B tur, yeşil tur -neyse ismini siz koyun- bu tur güzergâhlarında insanlara bir günde neyi göstereceksiniz, 3 saatte neyi göstereceksiniz, 3 gün kalırsa neyi göstereceksiniz? Bunun kataloglanması, bir plan üzerine işlenmesi gerekir.
İllerdeki kazılar için olası kazı yerleri ve kazı noktalarının belirlenmesi, en önemli kazı noktaları nelerdir, nerelerdir? Olası metropol alanının saptanması, mesela Perge’de bir nekropol alanı vardı; orasını birinci derece arkeolojik SİT’E dönüştürdük. Üçüncü dereceydi, kesinlikle tasfiye edilmesi gerekiyordu, üzerinde tarım yapılıyordu, köyün bir kısmı vardı. Birinci dereceye aldık ve zaman içinde tasfiye edilecek. Bu tür özel yerlerin belirlenmesi ve plana işlenmesi gerekiyor. Tur güzergâhları, kazı öncelikleri ve önem sırasına göre düzenlenmesi, giriş kapıları vb.
SALONDAN- Bunlar orta vadeli mi?
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Hayır, bunlar bir plan kapsamında var olacak ve yapılacak çizili belgeler.
Dördüncüsü dinlenme noktaları ve buradaki, tur güzergahı üzerindeki kent mobilyalarıdır. Aydınlatma, sergileme, bank, çöp kovası; bunlar özel tasarımlar gerektirir. Her yere her türlü mobilyayı koyamazsınız; çok abes şeyler oluyor, çok aykırı şeyler yapılabiliyor. Peyzajla birlikte kent mobilyası tasarımları da gerekiyor; arkeolojik mastır planının yapabileceği budur. Bir de maketini yapabilirsiniz, dediğim gibi, sergileme ve slayt üretme, çoğaltma açısından, tanıtım amaçlı çok iyi bir çalışma olur.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Belediyemiz böyle bir çalışmaya başlayabilecek durumda. Bu çok büyük bir meblağ gerektirmiyor; insan çalıştırılacak, bu da ufak miktarlarla öğrencilerle başlayacak. Üniversitemiz var, üniversitemizin öğrenci kapasitesi var. Dışarıdan o kuruma da gelecek öğrenciler var. Dolayısıyla, belki de iyi yapılıp incelenirse çok kısa zamanda belediye bu kültür ve eğitim hizmetini hemen başlatabilir. Bu çatı altında olmasından daha normal bir durum olamaz. O esnada bulunabilecek kaynakların da öncelikle nereye gitmesi gerektiği, nereden ciddi olarak başlanması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkacak gibi görünüyor.
Arkadaşımız yakın vadede mi uzun vadede mi diye sormuşlardı; ancak galiba şu anda hangi vadede ne yapacağımızı konuşamıyoruz gördüğünüz gibi. Önemli olan önce hepsinin bir toplanıp önümüze yığılması, ondan sonra gerçekten planlamaya başlanması, ilk planlamanın yapılması gerekiyor. Plan aşamasına daha hiç girmediği için herkes kendini muallakta, boşlukta hissediyor; henüz fikir aşamasındayız.
Buyurun.
MİNE TEMİZ- Nereden başlamamız gerektiği kararını verebilmemiz için, Mehmet beyin bahsettiği 1/25 000 ölçekli planlamadan başlamak lazım herhalde. Nerede var? Kaçıncı derece, arkeolojik SİT neresi, kentsel SİT neresi? Bunları yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini söylemişti zaten; oradan başlayıp belirlemeleri yaptıktan sonra, alt ölçeklere indikçe önceliği nereye verebileceğimiz; bunlar tarihi, kültürel değer açısından birinci derece önemli yapılar ve bölgeler olabileceği gibi yıkılmak üzere olan, kurtarılması öncelikli yapılar ya da bölgeler olarak kendi içinde bir sıralamaya tabi tutulması gerekir; ama anladığım kadarıyla büyük ölçeklerden tespit çalışmasına hemen başlamak lazım.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Mine hanım sizin bu söylediğiniz 1/25 000, kentin yakın çevresini, hatta il sınırlarını kapsayabilir. Mesela, Bolu ilinde doğal değerler, arkeolojik değerlerin envanterini yaptık; bu bir envanter çalışması. Plana gelindiği zaman plan başka bir husustur. Antakya için düşünüyorsak, eski Antakya arkeolojik yerleşmeleri için 1/1 000 ölçekten, belki kent ile ilişkilerini kurmak 1/5 000’den başlamak gerekir; 1/5 000- 1/1 000 ölçekler bence çok iyi ölçeklerdir. 1/25 000 biraz çevredekileri höyükler; mesela Kinet höyüğünü ben çok iyi bildiğim için Kinet gibi höyükleri oradaki büyük İsassos Antik Kenti o antik kentin sınırlarını işlemek de, 1/25 000 ölçekte bir çevre düzeni planın sorunudur. Bunu aslında Bayındırlık İskân Bakanlığının yapması gerekir.
MİNE TEMİZ- Belediye önderliğinde düşüneceksek belediye sınırları içinde buna başlanmalı.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Belediye sınırları içindeyse belediyenin mastır planı içinde çizili olması gerekir ki korunabilsin; böyle bir mastır plan varsa. Her şey birbirine bağlıdır.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Bütün bunların bir çatısı oluşmuş vaziyette; ben bunu bildiğim için söylüyorum. Kent arkeolojisi diye bir kavram bunun hepsini birden kucaklıyor. Avrupa 1800’li yıllarda bunu fark etmiş; ama adını koymamış, hep bu işi yapıyor.
1960’lı yıllardan bu güne çok yıllar geçmiş; çünkü yeniden yapılanma ya da modern yaşama geçiş eski dokuyu hep bozar olmuş. O halde iyi bir teknolojiyle ve anlatılanlar gibi çok dikkatli bir biçimde hem eskiyi korunacak, hem yeniyi yaşatılacak. Bunun ikisini bir arada tutmayı başaran bir alt bilim dalı daha oluşturulmuş, adına “kent arkeolojisi” denilmiş. Biz galiba burada biraz bunu yapacağız. Bunun mutlaka üniversitede bir ayağının olması gerekir; o da burada zaten var. Belediyeler de bir kentin zaten birinci derece sahibidir. O halde öncelikle bu çatı altında kent arkeolojisinin yürüyeceğini, kentin arkeolojik envanterinin çıkarılabileceği yasal bir birimin bulunması gerekiyor gibi geliyor bana. Ben kendi alışkanlığımdan hemen bir yere bağlamaya çalışırım.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Özür dilerim. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası madde 17, koruma amaçlı imar planlarının yapımı görevini, SİT alanları içinde belediyelere verir. Der ki “koruma amaçlı imar planı yapımı görevi belediyenindir; ancak gerekli gördüğü takdirde Kültür Bakanlığından destek istenir. Dolayısıyla, burada Kültür Bakanlığı desteğinin alınması söz konusu olabilir, özellikle yapılması gereken arkeolojik mastır plan çerçevesinde Kültür Bakanlığından da destek istenebilir -ki bugünkü örgütlenme içinde Kültür Bakanlığında ağırlıklı olarak arkeologlar ve sanat tarihçileri görev yapmaktadır, hatta Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü de bir sanat tarihçisidir- yani bu konuda Kültür Bakanlığından destek alınabilir. Pamukkale’ye yönlendirilen Dünya Bankası fonlarının bir kısmından Antakya için yararlanmak isteği ortaya çıkabilir; çünkü Dünya Bankası bazı giriş kapılarına gelen gelirlerin geriye dönüşüyle ilgili bir kredi veriyor. Arkeolojik alanlarda böyle geriye dönüş imkânı olmasına rağmen giriş kapısında bilet kesiyorsunuz, o paralar birikiyor ve merkeze gidiyor; halbuki buraya harcanması lazım. Paralar İl özel idaresine gidiyor. Sayın Valiyle bu sabah görüştük; il özel idaresi de havaalanı yapıyor. Tabii kent için o da lazım; ama arkeolojik alandan elde edilen gelirin o ören yerine harcanması lazım. Çevresinin dikenli telle çevrilmesi gerekli, güvenlik gibi önemli bir konuyu az önce atladık- Türkiye’de arkeolojik alanlarda büyük bir güvenlik sorunu var; yani çevresi denetimsiz.
Slaytlar gösterildi; koyunlar, kuzular, sürüler giriyor. Perge Akropolüne affedersiniz büyükbaş hayvanlar tırmanıyor falan; büyük bir tahribat söz konusu. Öncelikle çevre denetimi gerekli, kaçak kazı da çok önemli; tüm bunlar için de para gerekiyor. Bu açıdan Kültür Bakanlığından destek istemek bence çok önemli.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Zaten yasa gereği orayla bağımız olduğuna göre, 2863’le bağlantı kurarsak, en azından Eğitim Kültür Hizmetleri Müdürlüğü ile Kültür Bakanlığıyla 2863’ü uygulayıcı olan Kültür ve Tabiat Varlıkları Genel Müdürlüğü ile ilişki kurarak arada organik bir bağ oluşturulur, orası denetlerken burası da uygulamayı yerine getirilebilir.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Ama bu söylediğim uygulama için planlamayı belediyenin kendisi yapabilir; Kültür Bakanlığındaki o uzun süreçlere girmemek açısından onu tercih etmesini tavsiye ediyorum. Çok yararlı olur, birkaç plancı alarak kendisi de yapabilir, bunun için bir encümen kararı gerekiyor tabii.
NİDAY ÖZDEMİR (Antakya Çevre Koruma Derneği Başkanı)- Çevre koruma bilincinin ana kaynağı sevgi ve eğitimdir. Bizim söylemimizde bu hep vardır.
Bir sivil toplum kuruluşu olarak, özellikle yapabileceğimiz işlerden biri de eğitim çalışmalarıdır. Biz okullarda bunu hep dile getiriyoruz, slaytlarımızın birçoğu tarihi dokuyu korumak konuludur; özellikle ona ağırlık veriyoruz. Bunun yanında 5 Haziran Dünya Çevre Haftasında bu hususu dile getirdik, ısrar ettik; Belediye Başkanımız da destekledi ve uyguladı. Kentin tarihi dokusunu göstermek amacıyla belediye otobüsleriyle seferler düzenlendi. Bu tür etkinlikleri arttırarak şehirde yaşayan insanların tarihi yerleri koruma bilinci bu şekilde biraz sağlanabilir, bizim gibi dernekler, belediyeye ait o alt kuruluş o eski, tarihi mahallelerde birtakım çalışmalar yapabilir; çünkü o eski dokunun olduğu yerlerde genelde köyden göçen bir kesim yaşıyor. Mesela, geçmiş dönemdeki belediye başkanı oraya beton dökmüş diye sanırım oylarını arttırabildi. Arnavut taşlarını kapattığı halde böyle bir olumsuzluk yaşanıyor.
Benim aklıma bir başka öneri geldi şu anda. Belediye eğer birkaç pilot ev seçip de “gelen turistleri oraya yönlendirelim, bir odamızı düzenleyelim, oradan gelir elde edebilirsiniz” şeklinde yaklaşırsa, o dokunun içerisinde birazcık da sizlerin de bahsettiği gibi çevre düzenlemesi yapılırsa, belki belediye hiç para ödemeden ilk adımı atmış olabilir. O insanlar o işten para kazanabileceklerini anlarlarsa belki ilk adım atılmış olabilir.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Hocamız örnek verdi.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Safranbolu örneği bence çok iyi incelenmesi gereken bir örnektir.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Ayrıca üniversite şehri; üniversite öğrencilerinin katkılarının sağlayabilmek için de böyle ortamlar yapılabilir.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Niday hanım ilginç bir şey söyledi “Burada köyden göçenler yaşıyor ve kiracılar yaşıyor” dedi, bu çok önemli. Ev sahipleri apartmanlara gitmiş ve burada bazı yapılar ikiye, üçe bölünerek iki-üç ayrı ev şekline dönüşmüş; yani “kültür bölgesi niteliği” dediğimiz budur. Ev sahiplerinin ve dışarıdaki yatırımcıların buraya dönmelerini nasıl sağlayacağız. Ev sahipleri dönmezse yatırımcı nasıl gelecek? Burayı alacak, motel yapacak, lokanta yapacak, kafe yapacak, kuyumcu yapacak. Bu da, sizin dediğiniz gibi ancak çevrenin sağlıklaştırılması ve ıslahıyla mümkündür. Etaplar halinde kent merkezine yakın yerlerde, belirli sokaklarda, belirli meydan çevrelerinde bu tür düzenlemeleri yapmak çok önem taşıyor. Başlangıçta, az önce de dediğim gibi sokağın kaplamasını yapacağız, artık asfalt dökmeyeceğiz. Belki tekrar Arnavut taşına döneceğiz, ortadan akışlı kayrak taşına döneceğiz. Yeniden ortadan akışlı geleneksel sokak modelini çağdaş anlamda yaratacağız. Aydınlatmasını sağlayacağız, gece de yaşanabilir olacak. Otoparkları sağlayacağız, dışarıdan gelenler otoparklara park edip orada yaya bölgesini gezmekten, binalara bakmaktan, fotoğraf çekerken direklere toslamadan yürümekten zevk alacaklar. Kabloları kaldıracağız, olabildiğince yerin altına alacağız; telefon kablolarını, elektrik kablolarını. Yangın musluklarını döşeyeceğiz; bunların hepsi entegre çalışmalardır. Bir sefer yapılacak; yani bir kere kazacaksınız, bütün sistemleri olabildiğince alta alacaksınız, sonra kapatıp döşemesini yapacaksınız, lambasını yapacaksınız, bankını koyacaksınız, çiçeğini, böceğini koyacaksınız. O zaman “ Beyler! Bakın, burayı ben yaptım, sizin binalarınız da değer kazandı” diyeceksiniz. Hatta bunu yaparken belki belediye o sokakta yaşayanlardan ve mülk sahiplerinden katılım payı alacak; çevre düzenlemesine katkı payı gibi bir ön vergi olabilir.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Teşekkür ederim.
MİNE TEMİZ- Girişimler başlatılırken, böyle bir katkı payı istenirken eğitim projesi çerçevesinde Safranbolu için, Antalya Kaleiçi için verilen örnekleri yapı sahiplerine tanıtmak lazım; yani yapılmış örnekleri görmeliler. Slaytlarla, dokümanlarla, toplantılarla yapı sahiplerini, özellikle de maddi gücü yerinde olan kesimlerin sayısı Antakya’da çok fazla, aslında yeterliler. Tek sorun ikna etmekte; yani rant sağlayabilecek şekilde ikna etmekte. Bunu gösterebilmek lazım; yapmamız gereken bu. Bunun için de örneğin Safranbolu’nun onarımlardan önceki slaytlarını ya da fotoğraflarını elde edebilirsek, bir de bugünkü durumunu elde edebilirsek oradaki bir kafede yiyen, içen insanları birtakım enstantanelerle sahneleri taşıyabilirsek yapı sahiplerine, sonuca ulaşmak herhalde daha kolay olur. Bu tür hizmetleri; birlikte görmesi lazım, insanlar zihinlerinde canlandıramıyorlar.
“Antakya’da hiçbir şey kalmadı, aslında her şey yıkılıp gitti” değil; hayır, hâlâ bir şeyler var”. Örneğin park yerlerini bulmak şu anda çok zor; ama Antakya’da hâlâ korunabilecek birçok şey olduğunu biliyoruz, değişik toplantılarda da görüyoruz, hocamız Mehmet bey de sanıyorum bir kısmını gözlemlemişti; bunları canlandırabilmek. Antalya Kaleiçi’nin önceki ve sonraki halini insanlara göstermek, bunları anlatmak, filmlerde bu görüntüleri ve hayalleri yaratabilmek gerekir.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Bunun herhalde bilgisayar ortamına taşıyabildiğimiz gibi slayt gösteriler şeklinde, zaman zaman mahalle kahvelerine giderek -insanları nerede bulacaksınız?- tek tek evlere giderek, ki birçok propagandalar buraya gidilerek yapılıyor kasetler usulüyle. Siyasal güç ne kadar istenirse nerelere getirilebiliyor. Aynı iletişimi biz en azından evlerin içine kadar girerek sağlayabiliriz.
İRİS ŞENTÜRK- Aklıma şu geliyor: Ben daha Belediye Başkanı değildim. 3-4 sene önce burada pansiyonculuk teşvik kredisi verilmesiyle ilgili bir toplantı yapıldı -hatırlıyorsunuz herhalde- hatta eski Antakya evlerine sahip olanlara çağrılar yapıldı; ben çok iyi hatırlıyorum. Burası üniversite kentidir. Eski Antakya evlerinin pansiyonculuğu özendirme konusunda verilecek bu teşviklerden, bu kredilerden faydalanın anlamında toplantılar yapılıyordu; o zaman bayağı uğraşmıştık. Ben o zaman “Çevre Koruma Derneği”nin başkanıydım. Valilikte bu toplantılar yapıldı.
Aslında şöyle bir kafamda şekillendiğinde, bu eski Antakya evleri restorasyonu ya da günlük yaşamı kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesi durumunda ısınma, sokağa giriş çıkın rahatlatılması, güvenliğin olması vesaire gibi olaylarla bütünleştiğinde burası için biçilmiş kaftan; çünkü burası üniversite kentidir. Her geçen gün kalabalıklaşıyor ve üniversite öğrencilerinin ciddi anlamda barınma sorunu var; bunu pansiyon kredisiyle birleştirebilirsek, en azından bu insanlara -Mine hanıma tamamen katılıyorum- somut olarak bir şeyleri koyabilirsek “bakın, böyleydi böyle oldu; insanlar şunu elde edebildi. Affedersiniz bir inek karşılığı alınıyorken şu anda çok ciddi rakamlar, rantlar elde edildi ya da gelirler elde edildi; ama bunu yapacak bir oluşum sıkıntımız var”. Birisinin çıkıp “şunu yapıyoruz, Ayşe sen şunu yapacaksın, Fatma sen şunu, Ali sen şunu; bunun finansmanını da siz sağlayacaksınız” tarzında bir çalışma yapılması gerekiyor. Belediye bunu şu anda mevcut kadrolarıyla ya da mevcut hantal yapısıyla başarabilecek durumda değil. Bu oluşum bu hedef doğrultusunda hazırlanır ya da birlikte hazırlayıp kültür, eğitim birimimize dahil bir gönüllü kuruluş gibi, danışman grubu gibi hazırlanırsa bunun finansını da biz bir şekilde bütçemizden; mesela, Antakya’ya Hizmet Vakfımız var, oradan belki katkı verebiliriz; böyle bir çalışma yapabiliriz. Özellikle az önce getirilen öneri hep kafamdaki şeylerden biriydi. Kantara çıkmazındaki ev sahibine gidildiğinde “Antalya Kaleiçi’nde de senin evin gibi bir ev vardı. Şöyle faydalanıldı, şunları, şunları sağladık” tarzında somut bir şeyler koyabilirsek ve bunu aklı başında bir sürü, özellikle bir-iki ev için uğraşırken ve ondan sonuç alırsak, o insanlar para kazanabilirse -ki kazanabileceklerine inanıyorum- turist ya da öğrenciler geldiğinde özellikle oraya gidip “burada bu ev var, burada şu var, şunlar yapıldı” gibi gösterebilirsek, ki yapılır; bunu yapıyoruz, gelenleri yönlendiriyoruz “eski Antakya evlerine gidin Taç mobilyada iç tarafa girin, dolap kapaklarında şu şu şu renk güzelliği var, tavan işçiliği şöyle, avlusu böyle, taş kesintisi şöyle” bunları özellikle götürüyoruz, gösteriyoruz. Her gittiğimiz gün ya .............. biri gitmiş oluyor, ya dolap kapaklarından biri gitmiş oluyor. Sonuç alacağız; bunu biliyorum, ama bir dinamiklenmeye ihtiyacımız var. O gün başlasın; derdimiz o.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Toplantıların amaçlarından biri tanesi daha çok oydu. Sivil toplum örgütleri, Arkeoloji Dostları Derneği zaten bunu ilke edinmiş.
İRİS ŞENTÜRK- Bir arada tarihle ilgili, tarihi dokunun korunmasıyla ilgili Tarih Vakfının çalışmaları var.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Bunları bir araya getirecek bir çatıda belediyenin görevi diyorum ben yine de. Bu çalışmaları burada örgütleyip sizin kent müzesi içinde yoğurup, bilim adamlarını çağırarak fikirlerini alıp, projelerini yapıp, finansları beraber arayıp ancak öyle yola koyulursa bir yere varırız diye ortaya bir fikir çıkıyor.
İRİS ŞENTÜRK- Zaten Safranbolu’yu ÇEKÜL sayesinde ortaya çıkarttılar, bu işin organizasyonunu ÇEKÜL yaptı. ÇEKÜL Antakya’ya yönlendi; yani bunu sağladık, sağlayabildik. Bakanlık Antakya’ya yüzünü döndü, Kültür Bakanlığı döndü, Turizm Bakanlığı döndü; bunlar önemli adımlar. Bu adımların sonuçları yavaş yavaş alınacak; ben inanıyorum. Yine de bu oluşumda o insanların, buraya gelen insanların ya da bizim gittiğimiz insanların önüne somut birtakım şeyler koyabilmemiz gerekli. Mesela, maketten söz edildi; çok güzel bir çalışma olur. Çok affedersiniz demin sizin söylediğiniz mezbahanın bulunduğu yerde -ki orası hipodrom- ve ben ....... geçtiği falan.....
Dünya kadar adamı aldım götürdüm oraya, yıllardır götürürüm. Mesela orada şöyle bir tabloda oranın eski görüntüsü çizilebilse, altına bir yazı yazılabilse, insanlar oraya gidip o taşa dokunduklarında çok büyük haz duyacaklar; yerlisi yabancısı bundan haz duyacak çok insan var. Bu çalışma bile bir başkasının adımı olacak; ama bunları yapabilmek için birilerinin ortaya çıkması gerek. Ben bunun finansını Hizmet Vakfı aracılığıyla, çok yüksek olmadıkça sağlayabilirim; ama rakamı çok olmamalı, adım adım olmalı, ben belediye olarak hazırım.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- İRİS hanım çok güzel şeyler söylediniz, ben de giderek çok heyecanlanıyorum. Bunlar başlamış ve zaten Antakya’da var olan şeyler, hiçbir şey sıfırdan başlamıyor; ama makro politikalar saptanmalı, ona bağlı planlar, programlar yapılmalı, ona bağlı para bulunmalı ve uygulama yapılmalı “4 P”dediğim olay politikalar, planlar, program, bir de para. Projeleri de 6 olarak çıkarabilirsiniz. Neyi, nasıl, nerede, ne yapacağımızı her zaman bilmemiz ve hesaplamamız gerek; plancını görevi de budur, kent için geleceği göstermek.
Biz makro planlarda zaman zaman 2020-2030 yıllarını hedefliyoruz, il bazında planlar yapıyoruz. Mesela, Bolu ilinin 2020 bölge planını yapıyoruz; bitti, bitmek üzere. 2020 yılında Bolu’daki her bir kasaba, her bir “köy” demeyeyim; ama her bir yerleşimin ne olacağı nüfus olarak, işgücü olarak, sektör sektör ne olması gerektiği -depremselliğe de bağlı olarak- ulaşım sistemine, koruma değerlerine, doğal değerlere, arkeolojik değerlere bağlı olarak nasıl gelişir, sürdürülebilir bir gelişme nasıl olur? Zaten planlamanın temel amacı budur. Bu bölge; planından başlar, en küçük kentsel tasarıma kadar iner. Dolayısıyla, neyi, nasıl yapacağımızı gösteren bir belgeye, bir araca ihtiyacımız var. Ondan sonra onu örgütlersiniz. Mesela ÇEKÜL’e “sen şunu yap, UNESCO’dan şu para bunun için alınacak, Kültür Bakanlığından şu para bunun için alınacak. Sivil toplum örgütleri gelin siz şunu yapın” örgütü değil, halkın katılımını sağlayın, halkla toplantılar yapın; yani bunu bir çizili, yazılı belgeler dizisi haline getirmek ve buna da herkesin konsensus içinde uymasını sağlamak gerekir. Bunu belediyeden başka kim yapar bilemiyorum doğrusu.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Bu yetkiyi belediyeye verdiği için...
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Yani bu yörenin sahibi sizsiniz.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Hayır, siz ev sahibisiniz. Onun için sizin çatınızın altında olmasına baştan beri inanıyoruz. Yapabileceklerimizi bu tarafa doğru yönlendireceğiz. Sektörlerin hepsi üniversite -sizler zaten içindesiniz- bu gücü birleştirmek için bundan iyisi yoktur.
İRİS ŞENTÜRK- Bizim bir şansımız da Valimizin bu konuya yumuşak bakıyor olması.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Valilik bu projeye çok yumuşak bakıyor. Bu projeyi de Valilik geçirmeye kararlı. Bülent beyle Osman bey buradalar Ulucaminin düzenlenmesi, bu konuda bir proje yarışmasına gidilecek. Büyük bir meblağ olmayacak belki; ama ondan sonra o hayata geçirilecek. Hatta ben ikinci basamak olarak buraya hocamızın çevre düzenlemesi konusunda düşündüklerini rica etmiştim. Kendileri şöyle sunmuşlar: “Oradaki işlerin başlaması için cami ve çevresine ilişkin var olan yasal mastır planlarının her şeyden önce irdelenmesi gerekiyor. İkincisi alana ilişkin 1/500’lük veya daha büyük ölçekte plankotesi çıkarılması ve arazi saptamalarının yapılması gerekiyor. Üçüncüsü genel anlamda koruma amaçlı kentsel tasarım ve peyzaj projelerinin hazırlanarak kent mobilyası ve altyapı projelerinin hazırlanması gerekiyor ve dördüncüsü koruma kurulu ve belediye onayından sonra maket ve projeyi tanıtan paftaların hazırlanması”; Ulucami için ilk etapta gerekenler bunlar. Bunlara sanırım başlayacağız, öyle görünüyor. O minik bir proje paketi olarak ayrıca duruyor; burada işin öbür tarafını konuşuyoruz. Bütün bunlara başlamak için de bence fazla vakit kaybetmeye de hiç gerek yok. Yazılı, çizili hale getirmek için bir tek öğrenmeye çalıştığım oydu. Sizin Eğitim Hizmetleri Müdürlüğünüzün yöneticisi, sorumlusu ile bizi buluşturmanız gerekiyor, o şekilde işin yasal boyutundan başlayarak yazışmaya gideriz.
Buyurun Bülent bey.
BÜLENT BABACAN- Değerli hocam, Mimarlar Odasının Başkanı Sayın Ömer beyle görüştüm, size de iletmiştim. Bundan daha önce bir girişim, niyetleri var. Arzu ederseniz, uygun görürseniz, kendisi de uygun görürse kısaca bilgi versinler.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Çok seviniriz efendim. Biz zaten Bülent beyin de bilgisi üzerine, Ömer beyle görüştük bu bilgi bana gelmişti, ben hocamıza danıştım “böyle bir şey var, neler üretebiliriz?” diye. 4 tane boyutu bu işin. Ben sizden de rica etsem katkılarınızı ve burada yapılması gerekenleri sunar mısınız?
ÖMER RİFAİOĞLU- Efendim biz bu konuyu Vali beyle daha önce konuşmuştuk. Daha sonra Bülent bey de yanıma gelip bu konuyla ilgili Arkeoloji Dostları Derneğinin böyle bir düşüncesi var, Vali beyle sizin de girişimleriniz olmuş, konuyu konuşmuşsunuz. Gerçekten Antakya’nın Cumhuriyet Meydanında çok zor algılanan bir camimiz var. Minaresiyle, o giriş kapısı, taç kapısı olmasa -zar zor seçiliyor zaten bunlar- Ulucaminin varlığını çoğu insan göremeyecek, şu anda göremiyor. Oradaki büyük tabelalar, daha sonra yapıldığını bildiğimiz dükkânlar düzenlenmeli; birinci düşünce bu.
İkinci düşünce ne? Acaba caminin etrafını sarmış o dükkânların tamamı temizlenip yaya kullanımına açılabilir mi, beden duvarları ortaya çıkarılabilir mi, ilk haline döndürülebilir mi? Bunun da araştırması yapılabilir. O arada dükkânlar çok büyük hava paralarıyla devrediliyor; bazı insanlar bunun çok zor olacağını söylediler, haklılar belki de. Eğer o imkânsızsa, o dükkânların temizlenmesi, beden duvarlarının tamamen ortaya çıkarılması, kapının tamamen ortaya çıkarılması, bütün görkemiyle, bütün ihtişamıyla o tarihi yapının ortaya çıkması hepimizin arzusu. Yönetim Kuruluna ilettim, onların da bu konudan haberleri var. Bu yapılamazsa, o dükkânların o tabelaları kent mobilyalarıyla düzenlemenin tamamen bugünkü kullanımının bu çirkin görüntünün ortadan kaldırılması ve bugünkü kullanımın muhafaza edilerek kısacası, amiyane deyimle adam edilmesi gerekir, onun bir düzene girmesi lazım. Bu konuda bir yarışma projesi açılabilir; biz buna her türlü katkıyı vermeye hazırız. Sizinle birlikte, Valilikle, özel idareyle, belediyeyle biz de her türlü üzerimize düşeni yaparız. Katkı verecek arkadaşlarımız da var. Ulusal bazda veya Hatay bazında bir yarışma açılabilir; her ikisi de olabilir.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Çok teşekkür ederiz efendim. Böyle ön girişimde bulunulduğu için teşekkür ediyoruz.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Tabii burada detaya iniyoruz. Konuşmaya 1/25 000 ölçekten başladık, caminin kenarındaki dükkânın üzerindeki etikete kadar, tabelaya kadar iniyoruz. Bunların hepsi tasarım ve mülkiyet konusudur. Az önce dediğiniz gibi bu cami herhalde vakıf mülkiyetinde olsa gerek ve o dükkânlar da vakıf akarı olsa gerek. Vakıflar Bölge Müdürlüğüne danışarak yapılması gerekir. Vakıfların izni olmadan biraz zor yapılır gibi geliyor bana. Kurul kararı olsa dahi uygulanması zor. Dolayısıyla, Vakıflar Bölge Müdürlüğünü davet edip ikna ederek “biz böyle bir çevre düzenlemesi yapıyoruz. Bakın, bu dükkânlar çok çirkin. Şunlar kalsın; ama şunları kaldıralım” gibi -al gülüm ver gülüm meselesi- ikna edilebilir. Birçok vakıf eseri bu şekilde düzenlenmeye çalışıyor; çünkü burada maalesef yetki belediyesinde değil. Yapı vakıf eseri olduğu için vakıfların görüşünün alınması lazım.
Tabii ki yarışma çok iyi bir yöntemdir; ama biraz süre alır ve paraya dayanır. Şartname hazırlayacaksınız, jüri üyelerini toplayacaksınız, jüri üyelerine yolluk, harcırah vereceksiniz, şartnameleri bastırıp satacaksınız, az gelir elde edeceksiniz, çok masraf yapacaksınız. Acaba davetli bir yarışma; yani 3-5 tane gruptan ısmarlama, proje bedelini vererek, belli bir model saptanır, maketiyle davetli yarışma yapılır. Sonra bir seçici kurul onu seçer ve hemen uygulamaya girer. Bu çok daha hızlı bir süreç. Konya’da eski terminal için bu şekilde bir yarışma yapıldı, biz de girdik; eski terminalin yenilmesi ve kentsel yenileme projesi şeklinde. Biz de hasbelkader 200 metrelik bir kule yaptık. Kabul edilir mi? Bu tür bir davetli yarışma daha hızlı ve daha kesin bir çözüm gibi geliyor.
ÖMER RİFAİOĞLU- Bir ekleme yapmak istiyorum. Vakıflar Bölge Müdürümüz bu konuya çok sıcak bir insan -ben bizzat kendisiyle görüştüm- Vali beyden bu konuda yardım istemişler; bunu burada açıklıyorum. Kendisinin düşüncesi dükkânların tamamen kaldırılması yönündedir. Ben haklarımdan vazgeçebilirim; ama insanlar büyük paralar, yüz milyarlar ödemiş. El değiştirince kendiliğinden çok düştü. Böyle olunca bu büyük bir zorluk.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Tabii bunlar hep sözleşmeye bağlıdır, belli bir zamanı vardır. O süre içinde hava parası da verseniz “süresi doldu, lütfen. Bu bir mazbut vakıf eseridir; çevre düzenlemesi yapacaktır. İşte plan, işte kurul kararı” deyip tasfiye etmek gerekir. Kurulu kararı alınmadan yapamazsınız zaten; koruma kurulu kararı gerekir.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Teşekkür ederiz. Buyurun.
SALONDAN- Vakıflar Bölge Müdürü, Sayın Valimizin bu konuda dükkânların yıkılmasına sıcak bakıyor. Buradan belki bir gelir elde edilmiştir; ama Sayın TUNÇER’in dediği gibi bir proje sunulursa bu proje o dükkânların bir bölümünün yıkılmasıyla ilgili olursa ikna edilebilir; ama tümünün yıkılmasına sıcak bakmıyorum.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Teşekkür ederiz efendim; bu da bir fikir.
Sanıyorum derinleştireceğiz; yani madem ki oraya sıcak bakan kuruluşlar var -Valilik bize de aynı konuyu söylemişti; sıcak bakıyor- bir şeylerin üzerine gidilmeye çalışılacak; ama ne kadar sonuç alacağımızı şu anda bilmiyoruz, bir örnekleme olacak.
Başka soru ya da yanıt ya da katkı var mı? Üniversitedeki arkadaşlarımız ne düşünüyorlar? Hakan bey, Banu hanım, Mine hanım konuşacaklarınız var mı acaba?
HAKAN AYGÜN- Herkes sanırım aynı durumda. Herkes “hadi bir şeyler başlasa da biz de ucundan tutsak”diye düşünüyor galiba. İster istemez belki Antakyalı olmadığımız için daha sessiz durumdayız. Bir şeyler başlarsa sanırım herkes işin içine girecek ve ucundan, kıyısından tutmaya çalışacak.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Çevre Ana Bilim Dalının mastır öğrencilerini getirdiler ve ....... Dolayısıyla, çevrecilik konusunda yapacakları çok şey var.
SALONDAN- Elimizden gelen varsa... doğal çevre ağırlıklı değil mi?
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Evet, tabii çevre ağırlıklı.
İRİS ŞENTÜRK- Madem öyle adıma hemen şöyle başlasak, arkadaşlar da ucundan tutsa: Eski belediye binasının alt tarafını onardık, bu binayı oturulabilir hale getirdik. Fiziğe bağlı koşullar vardı, akıyordu filan gibi bir şeyler var; onları düzenledik. Üst katı tamamen başkanlık makam binası yaptılar. Üst katta özel kalem, halkla ilişkiler, basın yayın, bir de basın mensupları için bir oda ayarladık. Alt kat tamamen boş -sizi gezdirdim- çok sıcak odalar var, altta zemin Antakya karosu. Maalesef tavan; onu elleyemedik, çünkü çok ciddi bir masraftı. Yeniden tavanın kaldırılması gerekiyordu. Plastik tavan; daha önce modernlik adına plastik tavan yapılmış. Onu bozamadım, elleyemedim; çünkü yerine başka masraf yapan durum vardı, zaten çok komik bir rakama yaptım. Üst tarafı döşedim, alt tarafta üstü geniş şekle getirebilecek; yani dört duvarı hazır, zemini hazır, sıcak, suyu var, tuvaleti var vesaire. Burada kent müzesi çalışması için bilgisayarları oraya aktarıp bir doküman odası, kent kütüphanesi, kent tarihini gözlemleyebilecek bir kütüphane yapmayı düşünüyoruz. Hatta Mehmet bey, Türk Tarih Vakfı çalışmasını yapan arkadaş gitti galiba. Hatta ve hatta bu duyurularımıza eski Antakya ailelerinin fotoğrafları -Tarih Vakfının böyle bir çalışması vardı- mahalleyle, mahallenin bakkalıyla, kasabıyla ilgili, bazı küçük el sanatlarıyla ilgili anıların derlenmesinin yer aldığı odalar, hatta benim şu anda makam odamın arka tarafı tamamen dolu; çünkü duyuru yapmıştım, insanlar eski kent mutfak eşyaları getirdiler. Bu nedenle, arka oda dolu. Bu duyurulduğunda gelecektir. Hikâyelerin bulunduğu, eski kitapların bulunduğu vesaire böyle değişik değişik odalar. Bu arada dışarıdan gelecek herhangi biri otursun, ne katkı vereceğine, ne edeceğine dair çalışmasını yapsın. Bu mekân hazır; ben bu mekânı döşeyeyim, açayım. Döşenmesi bir şey değil.
Siz bana “Başkan şu odaya şunu yapalım” deyin ya da birlikte konuşalım “bu oda bilgisayar odası olsun, bu oda fotoğrafların toplandığı bir oda olsun, bu oda mutfak eşyalarının toplandığı bir oda olsun, bu odada bulunabilen belediye arşivine girsin, öğrenciler verin bana” bunu başkası yapmaz; bunu gönüllü olacak kişi yapar. Bunu para verdiğiniz kişi yapmaz. Belediyenin arşivine girsin; çünkü, bakın bugün değil önümüzdeki 30 yıl içinde bugünkü su makbuzu bile tarih olacak. Belki ilerde bu su makbuzları bile kullanılmayacak. Bunların geçmişte kullanılanları biriktirilir. Ne bileyim Antakya’nın bir köprü yapımıyla ilgili dokümanlar dosyalansın, atılsın bir rafa konulsun “köprü şu tarihte ihaleye çıktı, şu oldu, bu oldu” bunlar gelecekte tarih olacak hususlar, kentin mirası olacak şeyler; ben bu şeyleri vermeye hazırım. Ekipleri falan oluşturun “bana şu lazım” deyin; ben hazırım.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Bunu oluşturmak üzere zaten son 1,5 aydır çalışıyoruz. Birinci derece şehir bölge plancılarından başlayarak çevre planına, kent planına eğilmekle bilgilenelim istedik. Bu ilk bilgilenme toplantısı. Üniversite zaten çok genç; ama nitelikli elemanlarla dolu -kendi bölümlerimi söylüyorum- bunlardan yardım alarak Mimarlar Odası herhalde gelecek; bizden becerikli. Bizim derneğimiz ve başka sektörler bir araya gelip örgütlenerek yapacağız. Perşembe günleri bunları aktarma şansımız var. Biz kendi adımıza söyleşiler dizisi yaptık. İsterseniz size de başka bir gün söyleşiler dizisi yaparız ya da aynı gün hepsini, aynı ad altında yürütürüz diye düşünüyoruz. Bugünkü de bir tasarım; düşüncenin tasarımı öyle diyelim.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Bu müze için bilgisayar ortamında ne saklanabiliyorsa bunların hepsini sayısal hale getirmek gerekiyor. Bunu 30 yıl için düşünmeyin 130 yıl için düşünün. Dolayısıyla teknoloji de değişiyor; ama eski haritaların sayısal hale getirilmesi, eski fotoğrafların sayısal hale getirilmesi, kent planlarının sayısal hale getirilmesi için köprünün vesaire fotoğrafları lazım. Bunları CD’ler halinde saklamak, daha doğru olur diye düşünüyorum; bu CD’lerden de 3 kopya falan yapmak lazım. Birisi sizin kasanızda olsun, birisi başka bir kütüphanede olsun, diğeri o müzede olsun; yangını var, depremi var. Bu taşınabilir dokümantasyon merkezinin biraz sayısal dokümantasyon merkezi haline getirmek daha doğru olur.
İRİS ŞENTÜRK- Paralel yürütmek gerekir.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Zaten mekânlar buna el verecek durumda. Arşivleme zaten olacak. Bugünkü konumuz böyle bir fikir jimnastiği. Eklenecek veya daha konuşulmasını istediğiniz hususlar var mı?
Buyurun.
SALONDAN- Bir fikir jimnastiğiydi, bir araya geldik, konuşuyoruz. Birinci adımı attık, ikinci adım için bir şeyler konuşabilir miyiz bu toplantıda? Bundan sonraki günlerde ne yapabiliriz? Bir mini komisyon gibi bir şey oluşturabilir miyiz, bir araya gelmek için bir tarih belirleyebilir miyiz? Çünkü burada konuşulan konuların, bir süre sonra daha geniş vadeye yayılarak geriye kalma ihtimali var. Bunu biraz daha çabuklaştırmak için komisyon gibi şey kuramaz mıyız? Misal veriyorum; Belediye Başkanının önderliği altında Mimarlar Odası olabilir, bir çevre derneği olabilir veyahut da Belediye Başkanımız da burada- onların katkılarıyla bu minik bir komisyon, daha geliştirilerek ilerdeki tarihlerde işi büyüterek gelişmeler yapamaz mıyız? Bir ikinci adım daha atarak kapatsak uygun olur mu?
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Ben izin verirseniz bu konuda açıklama yapacağım. Komisyonlar her zaman kurulur; ancak çalışması hep hantaldır. Çünkü dağınıktır, bir araya gelinemez ya da gelinse de çok fazla verimli olmaz gibi geliyor. Biz daha kısa ve çabuk bir yol düşünmüştük. Üniversitedeki arkadaşlarımız bunu zaten iş olarak kabul ediyorlar. Biz Mimarlar Odasıyla, diğer nedenlerle bundan böyle daha sık bir araya geleceğiz. Belediyemizin Eğitim Kültür Hizmet Müdürlüğü var diye baştan konuştuğumuza göre acaba sizin müdürlüğünüz altında bu toplantıların yinelenmesine rütin bir hale orada mı getirelim? Komisyonlar şeklinde çalışmaktansa “sizin bünyenizde ayda bir bu konuda toplantı yapılacaktır” diye adını koyarak bu işi yürütelim mi? Örneğin müdürlüğe bakan biri var mı?
İRİS ŞENTÜRK- Müdürümüz var; ama bu konuyla ilgili ayrı bir şahsı görevlendirmek gerekir. Bu biraz daha farklı bir olay; çünkü bana, belediye içinde özel olarak bu işi kendisine vakfedecek birisi lazım. Zaten öyle bir isim var ve sizinle sürekli bağlantı halinde; onunla konuşuruz. Bu Internet sayfasını da o arkadaş sağlıyor. Biliyorsunuz ben bugün yurtdışına gideceğim ve daha belediyede işlerimi bitirmedim. Bir dolu imza falan atacağım. Aşağıda da büyük bir ihtimalle bekliyorlar. Her halde “bu Başkan bu kadar saattir ne yapıyor?” diyorlardır; ama bu benim çok önem verdiğim bir konu. Gideyim geleyim, yine aynı kuruluşla; Mimarlar Odası, üniversite, sivil toplum örgütleri, ben, bu işe gönül veren arkadaşlarımızla, arkeoloji dernekleri falan hemen yeniden bir araya gelelim. Bu kent müzesinin ana başlıkları kuruldu. Bununla birlikte bugün öğlen sağ olsun hocam bayağı bilgi verdi. Kent tasarım projesi, daha doğrusu kenti korumayı amaçlı imarın yeniden gözden geçirilmesi meselesini, biz de kendi birimlerimiz; yani mimar, İmar Müdürlüğünden İmar Komisyonu, orada mimar arkadaşlarımız var, onları da işin içine katarak böyle geniş çaplı bir şekilde “ne yapabiliriz?”i tartışıp “bunun kaynağı nedir, ne kadara çıkar, bunu nasıl yaratabiliriz?” bu ikisini paralel götürelim. Bir gideyim, geleyim. Ben zaten çok uzun kalmayacağım. Hemen yeniden bir çağrı yapalım. En azından bu konuda bir fikir olduğu ortaya çıksın. Mekân hazır, mekâna doneleri dolduracağımız birimlerimiz ayakta ve yeterli; çalıştıralım.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Çalıştırabileceğimize inanıyorum.
İRİS ŞENTÜRK- Ben de inanıyorum, bu işin olacağına inanıyorum.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Kesinlikle. Onun için mutlaka komisyon oluşsun gibi katı bir şeye girmeyelim diye öneriyorum. Ne dersiniz? Çünkü komisyonlar kendini hep zorunlu hissedecekler; ama bir şey üretemeyince “komisyon kuruldu bir şey yapamadı” olacak. Biraz esnek bırakalım “bir sonrakini toplantı haline getirelim, ondan sonra yavaş yavaş kendi kendine oluşsun” derim. Hocam siz yine bu işi devam ettirin.
İRİS ŞENTÜRK- Bu konuda beni motive edecek unsur hocam; sağ olsun bu konuda sürekli beni motive ediyor.
Prof. Dr. MEHMET TUNÇER- İRİS hanım gitmeden benim bir önerim var. Burada konuşulanları bir kaset teybine alsak, onun çözümlerini alsak. Bir dahaki toplantıda bunu kararlar dizisi haline getirsek “arkeoloji mastır planı için ne yapmalı, koruma amaçlı kentsel tasarım projeleri için ne yapmalı, kentin bütününün planlanması için ne yapılabilir, çevre ağırlıklı projeleri için ne yapılabilir, çevre ağırlıklı projeler için ne yapılabilir, cami çevresi düzenlemesi için ne yapılabilir?” bunları bir kararlar dizisi haline getirmeli ki daha sonraki toplantıda her birinin özelinde daha detaya inilsin, daha detaylı kararlar ve uygulamaya yönelik planlama çalışmaları başlatılsın.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Plancılar böyle diyor, o zaman olaya böyle girmemiz lazım. Kasetleri çözdürelim, onları tekrar gözden geçirilecek hale getirelim ve dağıtalım.
Doç. Dr. MEHMET TUNÇER- Internet’ten yollanabilir.
İRİS ŞENTÜRK- Hocam, birinci aşamada bu kaseti ben versem. Belediyede bunu yapacak kimse yok. Ben kaseti size göndereyim. Neyin nasıl yapıldığını bir iki arkadaşımıza anlatalım.
Prof. Dr. BERNA ALPAGUT- Katıldığınız için teşekkür ederiz. Hocam çok teşekkür ediyorum, sağ olun.
-----0-----

ANTAKYA “TARİHİ KENT DOKUSU” KORUMA PLANI वे KORUMA / GELİŞTİRME AMAÇLI KENTSEL TASARIM PROJELERİ “Yöntem, Koruma Politikaları ve Program Önerisi”




ANTAKYA

“TARİHİ KENT DOKUSU” KORUMA PLANI ve
KORUMA / GELİŞTİRME AMAÇLI KENTSEL TASARIM PROJELERİ
için
“Yöntem, Koruma Politikaları ve Program Önerisi”


Doç. Dr. Mehmet TUNÇER

(Antakya Belediye Başkanı Sn İris Şentürk'e MART 2001 tarihinde
hazırlanan rapordur)








I. AMAÇ

Bu çalışmanın AMACI :

1. Dünya kültür mirası içinde önemli bir yeri bulunan Antakya Tarihi Kent Dokusu’ nun korunması ve geliştirilmesi amacıyla “Koruma Amaçlı Planların” yeniden ele alınması ve uygulamaya yönelik olarak “Koruma Amaçlı Kentsel Tasarım Projeleri” ile detaylandırılmasıdır.
2. Planlama, projelendirme ve uygulamaya yönelik olarak koruma / geliştirme politikaları oluşturulmasıdır.
3. Planlama, projelendirme ve uygulamaya yönelik zamanlama ve hizmetin parasal çerçevesinin çizilmesidir.

II. YÖNTEM

Antakya Tarihi Kent Dokusu koruma ve geliştirme çalışmaları aşağıdaki aşamalarda ele alınmalıdır :

1. Yürürlükteki Koruma Planı’nın tüm boyutlarıyla (ulaşım, arazi kullanımı, kent bütünü ile ilişkiler, koruma ve yenileme kararları vd.) gözden geçirilmesi,
2. Koruma Planı’nın sorunları, uygulanamayan yönleri / kararları, kriz noktaları/ darboğazları ve bunların nedenlerinin sorgulanması, çözüm önerileri geliştirilmesi,
3. Koruma Planı’nın güncelleştirilerek yeniden ele alınması (revizyonu) ve yeni ulusal ve uluslar arası koruma politikalarına bağlı olarak “Koruma Politikaları” geliştirilmesi,
4. Aşağıda belirlenen konu başlıklarına göre etaplar halinde ele alınacak “ÖZEL PROJE ALANLARI” (Kentsel Tasarım Alanları)’ nın belirlenmesi.
5. Özel Proje Alanları’nın tasarlanması ve uygulamaya konulması.

III. ANTAKYA TARİHİ KENT DOKUSU ÖZEL PROJE
ALANLARI



III.1. TARİHİ KENT MERKEZİ (GELENEKSEL ÇARŞI KESİMİ) DÜZENLEMESİ :

III. 1.1. DURUM SAPTAMASI :

Osmanlı Döneminde Antakya Ahilik ilkelerine göre çalışan, lonca halinde örgütlenmiş bir esnaf teşkilatına, hanlar etrafında organize olmuş ve her biri bir mesleğin mensuplarına tahsis edilmiş sokakların oluşturduğu işlek bir çarşıya sahipti. Günümüzde bu çarşı büyük ölçüde ayaktadır, ancak ana sokaklar dışında bakımsız, sağlıksız durumdadır ve çöküntü bölgesi niteliği taşımaktadır. Hanlar, hamamlar ve ticari yapılar (dükkanlar) bakımsız ve sağlıksız bir durumdadır.
Antakya’da “Yeni Merkez – Eski Merkez” ikili yapısı bulunmaktadır. Yeni merkez kesimleri (MİA), eski merkezden bağımsız, Asi Nehri’nin batısında Atatürk, Karaoğlan, Adnan Menderes ve Gündüz Caddeleri çevresinde gelişmiştir. Ancak, İnönü, İstiklal, Kemalpaşa ve Kurtuluş Caddeleri üzerinde tarihi kent dokusu ve ticaret merkezi yeni yapılaşma baskısı altındadır. Özellikle Ulucamii ve Hükümet Konağı (Hatay Valiliği) çevresi eski ve yeninin içiçe düzensiz bir şekilde yer aldığı, en çok baskı altında olan, ancak korunmaya en değer kesimlerdir.



III.1.2. KORUMA DEĞERLERİ ve ÖZEL PROJE ALANLARI :



III.1.2.1. HÜKÜMET KONAĞI ÇEVRE DÜZENLEME PROJESİ :

Bu kesim; koruma sorunlarının en yoğun yaşandığı, ancak bir koruma ve turizm amaçlı geliştirme projesinin en hızlı ve kolay uygulanabileceği kesimdir. Özellikle inanç turizminin, dine dayalı ve dinlerin kardeşliğinin göstergesi olan bir kentsel tasarım ve peyzaj düzenleme projesinin yapılması uygun olacaktır.
Köprübaşı’ndan başlayarak, Ulucamii ve Çevresi, Protestan Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi çevrelerinin bütüncül bir uygulama ile ele alınması ve yayalaştırılması gereklidir. Hürriyet Caddesi ana yaya aksı olarak düzenlenebilir. Hükümet Caddesi (Arzuhalciler Sokak), Saray Caddesi ve Çakmak Caddesinin bir bölümü yayalaştırılarak çevrenin cazibesi daha da arttırılabilir. Bu bölgenin gayrı-Müslimler için de bir kültür, inanç ve dini cazibe merkezi olduğu göz önünde bulundurularak yapılacak düzenlemelerde yabancı finans kaynakları aranabilir.

III.1.2.2. ULUCAMİİ ÇEVRE DÜZENLEME PROJESİ :

Ulu camii Çevresi; günümüzde kaçak / ruhsatlı, tarihsel çevre ile uyumlu olmayan yapılarla dolmuştur. Camiinin tarihsel mimari yapısı algılanamamaktadır. Halbuki, bu kesim kentin en canlı, en korunmaya değer kesimlerinden biridir. Osmanlı-Türk geleneksel çarşı kesiminin en uç noktası, Yeni Kent ile bağlantı ve geçiş noktasıdır. UZUNÇARŞI olarak bilinen geleneksel çarşı kesim ile entegre edilerek “Koruma Amaçlı Kentsel Tasarım Projesi” hazırlanmalıdır. Cami, Vakıf eseri olduğundan Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile ilişki içinde ele alınması gereklidir. Bu bölgede yer alan geleneksel el sanatlarının korunması ve geliştirilmesi de önem taşımaktadır.

III.1.2.3. UZUNÇARŞI ve MEYDAN ÇARŞISI (ARASTA KESİMİ) DÜZENLEME PROJESİ :

Antakya içinde en eski ve sayıca çok olan yapılar ticari HANLAR, HAMAMLAR ve ÇARŞI’lardır. Bunların hemen hepsi Vakıf eseridir. Geçmişte yaygın olan geleneksel el sanatları (zanaatlar teknolojik gelişmeler sonucunda ya terkedilmiş, ya da unutulmuştur. Günümüzde; taş işçiliği (heykel, mitolojik eserler vb), ipek dokumacılığı, ağaç oymacılığı, sap ve hasırdan tepsi ve tabak üretimi, defne sabunu üretimi yapılmaktadır.

Antakya Tarihi Kent Merkezi’nde halen kısmen de olsa yaşamakta olan sanat dalları (zanaatlar) aşağıdadır:

Semerciler, Bakırcılar, Dericiler, Fanusçular, Bıçakçılar, Yemeniciler, Tenekeciler, Demirciler, Kalaycılar, Taşçılar, Sedefçiler, İpekçiler, İplikçiler, Buğday Sapından Tepsi, Sini Yapımcıları, Künefeciler, Börekçiler, Zeytinyağcılar, Sabuncular, Hasırcılar, Baharatçılar, Zücaciyeciler, Attarlar, Ayakkabıcılar Vb..

Görüldüğü gibi günümüzde büyük kentlerde yok olmuş geleneksel nitelik taşıyan el sanatları halen bu kesimlerde süregelmektedir. Antakya geleneksel çarşı kesimi tarihi kent dokusunun hemen hemen 1/5 ‘ini kaplamaktadır. Ulu cami arkasında, Yeni Cami – Katolik Kilisesi ile Ulu Camii üçgeninde arasında yer alan tarihi kent merkezinin bütüncül planlamalarla ele alınıp, ulaşım, servis, otopark sorunlarının çözülerek korunması ve ağırlıklı olarak yaya bölgesi haline getirilmesi gereklidir. Göreceli olarak daha yeni kullanımların yer aldığı Kurtuluş Caddesi ile de bu çalışma kapsamında ilişkiler kurulması uygun olacaktır. Ayrıca, yeni merkez ile görsel, yaya ve fonksiyonel açılardan bağlantı kurulmalıdır.




III.1.2.4. KURTULUŞ CADDESİ DÜZENLEMESİ :

Bu cadde doğu ve batısında yer alan tarihsel kent dokusu için bir omurga niteliğindedir. Her iki kısmında çok zengin sütunlu Antakya evleri yer almaktadır. Askeri Kışladan başlayarak, Katolik Kilisesi, Habibi Neccar Camii, Yahudi Havrası, Yeni Camii ve St. Piyer Kilisesini birbirini bağlayan önemli bir akstır. Bu ana aks üzerinde işletilecek bir tramvay sistemi ile ana ticari aks olarak turizm amaçlı canlandırılabilir. Her iki cephesi etüd edilerek cephe düzenleme çalışmaları yapılmalıdır. Elektrik direkleri yer altına alınarak olumsuz görünümden arındırılmalı, vitrin, tabela vb düzenlemeler yapılmalıdır. Kent mobilyası (durak, bank, ilan tabelası, afiş, havuz, çeşme vb) öğeleriyle zengin bir yaya + tramvay sistemi ağırlıklı bir promenad haline dönüştürülebilir. Bu düzenleme caddenin her iki yakasındaki konut dokusunun ve ticari dokunun sağlıklaştırılması ve onarımı ile pansiyon, konut amaçlı kullanıma dönüştürülmesinde itici bir ivme yaratacaktır.


III. 2. ANTAKYA TARİHİ KENT DOKUSU / KONUT ALANLARI ÖZEL PROJE ALANLARI

Antakya’da taş döşeli cadde ve sokaklar, avlulu, kiremit çatılı, gerek ahşap, gerekse taş işçiliği ve süslemeleri ile dikkati çeken geleneksel sivil mimarlık örnekleri “ANTAKYA EVLERİ” , kentin genel karakterini yansıtmaktadır.
Ancak, Antakya Tarihi Kent Dokusunda konut alanlarının bütünlüğü Kurtuluş Caddesi güney-batısı ticaret merkezinin etkisi ile kısmen bozulmuştur. Bu kesimde yer alan mahalleler (Meydan, Yenicami, Akbaba, Ulu camii, Zenginler, Güllü Bahçe vd. Mahalleler) geleneksel çarşı kesimi ile yeni gelişen modern merkez işlevlerinin baskısı altında kısmen ticari kullanımlara ve depolama vb işlevlere dönüşmüşlerdir. Geleneksel dokunun doğu kesimlerinde yer alan mahalleler ise (Koca Abdi, Şehitler, Gazipaşa, Kantara, Kuyulu vd. Mahalleler) konut ağırlıklı kullanımlarını korumakla beraber, bölüntü, bakımsızlık, sağlıksızlaşma vb etkilerle kentin giderek en sağlıksız, konfor durumu düşük kesimleri haline gelmiştir.
Konut alanlarını kendi fiziksel ve sosyal eşiklerine bağlı olarak etaplar halinde ele alıp bu kesimlerde koruma, sağlıklaştırma ve altyapı projelerini uygulamaya koymak gereklidir.
Bazı sokaklarda uygulanan beton kaplama malzemesinin kaldırılarak, yağmur yağdığında suyu geçirgenliği yüksek, geleneksel nitelikte Arnavut taşı ve kayrak taşı kaplamalar uygulanmalıdır.

Konut alanlarında ;
1. Korunması gerekli yapısal ve çevresel öğelerin saptanması,
2. Sağlıklaştırılması gerekli yapı/yapı gruplarının saptanması,
3. Gerekli altyapı iyileştirilmeleri için ivedi ve pratik önlemlerin saptanması,
4. Yukarıdaki tüm saptamalar ışığında gerekli koruma, sağlıklaştırma ve yenileme politikalarının ve plan kararlarının üretilmesi,
5. Bu politikaların uygulanabilmesi amacıyla gerekli olan etaplama, finansman ve örgütlenmeye ilişkin önerilerin geliştirilmesi,
uygun olacaktır.

III.3. ANITSAL TAŞINMAZ KÜLTÜR VARLIKLARI ve VAKIF ESERLERİ ÖZEL PROJE ALANLARI

Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde olan Vakıf kökenli eserlerin (cami, han, hamam, arasta, vb) korunması, bakım ve onarımlarının yapılması, çevre düzenlemeleri için Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile yakın eşgüdüm içinde çalışılmalıdır.

Aşağıda adları geçen korunması gerekli ANITSAL KÜLTÜR VARLIKLARI için her biri özelinde çevre düzenleme çalışmaları yapılmalı, Koruma Planı’nda “ÖZEL PROJE ALANLARI” olarak belirlenmeli ve önceliklerine bağlı olarak uygulamaya konmalıdır:

CAMİLER : Kantara Camii, Yeni Camii, Ulu Camii, Nakip Camii, Civelek Camii, Habib-i Neccar Camii, Şeyh Ali Camii, Mahremiye Camii, Sermaye Camii, Meydan Camii vd.
HANLAR ve BEDESTEN: Kurşunlu Han, Sidikli Han, Sokullu Hanı, Sokullu Bedesteni vd.
HAMAMLAR : Cindi Hamamı, Saka Hamamı, Meydan Hamamı, Yeni Hamam vd.




III.4. ARKEOLOJİK SİT ALANLARI ÖZEL PROJELERİ

Dünyanın en önemli antik kentlerinden biri olan Antakya’nın Arkeolojik Sit Alanları’nın korunması ve geleceğe yönelik olarak özenle planlanması gereklidir. Özellikle I. ve II. Derece Arkeolojik Sit Alanları öncelikli ve önemlidir. III. Derece Arkeolojik Sit Alanlarında da yapılaşmanın ve temel kazısının denetimi önem taşımaktadır.

Arkeolojik Sit Alanları’nın planlanmasında aşağıdaki konulara özel projeler halinde ele alınmalıdır :

• Antik kente geliş aksları ve giriş kapılarının düzenlenmesi (ulaşım, servis, otopark, tanıtım, bilgilenme, PTT, yeme-içme-dinlenme tesisi, banka, tuvalet, hediyelik eşya satış üniteleri vb)
• Antik kent içi düzenlemeler (tur güzergahları, ulaşım sistemi, dinlenme ve bakı noktaları, öncelikli ve önemli anıt eserlerin onarımı ve çevre düzenlemeleri)


IV. KORUMA VE GELİŞTİRME POLİTİKALARI

IV.1. ULUSAL VE ULUSLAR ARASI KREDİ SAĞLANMASI :

Antakya tarihi kent dokusunun korunabilmesi, geleneksel ticaret merkezi ile eski Antakya Evleri'’in onarımına yönelik "Özel Projeler" hazırlandıktan sonra yurtiçi ve yurtdışı kredi, hibe

IV.2. ÇEŞİTLİ TURLAR İÇİN ANTAKYA’ NIN ÇEKİM MERKEZİ HALİNE GETİRİLMESİ :

Kültür turları, doğa turları, soft-turizm, arkeoloji turları, inanç turları, folklor turları vb turlar için kentin önemi büyüktür. Bu konuda çeşitli fikirler geliştirilmelidir.

IV.3. TURİZM MASTER PLANI İÇİNDE “İNANÇ TURİZMİ” :

• “Antakya Hıristiyanlar için bir toplanma merkezi”,

• “At Antioch, we desire to see different denominations of Christians; from all walks of life with varied experiences and aspirations, coming together to share their walk with each other and with pre-believers alike” .

• WORCHESTER ART MUSEUM : “ANTIOCH The Lost Ancient City” Sergisi:

The Roman City of Antioch is best known for its magnificent mosaic production. Docent Janet Guerrin digs into Antioch: The Lost Ancient City, and interprets the mosaics from both the Roman viewpoint and our understanding of them today.

• Antioch's reputation as the "Athens of the Near East" inspired an American-led team of archaeologists to excavate the site from 1932-39. The institutions leading the excavation - Princeton University, Baltimore Museum of Art, Musées Nationaux de France (Louvre), and the Worcester Art Museum - discovered ancient treasures that lay buried beneath fields and olive groves for more than a millennium. The excavations yielded the largest collection of Roman domestic mosaics of the highest quality found anywhere in the Mediterranean dated from 120 - 520 AD .



• ANTIOCH KENTİ, CALIFORNIA :

ABD’ nin Antioch kenti ile yakın ilişki kurularak ve işbirliği sağlanarak koruma ile ilgili çalışmalara destek bulunabilir. Bu kent ile ilgili özet bilgi aşağıdadır :

Antioch is one of California's oldest cities, with a burgeoning population of professionals and skilled workers. It is a crossroads linking the San Francisco/East Bay region to Sacramento and the Central Valley...a gateway to the plentiful recreational features and cultural facilities of Northern California and the Bay Area...without the high price tag of most Bay Area real estate. During the next decade, one in five new county residents will choose to live in Antioch, according tocurrent projections. Antioch's 1997 population of
76,538 will increase to approximately 90,000 by the year 2000, an annual growth rate of slightly more than 3 percent. This continuing growth will add to the consumer resources of an already thriving retail community.

ANTAKYA TARİHİ KENT DOKUSU KORUMA - KENTSEL TASARIM ve KENT PLANLAMA İLİŞKİLERİ BAĞLAMINDA GÖRÜŞ ve ÖNERİLER





ANTAKYA
TARİHİ KENT DOKUSU
KORUMA - KENTSEL TASARIM ve KENT PLANLAMA İLİŞKİLERİ
BAĞLAMINDA GÖRÜŞ ve ÖNERİLER


Doç. Dr. Mehmet TUNÇER


17 Ocak 2001 tarihinde; Antakya’da, Eğitim Fakültesi Dekanı Sn. Prof.Dr.Berna ALPAGUT’un düzenlediği ve Belediye Başkanı Sn. İris Şentürk ve Belediye yetkililerinin, yerel sivil toplum örgütlerinin (Mimarlar Odası, Hatay Arkeoloji Dostları Derneği) ve Mustafa Kemal Üniversitesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü, Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinin katılımı ile Antakya’da Doğal, Kentsel ve Arkeolojik Sit Alanlarının korunması ve geliştirilmesine yönelik sorunların ve çözümlerin tartışıldığı bir toplantı yapılmıştır.

Bu toplantıda; tarafımdan “Ankara Tarihi Kent Dokusu” ve “Konya Tarihsel Kent Merkezi” ne yönelik son 15-20 yıl içerisinde yapılmış, koruma amaçlı planlama ve projelendirme çalışmaları ile uygulamalar sunulmuştur. Bu iki kentte koruma politikaları özetlenerek, uygulamalar ışığında Antakya için öneriler geliştirilmeye çalışılmıştır.
Ülkemizde, yerel yönetimlerin politikaları genel olarak parti ve kişiye göre değişkendir. Yönetimlerin sık sık değişmesi, politik kimlikleri, parasal olanaksızlıklar gibi nedenlerden dolayı, kent planlamanın ve kentsel tasarımın önemi anlaşılamamaktadır. Kentsel tasarım, temelde tüm politik kaygılardan uzak olarak, “Yaşanabilir Kent” oluşturulmasını hedef olarak almalıdır. Toplumsal ve ekonomik koşullar ne olursa olsun, kentsel tasarım eylemi aslında kentin her kesiminde planlama kararlarının uygulamaya konması, yani bizzat kentin yapım sürecidir. Gerek planlama, gerek kentsel tasarım eylemi, teori ile pratik, plan proje ile uygulama arasındaki bağları kurmakla sorumludur.



Antakya özelinde değerlendirilebilecek görüş ve öneriler aşağıda özetlenmiştir:

1. Birçok tarihsel kentte “Koruma Amaçlı Planlar” dan önce yapılan planlar, genel olarak korumayı değil yenilemeyi (imarı) öngörmektedir. Bu da pek çok değerin günümüze kadar yok olması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle; Antakya’da yürürlükteki tüm planlar doğal ve kültürel varlıkların korunmasına yönelik ilkeler doğrultusunda yeniden gözden geçirilmelidir.

2. Planlamanın her aşamasında, kente özgünlüğünü, kimliğini veren mekanlar ve değerlerin korunması ve geliştirilmesini sağlayan politikalar oluşturulmalı ve bunların mekana yansıması sağlanmalıdır. Bunun için koruma ağırlıklı politikalar, planlar ve projeler gereklidir. Kentlerde “Yaşanabilir Mekanlar” oluşturmanın, doğal ve kültürel değerleri korumanın ve yaşatmanın ilkeleri planlamanın üst ölçeklerinden itibaren ortaya konmalıdır. Antakya’da var olan koruma amaçlı planlar ve projeler bu gözle yeniden değerlendirilmeli, kentin makro planları bu değerlendirmeler ışığında ele alınmalıdır.

3. Kent planlaması ve kentsel korumanın en iyi ifade edileceği ölçek “ KENTSEL TASARIM “ ölçeğidir. Kent planlaması - Kentsel Tasarım ve kentsel Koruma üçgeninde; “Kentsel Tasarım” , kent planlama ve kentsel korumanın varmak istediği hedefe ulaşmak için başvurulan bir araçtır. Kentsel tasarımın disiplinler arası niteliği de bunu desteklemektedir. Kentsel tasarımın anlamı, yöntemi ve planlama içindeki yeri birçok kimse tarafından, özellikle de Yerel Yönetimler tarafından henüz tam olarak anlaşılamadığı için, yanlış aşamada bu konudaki çalışmalar yapılmakta ve yetersiz, uygulama sorunları olan ürünler ortaya çıkmaktadır. Antakya’da “Özel Proje Alanları” (Kentsel Tasarım Alanları) saptanarak uygulamaya yönelik koruma amaçlı tasarımlar yapılmalı ve uygulanmalıdır. Var olan koruma amaçlı planlar, uygulama sorunları irdelenerek, kentsel tasarım alanları saptanarak, koruma ilkeleri doğrultusunda yeniden gözden geçirilmelidir.

4. Genel olarak, koruma planlaması süreci uzun sürmekte, onama sürecinin uzunluğu nedeni ile hazırlanan planlar güncelliğini yitirmektedir. Koruma planlarında uygulama ölçeklerine inilmekte gecikilmekte, inildiğinde de yapılanlar uygulama için yeterli olmamaktadır. Antakya’da Belediye ve İl Özel İdaresi işbirliği ile koruma amaçlı plan ve projeler bir “Eylem Planı” şeklinde ele alınmalıdır. Kentsel sit alanları için “Koruma Amaçlı Çerçeve Plan” (1/5000 ve 1/1000 Ölçekli) ve “Kentsel Tasarım Projeleri” (1/500-1/200 Ölçekli) hazırlanmalıdır. Antakya Kenti “Arkeolojik Ana Planı” hazırlanarak, önemli arkeolojik veriler belirlenmeli ve koruma altına alınmalıdır. Kentin Hellenistik, Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ilişkin görünümü maketler haline getirilerek bilimsel ve turistik amaçlı sergilenmelidir.

5. Ülkemizde yerel yönetimler teknik olarak yetersizdir, bilgi ve deneyim birikimi oluşmamaktadır. Antakya Belediyesi, ilgili Belde Belediyeleri’nin de desteğini alarak planlama ve uygulama yapabilecek etkin bir birim oluşturmalıdır. Bu birim gerekli danışmanlık hizmetini alarak kent bütününe ve koruma alanlarına yönelik planlama, projelendirme ve uygulama örgütlenmesi çalışmalarını sürdürmelidir.

6. Yerel yönetimin uygulama alanında yaşayan halkın planlama ve uygulamaya olumlu katkı ve katılımlarını sağlamada yaşadığı zorluklar ve yetersizlikler bulunmaktadır. Antakya’da, Antakyalı’nın tarihsel ve doğal çevre korunmasına olumlu katkı ve katılımlarını sağlamaya yönelik tanıtım, sergi, konferans vb düzenlenmeli, hazırlanan plan ve projeleri tanıtıcı broşür, kitap, poster vb yayınlar hazırlanmalıdır. Uygulama koruma alanlarının, en korunmaya değer ve muhtaç noktasından başlanmalı ve etaplar halinde yapılmalıdır. Tasarımların uygulanmasında, uygulamadan etkilenenlerin tasarıma ve uygulamaya katılımı sağlanmalıdır. Kişilerin uygulamaya katılımları sağlanırsa ve orada yaratılacak projeden değer elde edeceklerini ve o değeri paylaşacaklarını bilirlerse, koruma politikalarında da “Demokratikleşme” sağlanmış olacaktır.

CNN RSS News Feeds

National Geographic POD

Followers